Bir Film: 23 000 Hayat

Film, bir fikrin peşine düşen düş yolcusu birkaç gencin, devletlerin yapamadığını… hayır, hayır yapmak istemediğini... yapmak için kurduğu düşleri nasıl hayata geçirdiklerini ve başardıklarını… ama nasıl yarım bırakıldıklarını, engellendiklerini de anlatır. Anlatılan, aynı zamanda mevcut sistem içinde çaresiz kalan gençlerin düşleri peşinde, devletlerin yapmaktan bile-isteye çekindikleri çareleri üretebileceklerinin resmidir! Sadece bildiğimiz ezberleri bir kez daha bize anlatan, “farkındalık” yaratmaya çalışan Sivil Toplum Örgütlerinin, aslında bildiğimiz ezberler dışında gerçekten yaşam kurtarmaya da yarayabileceğini göstermektedir. İzlemeniz dileğiyle… Film şu anda Netflix’de gösterimde… Yaşam kurtarmak üzere düş kuranlara saygıyla…

Bir Film: 23 000 Hayat

“23 000 Can-Gençler Kurtarıyor”: çalakalem de olsa bu film tanıtılmalı 

Dünyada 300 Milyonun üstünde, yurdunu terkedip, yabancı diyarlara giden göçmen var (BM 2024 verilerine göre, her 28 kişiden biri göçmen ya da sığınmacı). Bunların en az 120 milyonu, canları mutlak tehlikede olduğu  için ülkelerini bırakıp, sonu belirsiz göç yollarına çıkmak zorunda kalan, sığındıkları ülkelerde göçmen olma şansına bile kavuşamamış yoksul ve biçare sığınmacılar…  

23 000 Can – Gençler Kurtarıyor (23 000 Leben - Jugen Rettet) filmi işte bu göç yollarından birinde, Akdeniz’in karanlık sularında, kaybolup gitmeye mahkum düzensiz göçmenlerin yaşamlarını kurtarmaya adamış; ödüllendirilmek yerine cezalandırılmaya çalışılan bir avuç düş yolcusunun yaşadıklarını anlatıyor. Film, 2015 sonrası göç hareketlerinin en yoğunlaştığı günlerde yaşanan gerçekliği gözlerimizin önüne seriyor.

Olayların arka planı
2015’de Afrika ve Asya’da giderek şiddetlenen iklim krizi, kuraklık ve savaşlar, ayrımcı politikalarla çeşitli cins, ırk, etnisite ya da dini gruplara baskı-terör, soykırıma varan şiddet uygulayan devletler, yoksul ülkelerdeki siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar Avrupa’ya doğru kitlesel nüfus hareketlerine ve geçiş yolu üzerindeki Akdeniz’de de kitlesel can kayıplarına neden olur. Asya’da Afganistan, Kırgızistan, Irak, Suriye’den ve Afrika’nın birçok ülkesinden binlerce kişi, önce karayoluyla Türkiye ve Libya gibi ara duraklara ve sonrasında lastik botlara varıncaya kadar buldukları her türlü deniz aracıyla Akdeniz’i aşarak Avrupa'nın gelişmiş ülkelerine ulaşmaya çalışırlar.

Uluslararası Göç Örgütü - IOM verilerine göre 2014-2024 arası tüm dünyada 82binden fazla düzensiz göçmenin göç yollarında öldüğü tahmin edilmektedir. Bu on yıllık sürede Akdeniz’de kaybolan sığınmacı sayısının en az 35bin civarında olduğu öngörülmektedir. Bu göç dalgası karşısında Batı devletleri önce sınırlarını açmış, sınırlarını aşan göçmenlere tam da olması gerektiği gibi yardım etmeye çalışmış, ancak artan göç dalgası karşısında kurtarma görevlerini kısa sürede durdurmuşlardır. İnsani yardımın çoğaltılması yerine Avrupa’ya ulaşabilen göçmenlerin sayısının azaltılması için hızla baskı ve şiddetin artırılması dahil yöntemlere geçilmiştir.  Önceleri ülkeye kabul etmek yerine kamplarda tutulmaya çalışılan göçmenlerin, artık bu kamplara da erişimleri önlenmeye çalışılacaktır.  Nitekim kısa bir süre içinde göç yollarında göçmenlerin canı pahasına ekonomik ve yasal engeller çıkartmak, “Uygar Avrupa”nın temel politikası haline gelmiştir. Batı dünyası artık kendilerine komşu ülkelerin kendi bölgelerine geçişleri engellemesi için yeni güvenlik politikaları geliştirmektedir. Bu güvenlik politikalarının yürütülmesi için komşu “daha az uygar” ülkelere parasal destek sağlamaya varıncaya kadar iltimas/teşvik yöntemleri geliştirilecektir; teşvik yöntemlerinin ötesinde göçmenlere ve göçmenlere insani yardım sağlayan kendi yurttaşlarının da bulunduğu organizasyonlara cezalandırmaya varan fiili zorluklar da çıkarılmaktadır.

“23 000 Can-Gençler Kurtarıyor”, canları pahasına Avrupa’ya ulaşmak üzere Akdeniz’de yola çıkan bu göçmenleri; bu göçmenlerin en az 23binini zorluklarla edindikleri bir balıkçı teknesi ile kurtarmalarını ve ardından Avrupa Devletlerinin bu gençleri ödüllendirmek yerine cezalandırmaya çalışmasını anlatıyor. Film 2026 yapımı ve 17 Temmuz’dan bu yana Netflix’de gösteriliyor.

Filme Katkı Koyanlar

Bu kurgu filmden önce “Jugen Rettet – Gençler Kurtarıyor” Organizasyonunun çalışmalarını konu alan 2017 yapımı Iuventa isimli bir belgesel film daha var. Juventa ya da luventa, Eski Roma Mitolojisinde Gençlik Tanrıçasıdır.  luventa Belgeselini çeken Michele Cinque, 23 000 Can film projesinin hayat bulmasında da görev aldı. Akdenizdeki göçmenleri kurtarma düşünün peşinde koşan gençlerin yolculuğu, gerçekten çok fedakarlık ve kahramanlıklarla dolu. Almanca asıl adı “23 000 Leben-Jugen Rettet”. Yönetmeni, Markus Goller. Senaryosu ise Oliver Ziegenbalg ve Michele Cinque iş birliğiyle yazılmış. Yapımcılığını Christopher Zwickler, Oliver Ziegenbalg ve Markus Goller, Lazy Film (yaratıcı yapımcı: Michele Cinque) ile iş birliği içinde üstlenilmiş. Görüntü yönetmenliğini Frankie DeMarco yapmış. Tasarım  Oscar  ödüllü Christian Goldbeck, müzikleri ise Oscar ödüllü Volker Bertelmann’a ait. 

Bir Film: 23 000 Hayat

Başrol oyuncusu Lukas'ı Louis Hofmann oynuyor. Ona kız arkadaşı Kitty rolünde Mala Emde , oda arkadaşı Nina rolünde Katharina Stark ve fotoğrafçı Mauro rolünde Felice eşlik ediyor. Diğer roller arasında Sören rolünde Frederick Lau , Viola rolünde Maria Dragus , Dominique rolünde Luisa-Céline Gaffron ve Askanius rolünde Omid Memar yer alıyor. Trevor Magaya ve Kathy Etoa, Iuventa tarafından kurtarılan ve duruşma sırasında savunma tanığı olarak ifade veren iki mülteci olan Lamin ve Rose'u canlandırıyor. Oyuncu kadrosunu tamamlayan isimler şu şekilde: Su rolünde Saibon Wang, Paula rolünde Joone Dankou ve Maik rolünde Merlin von Garnier. Konuk oyuncular arasında Corinna Harfouch, Ulrich Matthes , Franka Potente, Katja Riemann, Frank Plasberg, Herbert Knaup ve Eleonora Romandini gibi isimler bulunuyor. 

Filmde kurtarılan düzensiz göçmenlerden de birkaç isim var. Mesela filmin başlangıcında hayatta kalmak için mücadele eden dramatik bir kurtarma sahnesinde Lukas'a sarılıp, onu neredeyse boğacak göçmen, gerçek hayatla birebir aynı kişi!

Bir Spoiler: İlk Sahne

Filmi izlemeden filmdeki sahneleri anlatmak, izlerken alınacak o tadı, heyecanı azaltacak. Anlatmamak lazım belki ama anlatmazsam da olmaz!

Film denizin de adeta bir kalbinin olduğunu anlatan bir sahneyle başlar. Evet, deniz tıpkı sakin bir insanın kalbi gibi başlangıçta ağır ağır atmaktayken… birden bir şey olur ve kalbin ritmi bozulur! Huzur veren mavilik, hızla çalkantılı bir karanlığa doğru evrilir ve bir insan o karanlığa gömülür.  Hayır! Belki de denize düşen o insan, aslında bir fikrin doğumunu simgeler…

“Başta ufacık bir düşünceydi sadece… insanların boğulmasına göz mü yumacağız… yüz mü çevireceğiz…” diyen Lucas’ın sesi duyulur. Şimdi denizde debelenenin iki insan olduğu görülmektedir. Düşenlerden biri yüzme bilmemekte ve kendisini kurtarmaya geleni aşağı çekmektedir. Kazanan Lukas olur. Düşeni arkada beliren gemiye çeker ve kurtarır… Hayata dönen, işte o 23 000 candan sadece biridir…

Film, bir fikrin peşine düşen düş yolcusu birkaç gencin, devletlerin yapamadığını… hayır, hayır… yapmak istemediğini... yapmak için kurduğu düşleri, nasıl hayata geçirdiklerini ve başardıklarını… ama nasıl yarım bırakıldıklarını, engellendiklerini anlatır.

Anlatılan, aynı zamanda mevcut sistem içinde çaresiz kalan gençlerin düşleri peşinde, devletlerin yapmaktan bile-isteye çekindikleri çareleri üretebileceklerinin resmidir! Sadece bildiğimiz ezberleri bir kez daha bize anlatan, “farkındalık” yaratmaya çalışan Sivil Toplum Örgütlerinin, aslında bildiğimiz ezberler dışında gerçekten yaşam kurtarmak dahil bir işe de yarayabileceğini göstermektedir. İzlemeniz dileğiyle…

Film şu anda Netflix’de gösterimde… Yaşam kurtarmak üzere düş kuranlara saygıyla…

Yazar ibo.a.bo

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış