Barış

Hüseyin Bayer, farklı zamanlarda, farklı mekanlarda aynı idealleri paylaştığımız arkadaşlarımızdan biriydi. Ankara'da aynı şehri, aynı okulu paylaşmış ve hatta aynı derneğin yolcuları olmamıza rağmen Datça öncesi pek birbirimizi tanıma fırsatımız olmamıştı. Hani olur ya birçoğumuz, birçoğumuzla birbirine çok benzer, paralel hayatlar yaşar ama birbirlerini adamakıllı tanıma fırsatı da bulamaz! İşte o hesap... O da 80 sonrası ODTÜ'de kurmaya çalıştığımız kitlesel öğrenci derneğinin faal üyelerinden biriymiş. Dernek içinde çıkan kimi tartışmalarda, farklı zamanlarda da olsak aslında benzer duruşları sergilemişiz. Gençken de hayli üretken ve barışçıl biriymiş. Yazık ki, onu geçen sene bu zamanlara doğru kaybettik. Hüseyin, 80'lerin sonunda ODTÜ'de öğrenci mücadelesinin sürükleyicilerinden biriydi. ODTÜ'de KATILIM Dergisini çıkartan ve sürdüren takım içinde yer almıştı. Biliyorum ki, bugün yaşasaydı, Dayanışma-Datça'da da yazdıklarını-çizdiklerini paylaşırdı. Neyse... Lafı çok dolandırmadan 1988 Kasımında henüz 20'lerini süren genç üniversite öğrencisi arkadaşımız Hüseyin Bayer'i, ODTÜ'de Katılım Dergisi ilk sayısında çıkan, "Barıştan daha önemli şeyler vardır" diyerek ironiyle bitirdiği Barış üzerine yazısıyla bir kez daha analım... Saygıyla...

Barış

"Ben yalnızca barışsever değil, bir barış savaşçısıyım. İnsanlar savaşa savaş açmadıkları sürece hiçbirşey savaşları ortadan kaldıramaz. Büyük ülkelerin mücadelesi önce küçük, ama yürekli bir azınlıkla başlatılır. Banş gibi inandığımız bir dava uğruna ölmek,savaş gibi inanmadığımız bir şey uğruna acı çekmekten daha iyi değil midir?

Albert Einstein

Barış... Bugün bütün dünyadaki insanlar, barış mücadelesinin sıcaklığını yaşıyorlar. Barışa olan özlemlerini şu yada bu şekilde dile getiriyorlar. Dünyanın her yanında halklar "savaşsız ve sömürüsüz bir dünya" istemlerini daha kitlesel bir biçimde savunuyorlar. Barış mücadelesi, bütün dünyada renk, din, dil, ırk ve siyasi inançları farklı insanlardan oluşan en geniş birlikteliğe sahip bulunuyor. Çünkü barış, sokaktaki adamın, evdeki annenin, fabrikadaki işçinin, okuldaki öğrencinin sorunudur.

Dünya gençlik hareketi de kalıcı bir barış için üstüne düşen görevi yerine getiriyor. Tüm dünyada demokratik gençlik örgütleri, oldukça geniş çapta genç kitleleri bir araya getiren gençlik ve öğrenci festivalleri, imza kampanyaları, konferanslar ve protesto yürüyüşleri düzenliyorlar. Çünkü banşseverler barışın korunması için savaşım vermenin gerekliliğine inanıyorlar ve aynı şekilde dünyamızı ancak bu kararlılığın kurtarabileceği umudunu da yitirmiyorlar.

İlk atom bombasının bundan kırkiki yıl önce Japonya'da savunmasız insanlar üzerinde kullanılmasından sonra ortaya çıkan vahşet tablosu, bilim adamlarını derinden etkilemiş, ilk kez kapsamlı ve örgütlü bir barış mücadelesi düşüncesi gelişmiştir. İşte bu amaçla, Joliot Curie, C.C. Powell gibi nükleer fizikçilerin öncülüğünde kurulan "Dünya Bilim İşçileri Federasyonu" bunlardan bir tanesidir. Bu örgüt halen çalışmalarını sürdürmektedir, ilk atom bombasının kullanılmasından sonra bugün gelinen aşama çok daha korkunçtur. Bilimadamları olası bir nükleer savaşın yine olası sonuçlarını araştırmakta, duyurmaktadır. Bu araştırmalardan birkaçına göre bugün yeryüzünde yaşayan 5 milyar insanın her birinin payına düşen 3 ton TNT değerindeki nükleer gücün varlığı dehşet vericidir. Şu anda varolan nükleer silah depolarının dünyamızda yaşayan insanların 50 katını ortadan kaldırmaya yeterli olacağı hesaplanmıştır.

Artık cephe ve cephe gerisi diye bir kavram yoktur, konvansiyonel silahların hedefi tüm insanlıktır.” İnsanlık tarihinin geçmiş 5500 yılında 14000’den fazla savaşta yaşamlarını yitirenlerin sayısı bugünkü dünya nüfusuna eşittir. "Oysa bugün olası bir nükleer savaşta yaşamlarını yitirenlerin sayısı da aynı olacaktır? Sorun yaşamsaldır, sorun sağ kalabilme sorunudur, önümüzde tek bir seçenek vardır: Kitleselleşerek barışın korunması... Çünkü duraksamak yarınların yıkımı olacaktır.

Tarih tanıktır ki, silahlar, savaşı hiçbir zaman ortadan kaldırmadığı gibi, yeni dehşet dengelerinin, daha büyük kıyımların habercisi ve uygulayıcısı oldu. Oysa savaşı ve savaşla ilgili düşünceyi bile ortadan kaldırabilecek, yalnızca halkların bilincidir. Barışın en büyük güvencesi de halklar arasındaki karşılıklı güvenin sağlanması olacaktır. Asker çizmeleri ve tanklar hiçbir zaman ve hiçbir şekilde barışın güvencesi olmadı. Eğer bu mümkün olsaydı, bugün barış her zamankinden daha fazla güvence altında olurdu. Fakat ne yazıktır ki günümüzde dünyanın dört bir yanında sıcak ve soğuk savaşlar halkları halen tehdit etmeyi sürdürmektedir.

Bugün televizyon, basın ve kitle iletişim araçlarıyla kitlelere savaşın kaçınılmaz olduğu empoze edilmeye çalışılırken, "Rambo" gibi sözde kahramanlar yaratarak bireysel teröre zemin hazırlanıyor ve dolayısı ile savaşmak dürtüsünün zaten insanda varolduğu imajı yaygınlaştırılıyor. Oysa savaş insanın doğasına aykırıdır, çünkü insan yıkıcı değil yaratıcıdır, üretkendir. İnsan emeğinin binlerce yılda ortaya koyduğu uygarlıkların varlığı bunun kanıtıdır. Bunların bir anda bir tek bombayla ortadan kaldırılmasına, emeğe ve yaratıcılığa saygısı olan hiç kimse göz yumamaz. Çünkü savaş yalnızca emeğin değil, emeğin yaratıcısı insanın da düşmanıdır.

Halkların bağımsızlığı, egemenliği ve kendi kaderlerinin tayin hakkının da güvencesi demek olan barış, günümüzde yerini korkuya, kavgaya, kuşkuya, tehdide bırakmaktadır. Kendisini dünya jandarması olarak gören ABD-emperyalizmi, sözüm ona terörizmi cezalandırmak amacıyla Libya'ya açık bir saldırı düzenlemiştir. Oysa gayet iyi bilinen şeyler de var." 1946 yılında İsrail'de kurulan üç terör örgütü bizzat ABD tarafından organize edilmiştir, bunlar Manahem Begin başkanlığında "Argon", İzak Şamir başkanlığında "Svayli Umim", "Stem" terör örgütleridir. 254 çocuk ve kadının öldüğü "Teyr Yasin" suikasti, bu katil terör örgütlerince gerçekleştirilmiştir. "ABD bugün bile bu olayı inkar edemezken, terörizmi cezalandırmak gibi bir bahaneyle başka bir ülkenin topraklarına saldırmasının ardında başka nedenler aramak gerekmektedir. ABD dünyada halen estirilmekte olan soğuk ve sıcak savaş rüzgarlarının tek sorumlusudur. Nikaragua'da Sandinist hükümetin devrilmesi için Honduras‘da kiralık askerlerden oluşan çetecileri desteklemesi, İsrail 'in Sabra ve Şattilla kamplarında gerçekleştirdiği açık soykırıma göz yumması, El-Salvador, Şili gibi ülkelerde yönetimi silah zoruyla ellerinde tutan yöneticilere tam destek sağlaması bunun en belirgin örneklerindendir. "ABD'nin siyasi amaçlarına ulaşmak için tam 215 kez askeri güce başvurması, 19 kez nükleer silah kullanmak tehdidinde bulunması" halkların bağımsızlığının ve egemenliğinin ne derece güvencede olduğunun da göstergesidir..

Savaşları, beraberinde getirdiği açlık, ölüm, hastalık, yoksulluk vb. ile değerlendirmek, yalnızca buna dayanarak duygusal bir tepki geliştirmek barış mücadelesinin çeşitliliğini sınırlandırır, özünü kaçırmamıza neden olur. Bunun içindir ki ana sorunumuz savaşların temel nedenlerini ortaya koyabilmek, onların tesadüflere bağlı, kendiliğinden gelişen bir olgu olmadığını göstermek olmalıdır. Bilimsel dünya görüşüne sahip insanlar bu yolda barış mücadelesinin önünü açan, boyutlandıran açıklıklar kazandırmışlardır. Saldırgan savaşları ve silahlanma isteği tekelci burjuva düzenlerinden ve savaşın temel nedenlerinin de sınıf çelişkilerinden kaynaklandığını kanıtlamışlardır. Çünkü halkların canı, emeği, kanı pahasına da olsa savaşlar, çok uluslu silah tekellerinin varlık nedenidir. Savaş, egemen sınıfların sömürgeci politikalarının bir uzantısı olup, egemenliğini pekiştirmeğe, korumağa yöneliktir. Çok uluslu tekellerin sözcüsü bulunan Reagan yönetiminin şu sözleri, kimlerin barış dostları olduğu konusunda kafaları aydınlatmaya yetecektir. "Barıştan daha önemli şeyler vardır."

 

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış