Temiz Eller Operasyonu mu, Yoksa Siyasi Makyaj Mı?
AKP iktidarının en önemli siyasal figürlerinden Melih Gökçek hakkında soruşturma başlatılması, Türkiye siyasetinde yeni bir tartışmanın kapısını araladı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Gökçek hakkında yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı iddiaları üzerine res’en soruşturma başlattı ve Gökçek’i şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırdı.
Peki, bu gelişme AKP içerisinde bir “temiz eller operasyonu”nun başladığını mı gösteriyor?
Bence hayır.
Çünkü mesele yalnızca kimin soruşturulduğu değildir. Asıl mesele, neden şimdi soruşturulduğu, soruşturmanın nereye kadar götürüleceği ve bu soruşturmanın siyasal iktidarın bütünüyle ilişkisi içinde ne anlama geldiğidir.
Bir iktidarın kendi içinden birkaç tanınmış ismi soruşturması, tek başına hukuk devletinin göstergesi olamaz.
Hatta tam tersine, böyle bir gelişme siyasal bir algı operasyonunun parçası olarak da kullanılabilir.
İktidar, topluma hiçbir konuda güven verememektedir. Rıza üretimi bitmiştir.
Dolayısıyla, topluma şöyle bir mesaj verilmek istenmektedir:
“Bakın, biz kendi adamlarımızı da soruşturuyoruz. Demek ki yargı tarafsızdır.”
İşte burada durmak ve düşünmek gerekir.
Çünkü kapitalist sistem içinde liberal manada bile bir hukuk düzeninde yargının bağımsızlığını kanıtlamak için iktidarın birkaç eski yöneticisine soruşturma açılması gerekmez. Hukuk zaten herkese eşit uygulanır. Onlarca CHP’li belediyelere açılan soruşturmalar sürecinde, AKP’li belediyelerin bir tekine bile hiçbir soruşturmanın açılmamış olması dahi bu alanda hukukun eşit uygulanmadığının en önemli göstergesidir.
Asıl sınav, iktidara yakın olanlarla iktidara karşı olanlar aynı hukuk terazisine konulduğunda verilir.
Mesele birkaç kişi değil, sistemdir.
Marksizm bize önemli bir şey öğretir:
Devleti yalnızca kurumların toplamı olarak değil, içinde yaşadığımız üretim ilişkileri ve sınıf ilişkileriyle birlikte ele almak gerekir.
Kapitalist toplumda ekonomik güç ile siyasal güç birbirinden tamamen bağımsız değildir. Sermaye, devlet ve siyasal iktidar arasında sürekli bir ilişki vardır.
Bu nedenle yolsuzluk, rant, kamu kaynaklarının özel çıkarlara aktarılması veya siyasal bağlantılar üzerinden servet birikimi gibi sorunları yalnızca “ahlaksız birkaç siyasetçinin” davranışına indirgemek, sorunun özünü görmemektir.
Kişiler değişebilir; fakat sermayeye dayalı düzen değişmediği sürece aynı mekanizmalar yeniden üretilmeye devam eder.
Bugün bir siyasetçi soruşturulur, yarın başka biri gelir.
Bir şirket el değiştirir.
Bir ihale başka bir şirkete verilir.
Bir sermaye grubu tasfiye edilir, yerine başka bir sermaye grubu yükselir.
Fakat kamu kaynaklarının özel sermaye birikiminin hizmetine sunulmasına dayanan mekanizma devam ederse, sorun ortadan kalkmış olmaz.
İşte Marksist bakış açısının liberal bakıştan ayrıldığı temel nokta budur.
Liberal anlayış çoğu zaman sorunu “temiz siyasetçi–kirli siyasetçi” ikiliğine indirger.
Marksizm ise sorar:
Bu kirlenmeyi üreten ekonomik ve siyasal ilişkiler nelerdir?
Gerçek temiz eller, birkaç kişiyi değiştirmek değildir.
Eğer gerçekten bir “temiz eller” operasyonu yapılacaksa bunun ölçüsü çok açıktır:
Öncelikle kamu kaynaklarının nereye gittiği ortaya çıkarılmalıdır.
İhaleler bütün ayrıntılarıyla denetlenmelidir.
Siyasal iktidar ile sermaye arasındaki ilişkiler şeffaflaştırılmalıdır.
Kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin servetleri denetlenebilir olmalıdır.
Yurt dışına çıkarılan paraların kaynağı araştırılmalıdır.
Ve en önemlisi:
Bütün bunlar iktidara yakınlığına bakılmaksızın yapılmalıdır.
Gökçek’e de, Binali Yıldırım’a da, başka bir AKP yöneticisine de, muhalefet partilerinden herhangi bir siyasetçiye de aynı hukuk uygulanmalıdır.
Ancak o zaman lafzi olarak da olsa “hukuk devleti”nden söz edilebilir.
Yok eğer iktidarın hoşlanmadığı bazı eski kadrolar tasfiye edilirken, iktidarla ilişkili başka sermaye ve siyaset çevrelerine dokunulmuyorsa, bunun adı temiz eller operasyonu değil, iktidar içi güç mücadelesidir.
Yargı siyasal makyajın aracı olmamalıdır.
Bugün toplumun çok büyük çoğunluğunda yargının tarafsızlığı konusunda ciddi kuşkular bulunmaktadır.
Böyle bir ortamda iktidarın kendi geçmişinden gelen güçlü isimlere yönelik soruşturmaları doğal olarak dikkat çekmektedir.
Ancak burada muhalefetin de yapmaması gereken bir hata vardır:
“Gökçek soruşturuluyor, demek ki adalet geliyor” kolaycılığına düşmek.
Hayır.
Adalet bir kişinin soruşturulmasıyla gelmez.
Adalet, toplumda üretilen değerlerin toplum için eşit bir şekilde paylaşımın olduğu bir düzenle mümkündür. Kapitalist sistemin hüküm sürdüğü bir toplum düzeninde bu zaten mümkün değildir. Burjuva manada bile adalet, ancak hukukun siyasal iktidarın üzerinde olduğu bir düzenle mümkündür.
Bir siyasetçinin yargılanması elbette önemlidir. Fakat bundan daha önemli olan, yarın başka bir iktidar geldiğinde aynı hukuk mekanizmasının ona da uygulanabilmesidir.
Kapitalizmde “temiz eller” neden yetmez?
Marksist açıdan bakıldığında daha temel bir sorun vardır.
Kapitalist düzende üretimin amacı toplumun ihtiyaçlarını karşılamak değil, sermayenin büyümesidir.
Sermaye ise sürekli daha fazla sermaye yaratmak zorundadır.
Bu nedenle kamu kaynakları, rant alanları, büyük ihaleler, özelleştirmeler, imar kararları ve siyasal bağlantılar yalnızca bireysel ahlak meselesi değildir. Bunlar, sermaye birikiminin siyasal mekanizmalarıyla iç içe geçmiştir.
Dolayısıyla yalnızca birkaç “kötü siyasetçiyi” temizlemek, sermaye düzeninin yarattığı eşitsizlikleri ve rant mekanizmalarını ortadan kaldırmaz.
Bugün bir Gökçek gider, başka bir Gökçek gelir.
Bir sermaye grubu geriler, başka bir sermaye grubu yükselir.
Bir iktidar değişir, fakat kamu kaynaklarının sermayeye aktarılmasına dayalı düzen devam ettiği için temel sorun değişmez.
İşte bu nedenle sosyalistlerin mücadelesi yalnızca “dürüst siyasetçi” arayışına indirgenemez.
Mesele, sistemi değiştirmektir.
Çözüm: Kamu kaynaklarının halkın denetimine verilmesidir.
Sosyalist perspektif, kamu kaynaklarının bir avuç sermayedarın zenginleşmesine değil, toplumun ortak ihtiyaçlarına ayrılmasını savunur.
Sağlık, eğitim, barınma, ulaşım, enerji ve temel hizmetler kâr alanı olmaktan çıkarılmalıdır.
Kamu işletmeleri özel çıkarların değil, toplumun ihtiyaçlarının hizmetinde olmalıdır.
Devlet bütçesi halkın denetimine açılmalıdır.
Siyaset ile sermaye arasındaki kapalı ilişkiler sona erdirilmelidir.
Ve bütün bunların üzerinde, çalışan insanların örgütlü gücü bulunmalıdır.
Çünkü gerçek demokrasi yalnızca sandıkta oy kullanmak değildir.
Demokrasi, üreten insanların kendi yarattıkları zenginlik üzerinde söz ve karar sahibi olmasıdır.
Sonuç: Makyaj değil, düzen değişikliği...
Bugün Gökçek hakkında açılan soruşturmayı küçümsemek de doğru değildir. Gökçek için iddialar bütün yönleriyle araştırılmalı ve var olduğunu iddia ettikleri hukuk işletilerek sonuna kadar gidilmelidir.
Fakat bunu hemen “AKP temizleniyor” diye yorumlamak da büyük bir yanılgı olur.
Çünkü gerçek temiz eller operasyonu, birkaç siyasetçinin ellerini yıkamak değildir.
Gerçek temiz eller, halkın parasına uzanan bütün ellerin hesap vermesidir.
Ve daha da önemlisi, aynı kirlenmeyi sürekli yeniden üreten ekonomik ve siyasal ilişkilerin ortadan kaldırılmasıdır.
Kapitalizmde sermaye birikimi sürdükçe, siyaset ile sermaye arasındaki çıkar ilişkileri de farklı biçimlerde yeniden üretilmektedir.
Bu nedenle sosyalistlerin hedefi yalnızca “hırsızları yakalamak” değil, hırsızlığı ve rantı mümkün kılan toplumsal düzeni değiştirmektir.
Çünkü mesele yalnızca birkaç kişinin temizlenmesi değildir.
Mesele, halkın alın teriyle yaratılan zenginliğin kimin elinde olduğudur.
Ve Marksist açıdan cevap açıktır:
Toplumun ürettiği zenginlik, toplumun ortak çıkarına hizmet etmelidir.
İşte gerçek “temiz eller” operasyonu ancak burada başlar:
Sermayenin değil, emeğin egemen olduğu bir toplumda.
Makyaj değil; düzen değişikliği.
Kapitalizm değil; insanın insanı sömürmediği sosyalist bir toplum.
Yorumlar (0)