Bir süredir bir haber dolaşıyor... Haberin başlığı:"Akdeniz'i kirleten 23 tesise 47,5 milyon lira ceza" (bkz: Akdeniz'i kirleten 23 tesise 47,5 milyon lira ceza - Son Dakika Haberleri). Haberin manşet altında büyük koyu harflerle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Akdeniz Bölgesi'nde denizde ve kıyıda mikroplastik kirliliği oluştuğu iddiaları üzerine 1 Temmuz'dan itibaren denetim başlattı. Adana, Antalya, Hatay, Mersin ve Muğla'da 23 tesise toplam 47 milyon 599 bin lira ceza uygulandığına dair bir alt başlık var. Haberde 23 tesisin biri hariç hiçbirinin ismi geçmiyor. O biri hangisi Adana Belediyesine bağlı Adana Su ve Kanalizasyon İdaresine bağlı Seyhan Atık Su Arıtma Tesisi... Başka iller de iliştirilmiş habere, Adana'nın yanısıra Mersin, Antalya, Muğla, Hatay'dan söz ediliyor. Hepsinin ortak özelliği muhalif partilerden seçilmiş belediyeler olması! Hani başka atık işleme firmalarının ismi hiç geçmiyor... Onlar sanki bir anlamda korunuyor! Herhangi bir iktidar yanlısı belediyenin de adı geçmiyor, ne şaşırtıcı değil mi!?
Uzun bir süredir, Türkiye'nin Batı dünyasının çöplüğü olduğu haberleriyle çalkalanıyor, ortalık... Çin'in çöp ithalatını bıraktığı ikibinonların ortasından bu yana Çin'in yerini açık ara Türkiye aldı. Türkiye Batının en gelişkin ülkelerinden aldığı çöpleri, endüstride kullanılmak üzere ayrıştırmak ve sonrasında bertaraf etmek üzere ithal ediyor. Bu yönetenlerce kazan kazan stratejisi olarak gösterilmeye çalışılıyor; Türkiyeli yetkililer, üstüne üstlük bu ithalatı özendirmekten de çekinmiyorlar. Batı çevresel bir felaket yaratacak atıklarından kurtuluyor, Türkiye sanayisi de yeniden kullanmak için atıkları yeniden işlemek üzere ucuza alıyor? Ama kazın ayağı öyle değil işte. Batı zaten gelişkin teknolojisi ile o atıkları satmadan önce zaten en az bir kez elden geçiriyor...Aslında en verimsiz ve üstüne en tehlikeli çöpleri satın alıyor Türkiye gibi ithalatçı ülkeler.
Sonra ne mi oluyor? Batı ülkesi, çöpünden kurtuluyor. Çöp ihraç eden firmalar, tehlike yaratan çöplerinden satıp kurtulduğu için kendilerini çevre dostu ilan ediyor... Türkiye gibi ithalatçı ülkelerin geri dönüşümcüleri ise o atıkları bertaraf etmek çok pahalı olduğu için oraya buraya, doğaya salıveriyor. Kendileri için karlı bir alışveriş olduğunu düşünüyorlar ama bu alışverişten değişen iklimle birlikte tüm toplum zarar görüyor...
Türkiye bu sene Kasımda COP 31 iklim taraflar konferansına da ev sahipliği yapıyor. Tam bu ev sahipliği öncesi Türkiye'de çöp ithalatının vardığı noktadan şikayetlerin artması hükümet için hiç de iyi birşey değil. Muhalif gazeteler bangır bangır, toprağa gömülen, nehirlere-denize atılan çöpleri anlatıyor. Bu konferans öncesi hiç hoş değil, bunun sorumlusunu bulmak ve cezalandırmak lazım. Tam da bu noktada muhalif belediyelerin su atık sistemlerinde denizlere karışan mikroplastik bulunduğuna dair haberler servis ediliyor...
Şu işe bakın ki sorumlular bulunmuş gibi gösteriliyor, adeta! Hatta bir adım da öne geçiliyor. Bir başka haber daha düşüyor önümüze (bkz: İçme-Kullanma Suyu Havzaları ile ilgili değişiklik: İktidar suyu tekeline alıyor! - Yenigün Gazetesi).. Meğer su havzaların yönetimiyle ilgili yönetmelik de yeniden düzenlenmiş ve böylelikle yerel yönetimlerin elinden su yönetme yetkileri de alınıyormuş... Hay güzel allaaam şu rastlantıya bakar mısınız?
Olgusal hakikatin otoriter yönetimler eliyle "bir süreliğine ve muhtemelen sonsuza kadar dünyanın dışına atılma" tehlikesi altında olduğuna dikkat çeken Arendt'in kulakları çınlasın!
Yorumlar (0)