Dünden Bugüne Değişmeyen Sömürgecilik Talebi
28 Temmuz 1915’te Amerika Birleşik Devletleri, Haiti’nin topraklarına deniz piyadelerini indirdi. Bu, “istikrar” veya “medeniyet” maskesi altında yürütülen bir askerî müdahale değildi; açık, ırkçı ve finansal bir işgaldi. Muhalefet ezildi, parlamento zorla dağıtıldı, binlerce Haitili öldürüldü ve ülke on dokuz yıl boyunca ABD diktatörlüğünün boyunduruğu altında tutuldu. Bu, sömürgeciliğin modern yüzünün en çıplak örneklerinden biridir: silah, banka ve ırkçılık aynı safta yürüdü.
Siya Halk Kendini Yönetemez tezi
ABD Dışişleri Bakanı Robert Lansing, işgali haklı göstermek için “anarşi, vahşilik ve zulüm”ün sona erdirilmesi gerektiğini iddia etti. Ardından asıl niyetini açıkça ortaya koydu: “Afrika ırkının siyasi örgütlenme yeteneği yoktur.” Bu sözler, yalnızca bir diplomatin kişisel önyargısı değildi; ABD’nin Haiti politikasının temel dayanağıydı. Siyah bir halkın kendi kendini yönetme hakkını inkâr etmek, işgalin ideolojik meşruiyetini oluşturuyordu. Aynı mantık, yıllar boyunca Haitililere dayatılan corvée (zorunlu angarya) sisteminde, Jim Crow tarzı ayrımcı uygulamalarda ve “Fransızca konuşan zenciler” diye anılan küçümseyici dilde somutlaştı.
City Bank Mali Sistemi Ele Geçiriyor
İşgalin arkasındaki asıl itici güç ise Wall Street’ti. National City Bank (bugünkü Citigroup’un öncüsü), yıllardır Haiti’nin mali sistemini ele geçirmek için baskı yapıyordu. 1910’lardan itibaren Haiti Ulusal Bankası’nın kontrolünü ele geçirmeye çalışmış, altın rezervlerini New York’a taşımıştı. 1915’te askerî işgal tamamlanınca, mali egemenlik de pekişti. ABD, kukla başkan Louis Borno’yu –Mussolini hayranı bir figürü– işbaşına getirdi ve onu National City Bank’tan borç almaya zorladı. Bu borç, Haiti’nin gelirinin yaklaşık dörtte birini yıllarca bankaya aktardı. Ülkenin zenginliği, limanları, gümrükleri ve tarım kaynakları, “istikrar” adı altında sistematik olarak yağmalandı.
Ekonomik Sömürgecilik Daha Uzun Soluklu Yaşıyor
İşgal yıllarında binlerce Haitili öldürüldü. Direnişçiler bastırıldı, köyler yakıldı, cesetler fotoğraflandı ve “uygarlaştırma”nın kanıtı olarak sergilendi. Topraklar, yollar ve altyapı, Amerikan çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden düzenlendi. Köylüler yoksullaştı; topraklarını kaybetti, angarya altında çalıştırıldı. İşgalin resmi olarak sona erdiği 1934’te bile mali kontrol devam etti. ABD, Haiti’nin borçlarını ve mali yönetimini 1947’ye kadar elinde tuttu. Böylece askerî varlığın kalkması, ekonomik sömürgeciliğin bitmesi anlamına gelmedi. Neokolonyal zincir, banka hesapları ve borç taksitleri üzerinden sürüp gitti.
Bağımsızlık Her An Yerini Yeniden Sömürgeciliğe Bırakabilmekte
Bu tarih, “insani müdahale” veya “istikrar operasyonu” yalanlarının ne kadar çürük olduğunu gösterir. Haiti, 1804’te köle isyanıyla bağımsızlığını kazanan ilk Siyah cumhuriyetti. Bu başarı, Batı’nın ırkçı düzenine bir darbe olmuştu. 1915 işgali ise o darbenin intikamı gibiydi: Siyah bir halkın kendi kaderini tayin etme hakkını, “siyasi yeteneksizlik” yalanıyla gaspetmek. Lansing’in sözleri, yalnızca o dönemin ırkçılığını değil, sömürgeciliğin sürekliliğini de ifşa eder. Çünkü aynı mantık, farklı maskeler altında, farklı coğrafyalarda hâlâ dolaşmaktadır.
Bugün Haiti’nin yaşadığı derin yoksulluk, siyasi istikrarsızlık ve dış müdahale döngüsü, 1915’te atılan temellerin devamıdır. Bir halkın toprağını, emeğini ve onurunu gaspetmek, “medeniyet” adı altında meşrulaştırılamaz. 28 Temmuz 1915, yalnızca Haiti’nin değil, sömürgecilik karşıtı mücadelenin de unutulmaması gereken bir dönüm noktasıdır. Silahın ve bankanın birleştiği yerde, özgürlük her zaman hedef alınır. Ve o hedefe karşı direniş, her zaman meşrudur.
Yorumlar (0)