Hiroşima'nın 81. Yılında: Emperyalizmin Külleri Hâlâ Savruluyor 6 Ağustos 1945...

6 Ağustos 1945... İnsanlık tarihine yalnızca bir tarih değil, silinmeyecek bir utanç kazındı. Amerika Birleşik Devletleri, Hiroşima'nın üzerine attığı atom bombasıyla yalnızca bir kenti değil, yüz binlerce emekçinin, çocuğun, kadının ve yaşlının yaşamını birkaç saniye içinde yok etti. Üç gün sonra Nagazaki de aynı kaderi paylaştı. Aradan 81 yıl geçti. Ama emperyalizmin dili değişmedi.

Hiroşima'nın 81. Yılında: Emperyalizmin Külleri Hâlâ Savruluyor  6 Ağustos 1945...

Hiroşima'nın 81. Yılında: Emperyalizmin Külleri Hâlâ Savruluyor

6 Ağustos 1945...

İnsanlık tarihine yalnızca bir tarih değil, silinmeyecek bir utanç kazındı.

Amerika Birleşik Devletleri, Hiroşima'nın üzerine attığı atom bombasıyla yalnızca bir kenti değil, yüz binlerce emekçinin, çocuğun, kadının ve yaşlının yaşamını birkaç saniye içinde yok etti. Üç gün sonra Nagazaki de aynı kaderi paylaştı.

Aradan 81 yıl geçti.

Ama emperyalizmin dili değişmedi.

Dün atom bombasıyla konuşanlar, bugün "insan hakları", "demokrasi", "güvenlik" ve "uluslararası düzen" söylemleriyle konuşuyor. Kullanılan kavramlar değişiyor; değişmeyen ise sermayenin çıkarlarını koruyan savaş politikaları oluyor.

Hiroşima, yalnızca İkinci Dünya Savaşı'nın son perdesi değildir. Hiroşima, emperyalizmin dünyaya verdiği en kanlı mesajlardan biridir: "Gücüm varsa yaparım."

Nükleer silahı savaşta kullanan tek devlet bugün hâlâ Amerika Birleşik Devletleri'dir. Aynı devlet ve onun müttefikleri, başka ülkelere nükleer silah dersi vermeye devam ediyor. Elbette hiçbir ülkenin nükleer silaha sahip olmasını savunamayız. Sosyalistlerin mücadelesi, nükleer silahların bir devletin elinden diğerine geçmesi için değil; bütün nükleer cephaneliklerin ortadan kaldırılması içindir.

Ancak emperyalist sistem, hukuku da barışı da kendi çıkarlarına göre tanımlıyor.

Kendi nükleer cephaneliğini "caydırıcılık" olarak adlandırırken, başka ülkelerin aynı arayışını "küresel tehdit" ilan ediyor. Kendi işgallerine "özgürlük operasyonu" diyor; halkların direnişini ise "terör" olarak damgalıyor.

Çünkü kapitalist-emperyalist düzenin temelinde insan yaşamı değil, kâr vardır

Silah sanayisi büyürken halklar yoksullaşıyor. Savaşlar derinleştikçe enerji şirketleri, silah tekelleri ve finans sermayesi servetine servet katıyor. Ölenler ise hiçbir zaman patronların çocukları olmuyor; fabrikalarda çalışan işçiler, tarlalarda emek veren köylüler, kentlerin yoksul mahallelerinde yaşayan insanlar oluyor.

Bugün Gazze'de dökülen kan da, Ukrayna'da süren savaş da, dünyanın birçok bölgesinde yaşanan yıkımlar da aynı sistemin ürünüdür. Emperyalizm, krizlerini savaşla aşmaya çalışırken bedelini emekçi halklara ödetmektedir.

Hiroşima'yı gerçekten anmak istiyorsak, yalnızca geçmişte yaşanan bir felaketi hatırlamak yetmez.

Savaşı üreten düzeni sorgulamak gerekir.

Nükleer silahları üreten sistemi sorgulamak gerekir.

Silah tekellerini, emperyalist rekabeti ve insan yaşamını sermayenin çıkarlarına feda eden kapitalist düzeni sorgulamak gerekir.

Çünkü barış, sömürü düzeni üzerine kurulamaz.

Gerçek barış; halkların eşitliğiyle, ulusların bağımsızlığıyla, işçi sınıfının enternasyonalist dayanışmasıyla ve emperyalizme karşı ortak mücadeleyle mümkündür.

Hiroşima'nın küllerinden yükselen ses bugün hâlâ aynı çağrıyı yapıyor:

Emperyalizme karşı mücadele, insanlığın geleceğini savunmaktır.

Ve bu nedenle, Hiroşima'nın 81. yılında bir kez daha söylemek gerekiyor:

Unutmuyoruz. Affetmiyoruz. Emperyalizme karşı barışı, savaşa karşı halkların kardeşliğini savunuyoruz.

 

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir