Düzen İçi Muhalefet Çıkmazında Birleşik Cephe İhtiyacı

Dahası, demokrasi mücadelesiyle barış sürecini birbirinden koparıp ikisinden birini öbürüne feda etmek, görünürde ilkeli ya da öncelik belirleyen bir tavır gibi sunulsa da, gerçekte iktidarın toplumsal muhalefeti bölerek zayıflatma hesabına hizmet eder. Zira bu ayrıştırma, hem demokrasi talebini Kürt sorunundan yalıtarak kısırlaştırır hem de barış sürecini toplumsallaşmadan koparıp dar bir müzakere meselesine indirger. Trajik olan ise, bu ayrıştırmanın çoğu zaman bir kavrayış zaafından değil, b,zzat söz konusu edilgen ve ilkesiz konumu meşrulaştırmak için bilinçli ve kolaycı bir bahaneye dönüştürülmesinden kaynaklanmasıdır.

Düzen İçi Muhalefet Çıkmazında Birleşik Cephe İhtiyacı

Düzen İçi Muhalefet Çıkmazında Birleşik Cephe İhtiyacı

 

Barış ve Demokratik Toplum Süreci, CHP, Özgür Özel, YENİ Parti ve kendini solda ya da sosyalist olarak tanımlayan muhalefet üzerine düşünürken, karşımıza çıkan en belirgin tablo; sosyalist hareketin tamamıyla CHP/YENİ Parti gündemine odaklanmış olması ve politik tahlillerini “sadece” bu dar çerçeveden kurmasıdır. Bu durum, sosyalist yapıların kitlelerle organik bağlarının zayıflaması ve tarihsel olarak sıkça düşülen "ehvenişer" kolaycılığına yeniden teslim olunmasıyla doğrudan ilgilidir. Siyasal edilgenliğin arkasındaki bu yapısal zafiyetle yüzleşilmeden devrimci bir hat inşa edilemez.

Özellikle siyasette deprem etkisi yaratan "mutlak butlan" kararı ve bunun sonucunda Özgür Özel ekibi etrafında şekillenen YENİ Parti süreci, bu odak kaymasının en net görüldüğü zemindir. Sürece yönelik söylemlerde, sözde birlik çağrısı yapanların aslında statükocu bir hatta kaldıklarına ve “müesses nizama en sadık biziz” noktasına savrulduklarına dikkat çekmek gerekiyor. Bu durumun beklenen ve diyalektik bir sonucu olarak, söz konusu cephenin siyasete ve barış sürecine dönük söylemleri de hükümet ve milliyetçilerle aynı paralelde şekillenmiş oluyor.

Düzen İçi Hegemonya Arayışı ve İdeolojik Zafiyet

Akın Olgun'un "Odağını Korumak Ama Neden?" başlıklı yazısında isabetle belirttiği üzere, Özgür Özel ekibinin tüm siyasi yapıları ve olan biten her şeyi pragmatik bir biçimde kendi etrafında konumlandırmaya çalıştığı ortadadır. Kurulan yeni partinin de bu hegemonik alanı örmeye çalışacağı açıktır.

Ne var ki bu yeni merkezin anti-emperyalist ya da anti-kapitalist bir alternatif üretme kapasitesi yoktur. Atılan adımlar, basit bir taban konsolidasyonunun ötesine geçememektedir. Özgür Özel'in, "Yürüttüğümüz demokrasi mücadelesi aynı zamanda bölgemizin, Avrupa'nın ve NATO'nun güvenliğini de şekillendirecek" şeklindeki açıklaması ise bu hareketin NATO'ya ve küresel müesses nizama bakışını, dolayısıyla anti-emperyalist söylemlerinin kofluğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anti-kapitalist olma iddiaları ise çok daha içler acısıdır. SODEMSEN adlı işveren sendikası eliyle yönettikleri belediyelerde işçi haklarına karşı takındıkları katı, grev kırıcı tutum ve ekoloji mücadelesini seçim finansmanına feda etmeleri, bu sınıf çelişkisinin en somut göstergeleridir.

Fakat asıl acı olan, kendilerini sosyal demokratların da solunda tanımlayan kişi ve yapıların tüm bu hakikatleri görmelerine rağmen aldıkları edilgen pozisyondur. Bu edilgenliğin somut hali, parlamentarist reflekslerle Özgür Özel'in kurmuş olduğu YENİ Parti'ye eklenme/yamanma stratejisini benimseyen ya da seçim ittifakı taktiğini ilke düzeyine yükselten kesimlerde görülür. Yeni parti etrafında sağcı ve milliyetçi kadroların eklemlenmeye çalıştığı, bu kümelenmenin de Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne karşıt bir yerde durduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu grupların ortak paydası, milliyetçi-ulusalcı tayfa ile söylem birlikteliği içine girerek Kürt sorununa karşı geliştirdikleri dışlayıcı dildir. Sürecin muhataplarını dinlemek ve anlamaya çalışmaktan ziyade, "biz ne dersek o" kibrine dayanan bu refleks, en az 50 yıllık hastalıklı bir siyasi geleneğin devamıdır.

Özellikle Kürt siyasi hareketi ve DEM Parti, içinden geçtiği onca zorlu sürece rağmen siyasal tıkanıklıkları aşmak adına kendi pratiğini sorgulamaktan ve kamuoyu önünde cesurca özeleştiri vermekten hiçbir zaman çekinmezken; kendini solda veya muhalif cephede gören bu yapıların en ufak bir eleştiri karşısında dahi "burnundan kıl aldırmayan" tavrı oldukça çarpıcıdır. Kendi tarihleri ve kitlelerden kopukluklarıyla yüzleşmek yerine, faturayı sürekli başkalarına kesen ve kibirli bir üstencilikte ısrar eden bu anlayış, statükoculuğun en hastalıklı dışavurumudur. Bu dili sürdürebilmek için ise her şeyden önce hakikate karşı körleşmek ve sağırlaşmak gerekmektedir.

CHP/YENİ Parti Merkezli Okumadan Barışın Gerçek Muhataplarına

Bu bağlamda, muhalefetin belirli kesimlerinde görülen CHP ve YENİ Parti merkezli okuma biçimi dikkat çekicidir. Bu yaklaşım, Kürt sorununu tarihsel, sınıfsal ve bölgesel derinliğiyle kavramak yerine; meseleyi günlük muhalefet hesaplarına ve seçim taktiklerine indirgemektedir. Böylece barış, toplumsal bir dönüşüm meselesi olmaktan ziyade, muhalefet içi hizalanmaların bir alt başlığına dönüşme riski taşımaktadır. Bu risk, barış ve demokrasi söyleminin içeriğini daraltmakta; onu programatik bir dönüşüm perspektifinden çok, taktiksel bir söylem alanına hapsetmektedir.

Dahası, demokrasi mücadelesiyle barış sürecini birbirinden koparıp ikisinden birini öbürüne feda etmek, görünürde ilkeli ya da öncelik belirleyen bir tavır gibi sunulsa da, gerçekte iktidarın toplumsal muhalefeti bölerek zayıflatma hesabına hizmet eder. Zira bu ayrıştırma, hem demokrasi talebini Kürt sorunundan yalıtarak kısırlaştırır hem de barış sürecini toplumsallaşmadan koparıp dar bir müzakere meselesine indirger. Trajik olan ise, bu ayrıştırmanın çoğu zaman bir kavrayış zaafından değil, b,zzat söz konusu edilgen ve ilkesiz konumu meşrulaştırmak için bilinçli ve kolaycı bir bahaneye dönüştürülmesinden kaynaklanmasıdır.

Oysa meselenin muhataplarından DEM Parti ve Kürt siyasi hareketinin sürece yaklaşımı, bu dar pragmatizmin çok ötesinde, Türkiye'nin topyekûn demokrasi ihtiyacına işaret etmektedir. DEM Parti eş başkanları ve sözcülerinin son dönem açıklamaları dikkatle incelendiğinde; yargı eliyle siyasete yapılan müdahalelerin ve "mutlak butlan" gibi kararların yalnızca tek bir partinin iç meselesi olmadığı net bir şekilde görülmektedir. Parti yetkilileri, bu adımları genel hukuk ve demokrasi krizinin bir yansıması, daha da önemlisi doğrudan Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni gölgelemeye dönük hamleler olarak okumaktadır.

Kuşkusuz kalıcı bir barış ve demokratik toplum, salt söylem düzeyinde kalan bir iyi niyet beyanıyla değil, somut ve programatik adımlarla inşa edilebilir. Eşit yurttaşlık hakkının anayasal güvenceye kavuşturulması bu adımların başında gelir; bunu yerel demokrasinin özerkleştirilmesi ve kayyum rejimine kesin biçimde son verilmesi izlemelidir. Dil ve kimlik haklarının eksiksiz tanınması ise, bu programatik bütünü tamamlayan, ondan ayrıştırılamaz bir unsurdur. Bu bağlamda, demokratik bir gelecek inşa etmek ve halk iradesine yönelik saldırıları püskürtmek; muhalefetin CHP ve YENİ Parti ekseninde hizalanmasıyla değil, sosyalist hareketin Kürt siyasi hareketiyle kuracağı ilkesel ve programatik bir demokrasi cephesiyle mümkündür. Barışın toplumsallaşması ve kalıcı hale gelmesi, iktidar ile dar bir diyalog mekanizmasına değil, batıdaki emek ve sosyalist güçler ile doğudaki barış iradesinin sağlam bir köprü kurmasına bağlıdır.

Tüm bu tablo ışığında, politik olarak yapılması gereken; sosyalistlerin kendi aralarında emek, barış ve demokrasi odaklı, "ilkesel" bir ortak cephe yaratabilmeleridir. Evet, iktidarın süregelen ekonomik krizi daha fazla taşıyacak gücü kalmamıştır; içeride milyonlarca insan açlık sınırının altında hayatta kalma mücadelesi verirken, hükümetin olası bir seçimde iktidarı kaybedeceği ihtimali oldukça güçlenmiştir. Ancak geniş kitlelerin yaşadığı bu derin yoksulluk, güvencesizlik ve yılgınlık karşısında, onları sadece "sandığı beklemeye" veya düzen içi bir iktidar değişimine mahkûm etmek kabul edilemez.

"Ehvenişer" savunusunun en güçlü hali gözden kaçırılmamalıdır. Kayyum rejiminin sürmesi, yargı eliyle yürütülen tasfiyeler ve açlık sınırının altındaki milyonlar karşısında baskının acilen durdurulması gerçek bir zorunluluktur. Ne var ki bu aciliyet, bağımsız örgütlenmeden vazgeçmenin gerekçesi olamaz; tarihsel deneyim, düzen içi bir güce yaslanarak elde edilen geçici rahatlamaların, bağımsız örgütlenme geride bırakıldığında kalıcı bir kazanıma dönüşmediğini defalarca göstermiştir. Acil olan baskının durdurulmasıdır, ama bunu kalıcı kılacak olan yalnızca bağımsız örgütlü güçtür.

Bağımsız devrimci hattın görevi, halkın yakıcı sosyo-ekonomik taleplerine doğrudan yanıt veren kamucu, insanca yaşamı ve adaleti esas alan somut bir acil eylem programı sunmaktır.

Sınıf Bağımsızlığı ve İdeolojik Savrulma

Ancak bu konjonktürel dalganın üzerinde sörf yapmak, "Reel politik" veya "Gerçekçilik" maskesi altında “Ne olursa olsun önce AKP'yi devirelim, bunun için de tek çıkar yol olarak Özgür Özel ve Yeni Parti etrafında hizalanalım” diyerek devrimci iddialardan vazgeçmek; müesses nizamın sınırları içinde "makul muhalefet" yapma icazetinden başka bir şey değildir. Bu tavır, solun kendi bağımsız siyasal programını inşa etmek yerine, mevcut güçlü muhalefet merkezinin arkasına vagon olma hali ve siyasal erime durumudur. Bu, ezilenlerin bağımsız politikasını egemen ulus şovenizmine kurban eden tipik bir sapmadır. Sosyalistlerin salt "iktidar gitsin" argümanıyla burjuvazinin bir kanadının, yani kurulu düzen partisinin (YENİ Parti) yörüngesine girmesi; proletaryanın ve ezilenlerin kendi programlarını terk ettiği tipik ve ilkesiz bir sınıf işbirliği stratejisidir.

Bu pragmatist işbirliği ile Birleşik Cephe'yi birbirinden ayıran şey, kiminle ittifak kurulduğu değil, o ittifaka kimin programının yön verdiğidir. Kürt siyasi hareketiyle kurulacak stratejik ittifakta sosyalistler kayyum karşıtlığını da eşit yurttaşlık talebini de, kısacası tüm demokratik taleplerini de kendi programlarından hiçbir şey feda etmeden savunur. YENİ Parti'nin yörüngesine girmek ise bunun tam tersidir. Orada sosyalist program, az önce andığımız "önce iktidar gitsin" sloganının gölgesinde eriyip gider. Birleşik Cephe'nin inşasını mümkün kılan yegâne ölçüt, kiminle el sıkışıldığı değil, hangi devrimci iddialardan taviz verilmediğidir.

Kürt siyasi hareketinin müzakere masasındaki duruşu da bu talepleri bir kenara bırakmış değildir. KCK Yürütme Konseyi üyesi Duran Kalkan'ın Medyascope'a verdiği söyleşi de bunu hareketin kendi sözcüsünün ağzından doğrulamakta, sürecin kalıcılığını toplumsallaşmaya ve halkın iradesine bağlamakta ve sosyalist çevrelerin sürece dar ve iktidar merkezli bir bakışla yaklaşmasını doğrudan eleştirmektedir. Demokratikleşme talebi, bu söyleşide de müzakere masasına feda edilen değil, sürecin asıl gerekçesi olarak sunulmaktadır. Birleşik Cephe'nin görevi, aynı programı ikinci bir kanaldan, fabrikada ve sokakta büyütmektir. Bu iki hat birbirleriyle çelişmez, aksine birbirini besler.

Tarihimiz, "CHP'yi solculaştırıp dönüştüreceğiz" yanılgısıyla yola çıkıp sistemin içinde eriyen, kitleleri sağcılaştıran ve devrimci enerjiyi sönümlendiren trajik örneklerle doludur. Oysa devrimci siyasetin varlık koşulu, her koşulda sınıf bağımsızlığını korumaktır. Bu yüzden kurulması gereken ittifak; YENİ Parti temsilcileri ile kapalı salonlarda yapılan toplantılarla müesses nizama yaranmaya çalışan ehlileştirilmiş bir muhalefet hattı değil; sosyalistlerin kendi aralarında ilkesel birliği ve Kürt siyasi hareketiyle kuracağı, doğrudan öz güce, emeğe ve barışa dayanan stratejik bir Birleşik Cephe olmalıdır.

Kapalı Salonlardan Sokağa: Stratejik Birleşik Cephe

Birleşik Cephe, soyut bir ittifak çağrısı olarak kalmamalı; Kürt siyasi hareketinin dinamikleriyle sosyalist hareketin tabanını bir araya getiren organik bir mücadele ortaklığına dönüşmelidir. Fabrikalarda, mahallelerde, işyerlerinde ve kampüslerde kurulacak taban meclisleri ve yerel barış koordinasyonları ile bu stratejik ittifak somutlaştırılmalıdır. Batı'daki işçinin asgari ücret ve barınma mücadelesi ile Doğu'daki halkın kayyumlara karşı irade savunması ve eşit yurttaşlık talebi aynı potada eritilmelidir. Doğa talanına karşı direnişten dil ve kimlik haklarına kadar uzanan pratik mücadele

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış