Ölenin Kimliği, Dünyanın Vicdanını Belirliyor Mu?
Suriye yine kanıyor.
Ama artık haber değeri taşımayacak kadar uzun süredir kanıyor.
Bir köyde insanlar öldürülüyor, başka bir şehirde kadınların kaçırıldığı iddia ediliyor, çocuklar yaşamını yitiriyor... Bir rapor yayımlanıyor, birkaç açıklama yapılıyor, sonra dünya bir sonraki gündeme geçiyor. Geride ise isimlerden oluşan yeni bir ölüm listesi kalıyor.
Temmuz 2026'ya ilişkin yayımlanan insan hakları raporları, Alevilere, Hristiyanlara ve diğer azınlık topluluklarına yönelik cinayet, kaçırma ve mezhep temelli saldırı iddialarını yeniden gündeme taşıdı. İddiaların bağımsız biçimde soruşturulması elbette şarttır. Ancak ortada bu kadar ağır suçlamalar varken, uluslararası toplumun sessizliği de sorgulanmayı hak ediyor.
Asıl soru şu:
Eğer öldürülenler başka bir coğrafyada yaşasaydı, dünyanın tepkisi yine bu kadar cılız mı olurdu?
İnsan hakları evrensel deniliyor.
Peki neden bazı ölümler dünyanın manşetlerini süslerken, bazıları yalnızca dipnot oluyor?
Neden bazı katliam iddiaları için Birleşmiş Milletler acil toplantıya çağrılıyor da, bazıları yalnızca birkaç satırlık açıklamayla geçiştiriliyor?
Acının dini olmaz deriz.
Ama görünen o ki, uluslararası siyasetin acıya bile bir hiyerarşisi var.
Suriye'de yıllardır insanlar sadece bombalarla ölmedi. Mezhep kimliği nedeniyle hedef alındıkları yönündeki iddialar da defalarca gündeme geldi. Bugün yayımlanan her yeni rapor, aynı soruyu yeniden sorduruyor: Bu suçları kim araştıracak? Kim hesap soracak? Yoksa dosyalar yine raflarda mı tozlanacak?
Adaletin en büyük düşmanı yalnızca suç değildir.
Sessizliktir.
Çünkü cezasız kalan her suç, yenisini doğurur.
Fail bilir ki kimse hesap sormayacak.
Mağdur bilir ki sesini duyan olmayacak.
Dünya bilir ki birkaç gün sonra herkes unutacak.
Oysa hukuk, failin kimliğine göre uygulanmaz.
İnsan hakları, mağdurun mezhebine göre savunulmaz.
Bir insan Alevi olduğu için öldürülüyorsa, Hristiyan olduğu için hedef seçiliyorsa, Dürzi olduğu için kaçırılıyorsa ya da Sünni olduğu için infaz ediliyorsa, ortada yalnızca bir güvenlik sorunu değil, insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren ağır bir hukuk ihlali vardır.
Bugün Suriye'nin ihtiyacı, yeni kınama mesajları değildir.
Bağımsız soruşturmalardır.
Şeffaflıktır.
Hesap verebilirliktir.
Çünkü adalet geciktiğinde yalnızca mağdurlar kaybetmez.
İnsanlık kaybeder.
Ve en acısı...
Suriye'de artık insanlar ölmekten çok, unutulmaktan korkuyor.
Yorumlar (0)