Evden Çalışma - Gözetim Altındaki Vahşi Sömürü

Pandemi bitti, ama o gözler kapanmadı. Trafik yeniden başladı, ama asıl zincirler hâlâ boynumuzda. Evlerimizi geri istemenin, mahremiyetimizi geri istemenin, insanlığımızı geri istemenin zamanı geldi. Çünkü bir yerimiz yoksa, biz de yokuz. Ve sürekli izlenen bir varlık, artık bir köleden farklı değildir.

Evden Çalışma - Gözetim Altındaki  Vahşi Sömürü

Evden Çalışma, Mahremiyetin Ölümü ve Çağdaş Kölelik

Pandemi bir sabah kapılarımızı çaldığında, kimse bunun kalıcı bir dönüşüm getireceğini aklından bile geçirmemişti. Ofisler birer birer boşaldı, yollar sessizleşti, sabah-akşam trafik kabusu bir anda hafızalardan silindi. “Artık özgürüz!” dedik. Ama o özgürlük, sandığımız gibi bir kurtuluş değildi. Trafikten kurtulurken, çok daha sinsi, çok daha görünmez bir esarete teslim olduk. Biri bizi izliyor. Ve bu “biri”, artık yalnızca bir yönetici, bir algoritma ya da bir ekran değil; hayatımızın her köşesine sızmış, hiç kapanmayan bir göz.

Evlerimiz bir zamanlar sığınaktı. Kapıyı kapattığımızda dış dünyanın gürültüsü kesilirdi. Şimdi o kapı, sadece fiziksel bir sınır. Klavye tuşlarımızın ritmi, fare hareketlerimizin saniyeleri, hangi siteye ne kadar süre girdiğimiz, ekran görüntülerimizin anlık yakalanışı… Hepsi kayda geçiyor. “Verimlilik takibi” adı altında sunulan bu sistemler, aslında sürekli bir mahkeme salonu kuruyor. Yorgunluğumuz, düşünce boşluğumuz, hatta bir anlık dalgınlığımız bile “verimsizlik” diye yaftalanıyor. Evimiz hücreye, biz de o hücrede kesintisiz gözetlenen kölelere dönüşmüş durumdayız.

Evden Çalışma - Gözetim Altındaki  Vahşi Sömürü

 Veri Paketinin Nesnesi Olan Çalışan

Dünden farklı olarak bugün kendimize ait bir yerimiz yok. Ofiste en azından mesai saati bitince kapıyı kapatıp gidebiliyorduk. Şimdi ise mesai saati diye bir şey kalmadı. Ekranın ışığı gece yarısına kadar yanıyor; “bir mail daha”, “bir toplantı daha”, “bir rapor daha” diye uzayıp gidiyor. Ve her an, o ekranın arkasında birinin bizi izlediği hissi yakamızı bırakmıyor. Hangi odada olduğumuz, arka planda neyin durduğu, çocuğumuzun sesinin duyulup duyulmadığı bile denetim konusu olabiliyor. Mahremiyet, lüks bir kavram haline geldi. Artık “özel alan” diye bir şey yok; her yer gözetim alanı.

Bu gözetim yalnızca işverenlerden gelmiyor. Platformlar, yazılımlar, sistemler… Hepsi veri topluyor, analiz ediyor, profil çıkarıyor. Klavye vuruşlarımızdan ruh halimizi, gezinme geçmişimizden düşünce dünyamızı, ekran sürelerimizden hayat tarzımızı okuyorlar. Ve biz, bu durumu “normal” kabul etmeye zorlanıyoruz. “Şirket politikası”, “güvenlik”, “verimlilik”… Bu kelimeler, esareti meşrulaştıran bir kalkan gibi kullanılıyor. Oysa gerçek şu: İnsan, sürekli izlendiğini bildiği yerde özgür düşünemez, yaratamaz, nefes alamaz. Yaratıcılık, denetim altında soluk alır; insanlık, gözetim altında küçülür.

Trafikten kurtulduk diye sevinirken, aslında daha büyük bir tuzağa düştük. Eskiden yolun kenarındaki billboard’lar, araç plakaları, kameralar bizi dışarıda izliyordu. Şimdi o kameralar evimizin içine girdi. Duvarlarımız şeffaf, odalarımız açık, hayatımız şeffaf bir vitrine dönüştü. “Evden çalışma” adı verilen bu düzen, aslında “evde tutsaklık”ın modern adıdır. Ve en acısı da, bu tutsaklığı çoğu zaman kendi ellerimizle, kendi cihazlarımızla, kendi rızamızla inşa ediyor olmamız.

 Güvenlik Verimlilik Eşittir Çağdaş Kölelik

Bir yerimiz yok artık. Ne ofiste, ne evde, ne sanal dünyada. Her yerde biri bizi gözetliyor. Ve bu göz, sadece bakmıyor; ölçüyor, değerlendiriyor, yargılıyor. İnsan onuru, bir performans grafiğine indirgeniyor. Oysa insan, ölçülebilir bir veri paketi değildir. İnsan, bazen boş bakma hakkına, bazen yavaşlama hakkına, bazen de kimsenin bilmediği bir köşede yalnız kalma hakkına sahiptir.

Patronlar için bu düzen daha az maliyet, daha çok üretim ve daha derin sömürü demektir. Evden çalışmayla çalışan olmaktan çıkarılıp vergi mükellefi konumuna itilen işçi, üretimin maliyetsiz ensesi haline gelmektedir. Kira, elektrik, internet, yemek… Hepsi işçinin sırtına yüklenirken, şirketler ofis masraflarından kurtulup kârlarını katlamaktadır. Güvenlik, verimlilik eşittir çağdaş kölelik.

Pandemi bitti, ama o gözler kapanmadı. Trafik yeniden başladı, ama asıl zincirler hâlâ boynumuzda. Evlerimizi geri istemenin, mahremiyetimizi geri istemenin, insanlığımızı geri istemenin zamanı geldi. Çünkü bir yerimiz yoksa, biz de yokuz. Ve sürekli izlenen bir varlık, artık bir köleden farklı değildir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış