Datça, Saat 04.17

Grup, bir araya gelmiş bedenlerden oluşan bir heykel gibi duruyordu. Her biri, depremin acısını sırtında taşıyordu. O gece, mumlar sadece geçmişi anmak için değil, geleceği aydınlatmak içindi. Karanlık, onları yutmaya çalışsa da, alevler direniyordu. Bir mum söndüğünde, diğeri yanıyordu; tıpkı umudun, acının küllerinden doğması gibi.

Datça, Saat 04.17

 Depremin  Üç Yılında  da Sessiz Çığlık

Gece, Datça’nın sokaklarını sarmış bir örtü gibi ağırlaşıyordu. Saat tam 04:17’yi vurduğunda, rüzgarın uğultusu arasında toplanmıştı, oradakiler. Datça Demokrasi Platformu’nun paydaşları, Berkin Elvan Yontusu’nun önünde bir araya gelmişler. Ellerde mumlar, titrek alevlerle yanıyordu. O alevler, sadece üç yıl önce yaşanan depremin karanlığını değil, adaletin kaybolduğu bir yolun izlerini de aydınlatıyordu. Deprem gecesi gibiydi her şey: Ani, yıkıcı ve unutulmaz. Ama bu kez, yıkılan binalar değil, kırılan umutlardı.

Datça, Saat 04.17Mumların ışığı, rüzgara meydan okuyordu. Her bir alev, bir hikaye anlatıyordu. Kimisi, enkaz altında kalan sevdiklerinin anısına yanıyordu; kimisi, yıllardır cevapsız kalan sorulara. “Helalleşmiyoruz, affetmiyoruz,” diyordu o ışıklar sessizce. Karanlıkta yolunu kaybetmiş bir toplumun feryadıydı bu. Adalet arayışı, üç yıldır bir labirentte dolaşıyordu: Yıkılmış evler, unutulmuş vaatler, ve suskun yetkililer. Ama burada, yontunun gölgesinde, o suskunluk bir haykırışa dönüşüyordu. Rüzgar, melodisini taşıyordu denize doğru – haksızlığa karşı direnişin ezgisini.Datça, Saat 04.17

Grup, bir araya gelmiş bedenlerden oluşan bir heykel gibi duruyordu. Her biri, depremin acısını sırtında taşıyordu. O gece, mumlar sadece geçmişi anmak için değil, geleceği aydınlatmak içindi. Karanlık, onları yutmaya çalışsa da, alevler direniyordu. Bir mum söndüğünde, diğeri yanıyordu; tıpkı umudun, acının küllerinden doğması gibi.

Tam saat 04:17’de,  saygı duruşu başladı. Zaman durdu sanki. Rüzgar bile sustu. O anda, depremin uğultusu kulaklarda yankılandı yeniden: Yer sallanırken kaybedilen hayatlar, enkazdan yükselen çığlıklar. Duruş bittiğinde, alkışlar patladı. Öfke, sessiz bir fırtına gibi dağıldı havaya. Alkışlar, sadece anma değildi; bir sözdü: “Susmayacağız.” Grup, yavaşça dağılırken, mumların son alevleri söndü. Ama o ışık, içlerinde yanmaya devam ediyordu.

Üç yıl geçmişti, ama yara hala tazeydi. Datça’nın sokakları, o gece bir kez daha aydınlanmıştı. Karanlığa karşı yakılan her mum, bir umut tohumu ekmişti toprağa. Ve rüzgar, o melodiyi taşımaya devam etti.

Yorumlar (1)

Abdullah Cebeci

1 ay önce / 06.02.2026

Dilinize yüreğinize sağlık Mahmut hocam.Bu aralar aranızda olamadığım için üzgünüm.

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla