Mitolojik Buluşlar
Merhaba okuyucularım, Kim demiş biz Z kuşağının mitoloji bilmediğini? Çok yanlış; ablaların, amcaların bilmediği mitoloji tanrılarını biz biliriz.
Sözüm size, ey ölümlüler ve belki de birkaç meraklı tanrı. Ben Amelos, Yunan mitolojisinin o pek bilinmeyen, ama vazgeçilmez inşaat tanrısıyım. Evet, evet, Hephaistos’un demir dövdüğü, Athena’nın bilgelik dağıttığı bir dünyada, ben sessiz sedasız tapınakların duvarlarını yükseltirim. Kimse fark etmez, ama o Knidos’un muhteşem sütunlar, Parthenon’un taşları, hatta Zeus’un tahtının ayakları… Hepsi benim marifetim. Ne de olsa, tanrılar eğlenirken, biri de o eğlencenin alt yapısını kurmalı değil mi? Yoksa Olimpos’un bulutları bile çökerdi.
Bu sabah erkenden kalktım – tabii tanrılar için “sabah” diye bir şey yok, ama hadi diyelim ki– ve atölyeme gittim. Orada, bir yığın mermer blok, birkaç kırık çekiç ve unutulmuş bir plan çizimi bekliyordu. Zeus amca, yine yeni bir tapınak istemiş. “Amelos,” demiş, “bana öyle bir yapı yap ki, yıldırım atsın, gök gürlesin, ama rüzgarda sallanmasın.” Tabi, her zamanki gibi. Sanki ben geçen seferki tapınağı sallanır diye yapmışım. Hayır, o sallantı Poseidon’un deprem şakalarından kaynaklanıyor. Ama suçlu kim? Tabii ki ben, sessiz inşaatçı.
Neyse, işe koyuldum. Önce temeli kazdım. Ah, o temel kazma işi… Tanrılar arasında en sevdiğim kısım. Neden mi? Çünkü kazarken, toprağın altından neler çıkıyor neler. Bir seferinde, Hades’in unutulmuş bir kemik yığını çıktı. “Amelos, bunu yerine koy,” diye mesaj attı hemen. Sanki ben mezar hırsızıyım. Başka sefer, Aphrodite’nin kayıp bir küpesi. Onu bulunca, teşekkür yerine, “Neden bu kadar geç?” diye sitem etti. Sanki küpeyi ben düşürmüşüm. Ama olsun, ben alışkınım. İnşaat tanrısı olmak, biraz da başkalarının hatalarını düzeltmek demek.
Duvarları örerken, Hermes gelip geçti. O hızlı çocuk, her zamanki gibi acele içinde. “Amelos, şu sütunu biraz daha eğri yap, eğlence olsun,” dedi gülerek. Eğri sütun mu? Sanki Dorik sütunlar eğri durur da, turistler bayılır. Hayır, ben düzgün yaparım. Ama Hermes ısrar etti, “Hadi ya, biraz çeşitlilik.” Sonra gitti, arkasında bir toz bulutu bırakarak. Ben de düşündüm, belki haklı. Olimpos’ta her şey mükemmel olunca, sıkıcı oluyor. Bir sütunu hafifçe yamulttum. Bakalım Zeus fark edecek mi? Muhtemelen hayır, o Hera’yla tartışmakla meşgul.
Öğlene doğru, Artemis uğradı. Av tanrıçası, ama nedense inşaat malzemelerime göz dikmiş. “Amelos, şu ok ucu gibi taşlardan ver,” dedi. Verdim tabii, ne diyeceğim? “Hayır, bunlar tapınak için” mi diyeceğim? Sonra gitti, ormana doğru. Akşama doğru döndü, “Teşekkürler, mükemmel avlandı,” diye. Ama bir baktım, taşlardan biri kırık dönmüş. Sanki ok değil, mızrak atmış. İnşaat tanrısı olarak, malzemelerimi korumak zor iş. Belki bir dahaki sefere, taşlara “Av için değil” diye yazmalıyım.
Akşamüstü, Dionysos partiye davet etti. “Gel Amelos, şarap içelim, dans edelim.” Gittim, neden gitmeyeyim? Ama parti dediğin, Olimpos’un en sağlam zemini üstünde olmalı. Bir baktım, dans ederken zemin kayıyor. Neden? Çünkü Dionysos’un satyrleri, temeli eşelemiş. “Amelos, düzelt şu zemini,” diye bağırdı herkes. Ben de düzelttim, sessizce. Parti devam etti, şarap aktı, kahkahalar yükseldi. Ama kimse “Teşekkürler Amelos” demedi. Olsun, ben alışkınım. İnşaat tanrısı olmak, arka planda kalmak demek.
Gece olduğunda, atölyeme döndüm. Birkaç plan daha çizdim. Yarın Poseidon için bir deniz feneri yapacağım. “Amelos, dalgalara dayanıklı olsun,” demiş. Sanki geçen seferki dayanmadı da, balıklar şikayet etti. Ama yapacağım, en iyisini. Belki bu sefer, üstüne bir not bırakırım: “Kırılırsa, suçlu depremler.” Kim bilir, belki gülerler.
Evet, ölümlüler, işte benim bir günüm. Olimpos’un taşlarını dizmek, tanrıların kaprislerini çekmek, ama yine de ayakta kalmak. Kim bilir, belki bir gün benim için de bir tapınak yaparlar. Ama o tapınağın temelini kim atacak? Tabii ki ben. Ne de olsa, inşaat tanrısı Amelos her zaman hazır.
Ama durun, daha bitmedi. Bir de şu hikaye var: Bir seferinde, Athena bana bir bilgelik tapınağı siparişi verdi. “Amelos, en akıllı tasarım olsun,” dedi. Ben de yaptım, sütunlar mükemmel, çatı kusursuz. Ama açılışta, bir baykuş uçtu, çatıya kondu ve… Evet, pisledi. Athena güldü, “Güzel işaret,” dedi. Ben? Temizledim tabii. İnşaat tanrısı olmak, bazen kirli işleri de kapsar.
Başka bir anı: Apollo müzik salonu istedi. “Amelos, ses mükemmel yansısın.” Yaptım, akustik harika. Ama prova sırasında, lir çalarken telleri koptu. Suçlu kim? Salonun duvarları. Sanki ben telleri germişim. Neyse, düzelttim. Apollo teşekkür etti mi? Hayır, şarkı söyledi gitti.
Ve son olarak, Hades’in yeraltı sarayı. “Amelos, karanlık olsun, ama sağlam.” Yaptım, taş üstüne taş. Ama bir depremde hafif sallandı. Poseidon’un işi tabii. Hades şikayet etti, “Neden sağlam değil?” Dedim, “Yeraltında deprem olur.” Güldü, “Haklısın.” En azından biri anladı.
İşte böyle, ey okuyucular. Ben Amelos, Knidos’un gizli kahramanı. Tapınaklar yükselir, tanrılar eğlenir, ben çalışırım. Belki bir gün, benim hikayem de mit olur. Ama o mitin temelini kim yazacak? Tabii ki ben.
Yorumlar (0)