Başlıktaki bu seslenişi-daha doğrusu tehdidi-, Kılıçdaroğlu ve ekibinin ağzına da, müesses nizamın kalemşorlarına da, mutemet adamlarının ağzına da yakıştırabilirsiniz. Tabii ki cumhur ittifakının her çeşit, her yelpazeden taifesine de.
Belli ki devlet kurucusu partinin, Kılıçdaroğlu’nun deyimiyle ‘devlete her zaman istikamet çizmiş’ partinin, ne idüğü belirsiz bir yola(?) girmesi ihtimali en başta-henüz ihtimal dahilinde olsa bile- birbuçuk yıldır devlet katında ve devletin bugünkü sahibi Cumhur ittifakı-özellikle saray merkezli güç odağı- nezdinde paniğe neden olmuş görünüyor. Etmediklerini yapmadıklarını bırakmıyorlar, geçen sene 19 Mart'tan beri. Hukuk ve hatta yürürlükteki kanunlar bile bir kalemde çöpe atılarak CHP’li belediyelere çöküyorlar, yerel siyasetçilerini ve bürokratlarını tutuklayıp betona gömüyorlar. Birçoğu ‘suçlarına’ karşılık gelen yatarlarından daha fazlasını yatmış olmalarına rağmen hapiste tutuluyorlar. Onlar-operasyonların arkasındaki güçler- belediyecilikten(!) geldikleri, yani rant merkezlerinde ‘vazife görmüş, ders almış’ oldukları için nereye(!) bakacaklarını, nereden yakalayacaklarını çok iyi biliyorlardı, belediye operasyonlarında. Ne de olsa Bizans entrikacılığının, Osmanlı devlet geleneğinin(!) mirasçılarıydılar. Hakeza uzun yıllar Kemalist kırbacından da öğrendikleri ve dağarcıklarını zenginleştirdikleri başka bir gerçek.
Tarz-ı siyasetlerini, bu bir buçuk yılda, göz açtırmamasına durmaksızın ve yaygınlaştırarak, her aracı-itirafçılardan, medya araçlarına kadar- seferber ederek, hiçbir eleştiriyi umursamadan baskı uygulama şeklinde sürdürdüler ve sürdürüyorlar. Bu pervasızca baskının nedeni olmalı devlet katında ve tabii ki saray katında. Temel iki neden var, bunca pervasızlığı göze almalarının dayanağı olarak. Birincisi; her zaman-70 senedir- yedek lastik-stepne- olarak- devletin ana sütunlarından biri olmuş ana muhalefet partisinin, demokratik(!) görünümü, manzarayı tamamlayan bir figür olarak kullanışlılığını yitirmesi tehlikesi. Öyle ya bütün uyarıları umursamayarak ‘sokak demesi, eylemlerden söz etmesi, kitle yaratıcılığına yönelmesi, siyaseti Ankara kurumlarının dışına taşıma iradesi göstermesi, demokrasi, özgürlükler demesi bir hadsizlik bir ‘devletin bekasına tehdit’ anlamı taşımaz mıydı? Neyine yetmiyordu, %20-25 bandı ve 120-130 vekil. İkinci neden açıktır ki; CBaşkanı’nın sonsuza kadar tasarlanmış mutlak iktidarını tehdit eder görünümlü bir ‘hadsiz’ ve fakat güçlü bir adayın ortaya çıkmış olması. Katlanılabilecek gelişmeler miydi, devlet ve saray katında, tabii ki değil.
Bırakınız geçmişte olup bitenleri şu butlancıların son birbuçuk senede hükümete ve uygulamalarına dönük en küçük bir eleştirilerini duydunuz mu? Halk hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı altında inlerken halkın sorunları doğrultusunda talepler sunduklarını ya da gazeteciler, aydınlar zulme uğrarken, demokrasi ayaklar altındayken ses çıkardıklarını duydunuz mu? Onlar 'ölü taklidi' yapıp hevesle, iştahla butlanı beklediler.
Kılıçdaroğlu mu diyorsunuz, o bu genel tabloda bir kullanışlı aparat. Doyumsuz bir ikbalperest-bu deyim bana ait değil ama çok sevdim-, kariyerist ve hırsı boyundan büyük bir şahsiyet. Halk TV yorumcularından Hasan Sınar’ın veciz ifadesiyle ‘en önemli meziyetinin ölü taklidi yapmak’ olduğu, şekillenmesi, inşası 40 yıl devletle yoğrulmuş bir bürokrat/siyasetçi. Her kritik dönemeçte, tavır almayı zorunlu kılan her aşamada, ölü taklidi yapmak için vardı sanki. Çıkarlar ortaklaşmış görünüyor; devletin yüksek katlarıyla Kılıçdaroğlu’nun tatminsiz 'chp’de iktidar' olma hırsı.
‘Uzlaşın’
Bir takım çevreler-her renkten her boydan, kimi muhalifler de dahil- butlandan sonra Ö. Özel ve ekibine uzlaşın, anlaşın çağrısı yapıyor. Bu çevrelerin ortak özelliği halktan değil devletten yana olmaları tabiatlari itibarıyla. Yani devletperest olarak devletin ali menfaatlerini halkın ve ülkenin demokratik geleceğine öncelemeleri. Zinhar yeni parti filan kurmayın, CHP’yi bölmeyin nidalarıyla... Nedenmiş efendim? Üstelik ikbalperest Kılıçdaroğlu ve taifesinin en ufak bir uzlaşma söylemine ve isteğine sahip olmadığı durumda. Tam aksine disiplin kurullarının harekete geçirileceği, tasfiyelerin kaçınılmaz olduğu dillendirilirken. Kurultay talebinin üstünde uykuya yatılmışken, hapisteki CHP’lilerin hiçbir şerh düşülmeden Fetöcü ve hırsız/yolsuz olarak nitelendiği koşullarda. Neyin uzlaşması, neyin anlaşması? Ne üzerinde uzlaşılacak, ne amaçla? Parti kamuoyunun neredeyse ezici çoğunluğunu tasfiye etmek isteyen ve bu planlarını açıkca dillendirilen bir butlancı yönetimle mi uzlaşılacak? Beştepe odaklı operasyonların sahipleriyle de onların aparatı güçlerle nasıl anlaşılacak? Bu çatlaklara sızmış, arkasını saraya dayamış tiplerle. Onların amacı belli; hareketli, kitlesel bir özgürlükçü dalgayı soğurmak ve sönümlendirmek tabii ki.
Neden bir yıldan beri yükselen demokratik ve özgürlükçü dalga sosyal demokrasinin meşrebine uygun bir partiyle taçlanmasın. Bu çıkış yolunu da yabana atmaması lazım CHP'nin demokrat, özgürlükçü güçleri. Hani, mesela dedik.
Yorumlar (0)