Sekiz Saatlik İş Gününden Üç Saatlik Güvencesizliğe
İşçi sınıfı sekiz saatlik iş gününü kazanmak için yüz yılı aşkın süre mücadele etti. Şimdi çalışma sürelerinin iki-üç saate kadar düşürülmesi tartışılıyor. Peki bu durumda, İşçiler daha az çalışıp insanca mı yaşayacak, yoksa daha az ücretle daha güvencesiz bir yaşama mı mahkûm edilecek?
Sermayenin Yeni Formülü “Esnek Çalışma”
Türkiye'de çalışma hayatını yeniden düzenlemeye yönelik hazırlıklar, emek-sermaye çelişkisini bir kez daha gündeme taşıdı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı başkanlığında gerçekleştirildiği aktarılan Üçlü Danışma Kurulu toplantısında, günlük iki-üç saatlik çalışmayı da kapsayan esnek istihdam modellerinin değerlendirildiği belirtiliyor
Üçlü Danışma Kurulu toplantısında, günlük 2-3 saatlik çalışmayı da içeren yeni çalışma yöntemleri değerlendirildiği edinilen bilgiler arasında.
“Çalışma Hayatında Yeni Çalışma Yöntemleri” başlığıyla düzenlenen toplantıya Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş) ve işveren kesimini temsilen ise TİSK temsilcileri katıldı.
Toplantının ana gündemini, esnek çalışma modellerinin istihdam piyasasına olası etkileri oluşturdu.
Hükümetin açıklanan yaklaşımı, iş gücü piyasasına katılımı artırmak, farklı toplumsal kesimlerin istihdamını kolaylaştırmak ve işletmelerin değişen ihtiyaçlarına uygun çalışma biçimleri geliştirmek üzerine kurulu.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Uluslararası standartlar ve Avrupa'daki uygulamaların incelendiğini belirterek, çalışanların ihtiyaçları ile işletmelerin faaliyet koşullarını birlikte gözeten, güvence temelli ve kapsayıcı bir çalışma sistemi oluşturulmasını hedeflediklerini ifade etti.(https://www.csgb.gov.tr/haberler/uclu-danisma-kurulu-calisma-hayatinda-yeni-calisma-yontemleri-gundemiyle-toplandi/)
Bakan Işıkhan, bu yaklaşımın, Orta Vadeli Programla da doğrudan örtüştüğüne işaret ederek, “OVP'de yeni nesil çalışma biçimleri, iş-yaşam dengesi ve özellikle kadınlar ile gençlerin işgücüne katılımlarının artırılması gibi önemli alanlara yönelik politikaların geliştirilmesi öngörüldüğü, diğer taraftan, işgücü piyasasını yalnızca işsizlik oranından ibaret görmediklerini ifade etti.
İlk bakışta kulağa olumlu gelebilir.
Kim daha az çalışıp kendisine, ailesine, toplumsal yaşama daha fazla zaman ayırmak istemez?
Ancak kapitalist üretim ilişkilerinde mesele yalnızca çalışma süresinin uzunluğu değildir.
Asıl mesele, çalışma süresinin kısaltılmasının ekonomik sonuçlarını kimin üstleneceğidir.
İşçi daha az çalışırken ücretini ve sosyal haklarını koruyacak mı, yoksa işveren daha az ücret ve prim ödeyerek emek maliyetini mi düşürecek?
İşte bütün tartışmanın sınıfsal özü burada yatıyor.
Sendikalardan Hak Kaybı Uyarısı
Üçlü Danışma Kurulu toplantısına katılan Türk-İş, DİSK ve Hak-İş temsilcileri, gündeme getirilen yeni çalışma modellerinin işçiler açısından yaratabileceği hak kayıplarına dikkat çekti.
Sendikalar, esnek çalışma uygulamalarının ücretlerin düşmesine, sosyal güvenlik haklarının zayıflamasına, iş yükünün artmasına ve sendikal örgütlenmenin güçleşmesine neden olmaması gerektiğini vurguladı.
Ancak mesele yalnızca mevcut hakların korunması değildir. Asıl mesele, çalışma hayatının sermayenin ihtiyaçlarına göre mi, yoksa emekçilerin insanca yaşam hakkına göre mi yeniden düzenleneceğidir.
Günde iki-üç saatlik çalışma modelleri, yeterli ücret ve sosyal güvence sağlanmadığında tam zamanlı, güvenceli istihdamın yerini düşük ücretli ve parçalı çalışmanın alması riskini taşıyor.
Bu nedenle sendikaların yalnızca hak kayıplarına karşı uyarıda bulunması değil, düzenlemenin hazırlanma sürecinde somut güvenceler talep etmesi de önem taşıyor.
Sekiz saatlik iş gününü tarihsel mücadelelerle kazanan işçi sınıfı açısından çalışma sürelerinin kısaltılması elbette başlı başına olumsuz değildir. Ancak ücretlerin de çalışma süreleriyle birlikte düşürülmesi, işçinin daha az çalışarak daha iyi yaşaması anlamına gelmez.
İki Saat Çalışan İşçi Nasıl Geçinecek?
Günde iki-üç saatlik çalışma modeli gündeme getirildiğinde yanıtlanması gereken ilk soru ücret sorunudur.
Türkiye'de milyonlarca emekçi, tam zamanlı çalışmasına rağmen geçim sıkıntısı yaşamaktadır.
Kira, gıda, ulaşım, enerji ve sağlık harcamaları ücretler üzerinde ağır bir baskı oluşturmaktadır.
Böyle bir ekonomik ortamda çalışma süresinin azaltılması, ücretlerin de aynı oranda düşmesi anlamına gelirse ortaya çıkacak tablo açıktır.
İşçi bir işte iki saat, başka bir işte üç saat çalışmak zorunda kalabilir.
Günün önemli bir bölümünü iş arayarak, işyerleri arasında ulaşım sağlayarak veya düzensiz çalışma saatlerine uyum sağlamaya çalışarak geçirebilir.
Sonuçta çalışma süresi kâğıt üzerinde kısalırken, işçinin yaşamı daha da parçalanabilir.
Üstelik sosyal güvenlik primlerinin eksik yatırılması durumunda emeklilik için gereken prim günlerini tamamlamak da zorlaşabilir.
Tam Zamanlı İstihdamın Yerine Parçalı İstihdam
Esnek çalışma modellerinin en önemli risklerinden biri, düzenli ve güvenceli istihdamın yerini parçalı çalışma biçimlerinin almasıdır.
Bir işyerinde sekiz saatlik çalışma yerine farklı saatlerde çalışan birden fazla işçi istihdam edilmesi, belirli koşullarda işletmeye esneklik sağlayabilir.
Ancak işverenlerin bu modeli ücret, kıdem, izin ve sosyal güvenlik maliyetlerini azaltmak amacıyla kullanmasını engelleyecek kurallar bulunmalıdır.
Çünkü işçinin yalnızca işyerinde geçirdiği zaman değil, işyerinin emrine hazır bulunmak zorunda kaldığı süre de önemlidir.
Bir işçi günde üç saat çalışıyor olabilir. Fakat hangi üç saat çalışacağını önceden bilmiyorsa, sürekli çağrılmayı bekliyorsa, başka bir işte çalışması fiilen zorlaşıyorsa gerçek anlamda özgür zamana sahip değildir.
Böyle bir durumda esneklik işçi için değil, işveren için geçerli hale gelir.
İşverenin üretim ihtiyaçlarına göre düzenlenen çalışma hayatı, işçinin kendi yaşamını planlama hakkını sınırlayabilir.
Bu nedenle esnekliğin kimin yararına ve hangi güvencelerle düzenlendiği, çalışma süresinin kaç saat olduğundan daha belirleyicidir.
Sermayenin Tercih Edebileceği Model
Parçalı istihdamın yaygınlaşması sendikal örgütlenme açısından da yeni sorunlar yaratabilir.
Aynı işyerinde farklı saatlerde çalışan, birbirini tanımayan, işyerinde ortak zaman geçirmeyen işçilerin örgütlenmesi zorlaşabilir.
İşçilerin ortak talepler etrafında birleşebilmesi, işyerindeki dayanışma ilişkileriyle doğrudan bağlantılıdır.
Bu nedenle esnek çalışma modelleri yalnızca bireysel iş sözleşmeleri bakımından değil, kolektif işçi hakları açısından da değerlendirilmelidir.
Türk-İş, DİSK ve Hak-İş temsilcilerinin toplantıda ücret, sosyal güvenlik ve kazanılmış hakların korunmasına ilişkin uyarılarda bulunduğu aktarılıyor.
Bu uyarıların somut karşılığı, düzenlemelerin hazırlanma sürecinde ortaya çıkacaktır.
Çünkü çalışma hayatının geleceğini yalnızca işverenlerin maliyet ve verimlilik hesapları üzerinden belirlemek, emeğin toplumsal ihtiyaçlarını ikinci plana itme riski taşır.
Teknoloji Gelişiyor, Peki İşçi Neden Daha Rahat Yaşamıyor?
Sanayi Devrimi'nden bu yana üretim teknolojileri olağanüstü gelişti.
Bir zamanlar yüzlerce işçinin günlerce çalışarak gerçekleştirdiği üretim, bugün makineler ve otomasyon sistemleri sayesinde çok daha kısa sürede yapılabiliyor.
Dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamaları da üretim süreçlerini dönüştürüyor.
Teorik olarak bütün bu gelişmeler, insanlığın daha az çalışarak daha yüksek yaşam standartlarına ulaşmasını mümkün kılabilir.
Ancak kapitalist üretim ilişkilerinde verimlilik artışının sonuçları kendiliğinden eşit biçimde paylaşılmaz.
Üretkenlik artışı ücretlere, sosyal haklara ve boş zamana yansıyabileceği gibi, sermaye kârlarının büyümesine de hizmet edebilir.
Bu nedenle teknolojik gelişmenin kime yarayacağı teknik değil, aynı zamanda siyasal ve sınıfsal bir sorundur.
Marx'ın artı değer çözümlemesinin güncelliği de burada ortaya çıkar.
Üretimde yaratılan yeni değerin paylaşımı, emek ile sermaye arasındaki güç ilişkilerinden bağımsız değildir.
Makineler daha fazla üretiyorsa, bunun karşılığı neden yalnızca daha fazla kâr olsun? Neden daha kısa iş günü, daha yüksek ücret ve daha fazla toplumsal refah olmasın?
İşçinin Zamanını Değil, Yaşamını Özgürleştirmek
Günlük 2-3 saatlik çalışma modelinin hangi sektörlerde uygulanacağı, ücretlerin nasıl belirleneceği ve sosyal güvenlik primlerinin nasıl hesaplanacağına ilişkin somut bir düzenleme henüz açıklanmadı.
Ancak geçmiş deneyimler, gerekli güvenceler olmadan uygulanan esnek istihdam politikalarının işçiler açısından önemli riskler taşıyabileceğini gösteriyor.
Asıl tartışma çalışma saatlerinin azaltılıp azaltılmaması değildir.
Asıl tartışma, azaltılan çalışma süresinin işçinin yaşamını mı iyileştireceği, yoksa sermayenin emek maliyetini mi düşüreceğidir.
İşçi sınıfı tarih boyunca daha kısa çalışma süreleri için mücadele etti.
Ama bu mücadelenin amacı daha az ücret, daha az sosyal güvence ve daha belirsiz bir gelecek değildi.
Amaç, insanın yaşamını yalnızca çalışarak tüketmemesiydi.
Bugün teknolojinin ve üretkenliğin ulaştığı düzey, çalışma sürelerinin kısaltılmasını mümkün kılıyor.
Ancak bunun gerçek bir toplumsal kazanıma dönüşmesi, ücretlerin, sosyal hakların ve iş güvencesinin korunmasına bağlıdır.
Sekiz saatlik iş gününü kazanmak için mücadele eden işçi sınıfının tarihsel talebi bugün de geçerlidir: Daha az çalışmak, daha iyi yaşamak ve ürettiği zenginlikten hak ettiği payı almak.
Çünkü mesele işçinin günde kaç saat çalışacağı kadar, çalışmadığı saatlerde nasıl yaşayacağıdır.
Sermayenin ihtiyacı esnek emek olabilir. Emekçinin ihtiyacı ise güvenceli iş, insanca ücret ve özgür zamandır.
Kaynak:(https://www.csgb.gov.tr/haberler/uclu-danisma-kurulu-calisma-hayatinda-yeni-calisma-yontemleri-gundemiyle-toplandi/)
Yorumlar (0)