Atina’nın Kolektif Yaşamın Simgesi Mülteci Evlerine dönük Rantsal Dönüşüm

Yunanistan’da yaşananlar bir istisna değildir. Bu, kapitalist devletin karakteristik özelliğidir. Sermaye, kâr etmediği her şeyi yok etme eğilimindedir. Karl Marx’ın dediği gibi: “Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.” Prosfygika tam da böyle bir ağaçtır. Tarihi, kültürel değeri, kolektif hafızası ve direniş geleneği, neoliberal dönüşümün beton mantığına uymuyor. O yüzden kesilmesi, tahliye edilmesi, hafızasının silinmesi gerekiyor. Yunan hükümeti, AB’nin göç ve kentleşme politikalarıyla uyumlu bir şekilde, bu mahalleyi sermayenin yeni fetih alanı haline getirmeye çalışıyor. Mültecileri dışlayan, onları “sorun” olarak damgalayan politikalarla birleşince tablo tamamlanıyor: Bir yanda lüks konutlar, diğer yanda açlık grevinde yatan direnişçiler.

Atina’nın Kolektif Yaşamın Simgesi Mülteci Evlerine  dönük Rantsal Dönüşüm

 

Kapitalizm Gölgesini Satamadığı Ağacı Keser 

Atina’nın tarihi ve kolektif hafızasının önemli bir parçası olan Prosfygika (Mülteci Evleri) Topluluğu’nda yaşananlar, günümüz kapitalizminin en çıplak yüzünü gözler önüne seriyor. Bu mahalle, 1920’lerde Anadolu’dan gelen mültecilerin yarattığı dayanışma ve direniş mekânı olarak doğdu. Bugün ise neoliberal kentsel dönüşüm projelerinin, tahliye saldırılarının ve sermaye birikiminin hedefi haline getirildi. Aristotelis Chantzis, bu saldırıya karşı 138 gündür açlık greviyle direniyordu. 22 Haziran’da ciddi kilo kaybı, konuşma güçlüğü, hareket kısıtlılığı ve akut nörolojik belirtilerle George Genimatas Hastanesi’ne kaldırıldı. Bir insanın bedenini bu kadar feda etmesi, sistemin ne kadar acımasız olduğunu gösteriyor.

Prosfygika, sadece bir mahalle değil; aynı zamanda kolektif yaşamın, mülteci dayanışmasının ve anti-kapitalist mücadelenin simgesi. Devlet ve sermaye, bu alanı “yenileme” adı altında lüks konutlara, turistik yatırımlara ve rant projelerine dönüştürmek istiyor. Tahliye girişimleri, polis şiddeti ve hukuki baskılarla destekleniyor. Bu, tesadüf değil. Devletlerin mültecilere yönelik dışlayıcı, ayrımcı ve saldırgan politikaları, neoliberal ideolojinin “her şey sermaye birikimi içindir” mantığının doğrudan sonucudur. Mülteciler, yoksullar, emekçiler ve direnen topluluklar, sistem için “değer” üretmeyen, engel teşkil eden unsurlar olarak görülüyor.

Atina’nın Kolektif Yaşamın Simgesi Mülteci Evlerine  dönük Rantsal Dönüşüm

Yunanistan’da yaşananlar bir istisna değildir. Bu, kapitalist devletin karakteristik özelliğidir. Sermaye, kâr etmediği her şeyi yok etme eğilimindedir. Karl Marx’ın dediği gibi: “Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.” Prosfygika tam da böyle bir ağaçtır. Tarihi, kültürel değeri, kolektif hafızası ve direniş geleneği, neoliberal dönüşümün beton mantığına uymuyor. O yüzden kesilmesi, tahliye edilmesi, hafızasının silinmesi gerekiyor. Yunan hükümeti, AB’nin göç ve kentleşme politikalarıyla uyumlu bir şekilde, bu mahalleyi sermayenin yeni fetih alanı haline getirmeye çalışıyor. Mültecileri dışlayan, onları “sorun” olarak damgalayan politikalarla birleşince tablo tamamlanıyor: Bir yanda lüks konutlar, diğer yanda açlık grevinde yatan direnişçiler.

Chantzis’in durumu, bu mücadelenin bedelini en ağır şekilde ödeyenlerin hikâyesidir. 138 gün… İnsan vücudunun dayanabileceği sınırların çok ötesinde bir irade. Bu irade, sadece bir mahalleyi savunmak için değil; aynı zamanda insan olmanın, dayanışmanın ve onurlu yaşamanın değerini hatırlatmak içindir. Kapitalizm, bu tür direnişleri “aşırı” ya da “marjinal” olarak göstermeye çalışır. Oysa asıl marjinal olan, kâr uğruna tarihi mahalleleri, insan hayatlarını ve kolektif hafızayı yok etmektir.

Yunanistan’da Prosfygika direnişi, Avrupa’nın her yerinde yükselen kentsel mücadelelerin bir parçasıdır. Barcelona’dan İstanbul’a, Berlin’den Atina’ya kadar sermaye, kentleri metalaştırırken halklar da direniyor. Bu direnişler, neoliberalizmin “kaçınılmaz” olmadığını kanıtlıyor. Devletlerin ve sermayenin ortak saldırısı karşısında en güçlü silah, örgütlü dayanışma ve kolektif hafızadır.

Aristotelis Chantzis  mücadelesi boşuna değil. Prosfygika, mültecilerin, yoksulların ve direnenlerin mekânı olarak var olmaya devam edecek. Çünkü kapitalizm gölgesini satamadığı ağaçları kesebilir; ama o ağaçların kök saldığı topraklardaki direniş tohumlarını yok edemez. Bu topraklar, yeni mücadelelerin, yeni dayanışmaların ve daha adil bir dünyanın filizleneceği yerlerdir.

Bugün Prosfygika’da verilen mücadele, yarın tüm ezilenlerin ortak mücadelesine dönüşme potansiyeli taşıyor. Sessiz kalmak, bu sistemin suç ortağı olmak demektir. Dayanışma ve direniş ise geleceğin kapısını aralamaktır.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış