Efsane Tatar Ramazan Kimdir

O adamın adı Mecit Çoksu’ydu. Halk arasında Kürt Mecit, Mecîdê Mehmûd ya da Mecidê Kaçak… 1912’de Ağrı’nın Diyadin ilçesine bağlı Tendürek köyünde, sert dağların eteklerinde doğmuştu. Celali aşireti mensubuydu. Zilan Katliamının kanlı gölgesi ailesinin üzerine çöktü. Abisinin acımasızca infaz edilişi, sevdiklerine yapılan haksızlıklar… Genç Mecit’i dağlara, silaha, kaçışa sürükledi. Resmî kayıtlarda “eşkıya” diye geçti. Ama halkın dilinde, haksızlığa uğrayan köylünün koruyucusu, zulme boyun eğmeyen yiğit olarak anıldı.

   Efsane Tatar Ramazan Kimdir

 

      Kürt Macit-  Mecidê Kaçak

Bazı isimler vardır ki, bir kez duyulunca insanın yüreğine oturur. Bir daha unutulmaz. Tatar Ramazan da öyle bir isimdir. Türkiye sinemasının  en dik, en haksızlığa başkaldıran karakteri… Kadir İnanır’ın o derin bakışlarında, o boğuk ama kararlı sesinde, “Benim adım Tatar Ramazan… Ben bu oyunu bozarım!” diye haykırışında yaşayan bir efsane. Ama o efsane, sadece beyaz perdede doğmadı. Gerçek bir acının,  gerçek bir direnişin içinden yükseldi.

1969’da Kerim Korcan, Tatar Ramazan adlı kitabını yayımladığında, hapishanelerin o boğucu, karanlık, insanı yutan dünyasını sayfalara döktü. Koğuş ağalarının zulmü, gardiyanların sopası, müdürlerin ilgisizliği, kumar, dayak, zincir… Korcan bunları biliyordu. Çünkü kendisi de o duvarların arkasında yıllarca yatmıştı. Sinop Cezaevi’nde, aynı koğuşta, bir adamla tanışmıştı. O adam, onun yüreğini fethetmişti.

O adamın adı Mecit Çoksu’ydu. Halk arasında Kürt Mecit, Mecîdê Mehmûd ya da Mecidê Kaçak… 1912’de Ağrı’nın Diyadin ilçesine bağlı Tendürek köyünde, sert dağların eteklerinde doğmuştu. Celali aşireti mensubuydu. Zilan Katliamının  kanlı gölgesi ailesinin üzerine çöktü. Abisinin acımasızca infaz edilişi, sevdiklerine yapılan haksızlıklar… Genç Mecit’i dağlara, silaha, kaçışa sürükledi. Resmî kayıtlarda “eşkıya” diye geçti. Ama halkın dilinde, haksızlığa uğrayan köylünün koruyucusu, zulme boyun eğmeyen yiğit olarak anıldı.

Bitlis, Siirt, Adana, Sinop, İmralı… Gittiği her cezaevinde aynı şeyi yaptı: Eğilmedi. Koğuş ağalarına, idareye, haksız düzene karşı tek başına durdu. Cezasını zincirli, hücrede, yalnızlık içinde çekti. Dokuz yılın büyük kısmı o soğuk demirlerin ağırlığı altında geçti. Sinop’ta Kerim Korcan’la aynı havayı soludular. Korcan, o adamın gözlerindeki ateşi, dimdik duruşunu, adalet diye yanıp tutuşan yüreğini asla unutamadı. Ve o yürek, yıllar sonra sayfalara döküldü.

Ama Korcan, gerçek ismi ve kökeni yazmadı. Yasaklı bir halkı yazarak, Mecit’i daha fazla hedef haline getirmemek, sansürden korumak, belki de onu biraz olsun güvende tutmak için… Karakterin adını “Ramazan” yaptı. Kökenini Polatlı’lı bir Kırım Tatarı olarak kurguladı. Böylece bir Kürt mahkûmun acısı, bütün Anadolu’nun ortak acısına dönüştü. “Tatar inadı” herkesin diline, herkesin yüreğine yerleşti. Tatar Ramazan artık sadece bir kişi değildi. Ezilenin, kırılanın, dört duvar arasında bile onurunu korumaya çalışan herkesin sesi oldu.

1990’da o ses beyaz perdede yankılandı. Melih Gülgen’in yönetmenliğinde, Kadir İnanır’ın unutulmaz oyunculuğuyla, Ahmet Kaya’nın yüreği delen müziğiyle… 1942’nin karanlık savaş günlerinde, toprak ağasının zulmüne karşı ayağa kalkan, hapishanede bile dik duran bir adamın hikâyesi… “Yedi vilayet, yetmiş karyede namı söylendi” diye biten o film, bir neslin yüreğine kazındı. 1992’de Tatar Ramazan Sürgünde ile efsane tamamlandı. Kadir İnanır, o karakterle öyle bir bütünleşti ki, sanki Mecit’in ruhu onun bedenine geçmiş gibiydi.

Gerçek Mecit Çoksu, cezaevinden çıktıktan sonra Van’ın Muradiye ilçesine yerleşti. Eşi Zeyno’yla bir yuva kurdu, çocuklar büyüttü. 1985’te o topraklarda gözlerini yumdu. Ama Tatar Ramazan ölmedi. Çünkü o, bir isimden çok daha fazlasıydı. Zincirlerin ağırlığına rağmen eğilmeyen bir bel, haksızlığa karşı yükselen bir nârâ, karanlıkta bile yanan bir ateşti.

 

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir