Turanlık Kadınları Madene Karşı Ayakta!

Önümüzdeki en kritik görev, bu dağınık tepkileri birleşik ve örgütlü bir güce dönüştürmektir. Yerel direnişler arasında dayanışma ağları kurulmalı, bilgi ve deneyim paylaşılmalı, hukuki mücadeleler güçlendirilmeli ve kamuoyu sürekli olarak aydınlatılmalıdır. Turnalık halkının mücadelesi, bu anlamda bir kıvılcımdır. Eğer bu kıvılcımlar birleşirse, yalnızca maden şirketlerine değil, doğayı talan eden tüm politikalara karşı güçlü bir duvar örülebilir.

Turanlık Kadınları  Madene Karşı  Ayakta!

 

 Birleşik Ekolojik Mücadeleye Doğru

Ordu’nun Korgan ilçesine bağlı Turnalık yöresinde, doğanın ve yaşamın korunması için verilen mücadele bir kez daha tüm Türkiye’ye örnek oluyor. Sondaj çalışmaları için bölgeye gelen maden şirketine karşı yöre halkı ayağa kalktı. Köylerini, yaylalarını, sularını ve geleceklerini korumak için direnen Korganlılar, “Maden şirketi defol!” sloganlarıyla hem kendi topraklarını savunuyor hem de ülkenin dört bir yanında yükselen çevre direnişlerine güç katıyor.

Turnalık, Karadeniz’in o eşsiz yeşilliğiyle kaplı, bereketli bir yöre. Yaylaları, ormanları ve akarsularıyla adeta bir cennet köşesi. Ancak son yıllarda madencilik faaliyetleri bu doğal zenginliği tehdit eder hale geldi.  Şirketlerin her zamanki gibi “istihdam ve kalkınma” vaadiyle geldikleri yerlerde, kısa sürede ormanların yok edildiği, suların zehirlendiği, havanın kirletildiği ve yaşamın çekilmez hale geldiği sayısız örnek var. Turnalık halkı da tam da bu gerçeği gördüğü için sessiz kalmıyor. “Biz burayı satmayacağız” diyorlar. Topraklarını, su kaynaklarını, hayvanlarını ve çocuklarının geleceğini sermayenin talanına karşı koruyorlar.

Bu direniş, yalnızca Turnalık’a özgü bir olay değil. Türkiye’nin hemen her bölgesinde benzer mücadeleler yaşanıyor. Kaz Dağları’ndan İkizdere’ye, Artvin’den, Varto, Şırnak  , Akbelen’e, birçok yerde halk doğasını savunmak için nöbet tutuyor, çadırlar kuruyor, davalar açıyor. Çünkü artık herkes biliyor ki, maden ruhsatları ardı ardına verilirken, “kamu yararı” denilen şey aslında birkaç şirketin cebine akan kârın adı oluyor. Ormanlar kesiliyor, dereler zehirleniyor, tarım alanları tahrip ediliyor. Geriye kalan ise göç, işsizlik ve sağlık sorunları.

Bütün ülke toprağı sermayeye peşkeş çekilirken, Turnalık’ta ve benzer yerlerde direnenler, aslında ortak bir geleceği de savunuyor. Bu direnişler, ekolojik yıkımın yanı sıra, demokratik hakların da mücadelesi haline geliyor. Halkın iradesine rağmen, kararlar kapalı kapılar ardında alınıyor; itiraz edenler ise zaman zaman “terörist” ya da “engel” olarak yaftalanıyor. Oysa asıl engel, doğayı yok ederek kısa vadeli kâr peşinde koşan anlayıştır.

 Birleşerek Geleceğimizi Kazanabiliriz

Önümüzdeki en kritik görev, bu dağınık tepkileri birleşik ve örgütlü bir güce dönüştürmektir. Yerel direnişler arasında dayanışma ağları kurulmalı, bilgi ve deneyim paylaşılmalı, hukuki mücadeleler güçlendirilmeli ve kamuoyu sürekli olarak aydınlatılmalıdır. Turnalık halkının mücadelesi, bu anlamda bir kıvılcımdır. Eğer bu kıvılcımlar birleşirse, yalnızca maden şirketlerine değil, doğayı talan eden tüm politikalara karşı güçlü bir duvar örülebilir.

Korganlıların yanındayız. Onların “Köyümüze, yaylamıza, suyumuza, yaşamımıza dokunma” haykırışı, aslında hepimizin ortak çığlığıdır. Maden şirketleri defolmalı, doğa ve halk kazanmalıdır. Bu mücadele, aynı zamanda daha yaşanılır, daha adil ve gerçekten demokratik bir Türkiye’nin inşasının da parçasıdır.

Turnalık’ta direnenler yalnız değildir. Türkiye’nin vicdanı ve aklı, doğayı savunanların yanındadır. Bu direnişler çoğaldıkça, toprağımıza, suyumuza, havamıza sahip çıkma iradesi de büyüyecektir. Geleceğimizi karartmak isteyenlere karşı, umudu ve mücadeleyi büyütme zamanıdır.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış