Mevsimlik İşçilik: Tarım Alanında İnsanlık Dramı
Türkiye’nin verimli topraklarında, her yıl aynı acı döngü tekrarlanır. Bahar aylarında yeşeren umutlar, yazın yoğun emekle sulanır; ancak bu verimin bedelini en ağır şekilde ödeyenler, mevsimlik tarım işçileridir. Senenin belirli aylarında, aileleriyle birlikte yollara düşen bu insanlar, adeta modern kölelik koşullarına mahkûm edilir. Sağlık güvencesinden, güvenli barınmadan, iş güvenliğinden ve temel hijyen koşullarından yoksun bir yaşam; güvencesizlik, yaşlıların ve çocukların sömürülmesiyle birleşince ortaya korkunç bir tablo çıkar.
Mevsimlik tarım işçiliği, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan batıya, Çukurova’ya, Ege’ye, Marmara’ya ve Karadeniz’e uzanan uzun bir göç yolculuğunu zorunlu kılar. Binlerce aile, eskiden yük kamyonlarına, şimdilerde eski minibüslere doluşarak uzun sürecek bir yolculuğa çıkar. Varış noktasında onları bekleyen ise çoğu zaman “barınma” adı altında insanlık dışı koşullardır. Plastik çadırlar, naylon seralar ya da yıkılmaya yüz tutmuş ahırlar… Yağmurda su sızan, yazın kavurucu sıcakta fırın gibi olan bu mekanlarda hijyen diye bir şey yoktur. Tuvalet, duş, temiz su imkânı sınırlı ya da hiç yoktur. Salgın hastalıkların yayılması için adeta ideal ortam hazırlanır. Çocuklar, pislik içinde oynarken; yetişkinler, aynı ortamda yemek pişirip uyumaya çalışır. Bu koşullar, başta bağırsak enfeksiyonları, cilt hastalıkları, solunum yolu rahatsızlıkları olmak üzere birçok sağlık sorununa davetiye çıkarır.

Sağlık güvencesi ise neredeyse bir hayalden ibarettir. Mevsimlik işçilerin büyük çoğunluğu Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtlı değildir. Bir iş kazası, zehirlenme ya da ani bir hastalık durumunda ne hastane masrafları karşılanır ne de tedavi süreci desteklenir. Tarım ilaçlarının yoğun kullanıldığı alanlarda, koruyucu ekipman olmadan çalışan işçiler, uzun vadede kanser, kronik akciğer hastalıkları ve üreme sistemi sorunlarıyla karşı karşıya kalır. Özellikle kadınlar ve çocuklar bu kimyasal maruziyetten en ağır darbeyi alır. İşverenler ise “mevsimlik” olduğu gerekçesiyle hiçbir sorumluluk üstlenmez. “İş bitti, yol ver” mantığı hâkimdir.
İş güvenliği denildiğinde ise durum daha da vahimdir. Makine kullanımı, ağır kaldırma işleri, yüksekten çalışma ve kesici aletler gibi riskler her an işçilerin canını tehdit eder. Kask, emniyet kemeri, koruyucu ayakkabı gibi temel önlemler neredeyse hiç alınmaz. Her yıl onlarca mevsimlik işçi, basit önlemlerle önlenebilecek kazalarda hayatını kaybeder ya da sakat kalır. Yetkililerin göz ardı ettiği bu gerçekler, tarım sektörünün karanlık yüzünü oluşturur.
Güvencesizlik, mevsimlik işçiliğin en temel özelliğidir. Sözleşmesiz çalışma, düşük ücret, ücretlerin zamanında ödenmemesi ya da hiç ödenmemesi gibi sorunlar yaygındır. İşçiler, “alacağını al, sesini çıkarma” baskısı altındadır. Sendikal örgütlenme neredeyse imkânsızdır. Bu güvencesizlik, işçileri her türlü istismara açık hale getirir. Özellikle kadın işçiler, cinsel taciz ve mobbinge maruz kalabilir; ancak korku ve çaresizlik nedeniyle seslerini duyuramazlar. Dahası bazen toplu saldırıya uğrayarak, kolluk güçlerin nezaretinde, emeklerin karşılığını alamadan, çalışmış oldukları bölgeyi terk etmek zorunda kalırlar.
En vahim tablo ise yaşlı ve çocuk işçiliktir. Yaşlılar, yılların yorgunluğuna rağmen tarlada çalışmak zorunda kalır. Bel fıtığı, eklem rahatsızlıkları, kalp sorunlarıyla boğuşan bu insanlar, geçim derdiyle emeklilik hayallerini çoktan unutmuştur. Çocuklar ise daha da acı vericidir. Okula gitmeleri gerekirken, tarlada çapa çeker, pamuk toplar, sebze toplarlar. Küçük bedenleri ağır işlere maruz kalır; eğitimden uzak kalır, gelecekleri çalınır. Mevsimlik göç nedeniyle milyonlarca çocuk her yıl okuldan koparılır. Bu durum, nesiller boyu süren yoksulluk ve cehalet sarmalını besler. Bir çocuğun eline oyuncak yerine çapa vermek, bir toplumun geleceğine vurulan en büyük darbedir.

Bu sistematik sömürü, tarım sektörünün ucuz işgücüne dayalı yapısından beslenir. Büyük ölçekli tarım işletmeleri ve aracılar (çavuşlar), işçilerin çaresizliğini kullanarak karlarını maksimize eder. Devlet denetimleri yetersiz, cezalar caydırıcı olmaktan uzaktır. Kamuoyunun ve medyanın konuya ilgisi ise genellikle mevsimsel ve yüzeysel kalır. Oysa mevsimlik işçilik, sadece bir “tarım sorunu” değil; insan hakları, çocuk hakları, sağlık hakkı ve sosyal adalet meselesidir.
Değişim için acil adımlar atılmalıdır. Mevsimlik işçiler için standart barınma alanları (temiz su, tuvalet, duş, elektrik), zorunlu sağlık sigortası, iş güvenliği eğitimleri, çocuklara eğitim desteği ve adil ücret mekanizmaları şarttır. Aracı sisteminin şeffaf hale getirilmesi, sendikal hakların tanınması ve denetimlerin artırılması da zorunludur. Toplum olarak bu insanlık dramına sessiz kalmamalıyız. Tarım alanlarında üretilen her ürün, yoğun bir emek gücü ve alın teri mevcuttur. Mevsimlik işçiler, emeği görülmeyen sömürü piramidinin en altındakilerdir.
Yorumlar (0)