Utanacak Olan Çıplak Bırakılan Değil, Çıplak Aramayı Yapandır

Fatoş Pınar Türker’in duruşmada sergilediği tavır ise dikkat çekiciydi. “Ben utanmıyorum, yapan utansın” diyerek hem kendi onurunu korudu hem de bu tür uygulamaları yapanları mahkum etti. Bu duruş, devlet görevlilerinin keyfi yetki kullanımına karşı bireysel direnişin de mümkün olduğunu gösteriyor. Ancak bireysel direnişler yetmiyor. Kurumsal bir sorun haline gelmiş çıplak arama ve benzeri kötü muamelelerin önlenmesi için yasal düzenlemeler, bağımsız denetim mekanizmaları ve siyasi irade şart.

  Utanacak Olan Çıplak Bırakılan Değil, Çıplak Aramayı Yapandır

 

Çıplak Arama  Sistemli Bir İşkence  Yöntemi

Silivri’de Marmara Cezaevi kampüsünde görülen duruşmada, Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in savunma sırasında anlattıkları, Türkiye’de cezaevlerinde yaşanan insan onuru ihlallerini bir kez daha gözler önüne serdi. Türker, “çıplak arama” olarak bilinen uygulamayı tüm çıplaklığıyla dile getirirken, yaşananların rastgele değil, sistematik bir aşağılama aracı olduğunu ortaya koydu.

Türker’in duruşmadaki ifadesi şöyleydi: “ ‘Üstünü çıkar’ dedi. Çıkardım… Zaten çıplağım, ne kontrolü yapacaksın? Yine de kontrol yaptı. ‘Tamam, üstünü giyebilirsin’ dedi. ‘Peki, gidebilir miyim’ dedim. ‘Hayır’ dedi. ‘Eşofmanını da indir.’ İndirdim. ‘Çamaşırını da.’ ‘Nasıl yani?’ dedim. ‘İndireceksin’ dedi. İkisini de ayak bileklerime kadar indirdim. ‘Şimdi yere çömel’ dedi. Ondan sonra da, ‘Burada utanan varsa çıkabilir’ dedi. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın. Ben utanmıyorum. ‘Cinsel organını aç’ dedi. ‘Bacaklarını aç, arkanı dön, eğil…’ Sonra, ‘Tamam’ dedi.”

Bu sözler, sadece bir kişinin yaşadığı travmayı değil, pek çok tutuklu ve hükümlünün benzer muamelelere maruz kaldığını gösteren somut bir tanıklık niteliğinde. Çıplak arama, uygulamadaki usul ve üslup, açıkça onur kırıcı bir nitelik taşıyor. Özellikle “yere çömel”, “bacaklarını aç”, “arkanı dön, eğil” gibi talimatlar, fiziksel aramanın ötesinde psikolojik bir işkence unsuru barındırıyor. Türker’in de belirttiği gibi, bu uygulama “insanların onurunu, gururunu kırmak için” tasarlanmış gibi duruyor.

Türkiye’de kötü muamele tartışmaları maalesef yeni değil. 12 Eylül döneminin karanlık uygulamaları, aradan geçen onca yıla rağmen hafızalardan silinmedi. Bugün gelinen noktada, birçok insan hakları örgütü ve mağdur anlatısı, çıplak aramaların hâlâ yaygın ve rutin bir pratik olduğunu gösteriyor. Özellikle siyasi tutuklular, gazeteciler ve muhalif isimler üzerinde bu tür yöntemlerin daha sık kullanıldığına dair güçlü iddialar mevcut. Savcılıkların bu tür şikayetleri “ideolojik” bularak soruşturma açmadan reddetmesi ise, sorunun sistematik olduğunu düşündürüyor. Çünkü bireysel bir şikayeti ciddiye almamak, aynı muamelenin başka insanlara da rahatça uygulanabilmesinin önünü açıyor.

Fatoş Pınar Türker’in duruşmada sergilediği tavır ise dikkat çekiciydi. “Ben utanmıyorum, yapan utansın” diyerek hem kendi onurunu korudu hem de bu tür uygulamaları yapanları mahkum etti. Bu duruş, devlet görevlilerinin keyfi yetki kullanımına karşı bireysel direnişin de mümkün olduğunu gösteriyor. Ancak bireysel direnişler yetmiyor. Kurumsal bir sorun haline gelmiş çıplak arama ve benzeri kötü muamelelerin önlenmesi için yasal düzenlemeler, bağımsız denetim mekanizmaları ve siyasi irade şart.

Cezaevleri, intikam ve cezalandırma mekanizmaları değil, adaletin ve ıslahın yer aldığı kurumlar olmalıdır. İnsan onurunun hiçe sayıldığı her uygulama, rejimin niteliğini daha net görünür kılıyor. Savcılıkların bu iddiaları araştırmadan ret etmesi, “sistematik” eleştirilerini haklı çıkarıyor. Artık bu konunun üzerine gidilmeli, mağdurların sesi duyulmalı ve onur kırıcı uygulamalara son verilmelidir.

Fatoş Pınar Türker’in tanıklığı, sadece bir duruşma tutanağına geçmekle kalmamalı. Bu, Türkiye’de insan hakları standartlarının nereye evrildiğinin bir aynasıdır. Çıplak Arama Utancı: Sistemli Bir Aşağılama

Silivri’de Marmara Cezaevi kampüsünde görülen duruşmada, Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in savunma sırasında anlattıkları, Türkiye’de cezaevlerinde yaşanan insan onuru ihlallerini bir kez daha gözler önüne serdi. Türker, “çıplak arama” olarak bilinen uygulamayı tüm çıplaklığıyla dile getirirken, yaşananların rastgele değil, sistematik bir aşağılama aracı olduğunu ortaya koydu.

Türker’in duruşmadaki ifadesi şöyleydi: “ ‘Üstünü çıkar’ dedi. Çıkardım… Zaten çıplağım, ne kontrolü yapacaksın? Yine de kontrol yaptı. ‘Tamam, üstünü giyebilirsin’ dedi. ‘Peki, gidebilir miyim’ dedim. ‘Hayır’ dedi. ‘Eşofmanını da indir.’ İndirdim. ‘Çamaşırını da.’ ‘Nasıl yani?’ dedim. ‘İndireceksin’ dedi. İkisini de ayak bileklerime kadar indirdim. ‘Şimdi yere çömel’ dedi. Ondan sonra da, ‘Burada utanan varsa çıkabilir’ dedi. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın. Ben utanmıyorum. ‘Cinsel organını aç’ dedi. ‘Bacaklarını aç, arkanı dön, eğil…’ Sonra, ‘Tamam’ dedi.”

Bu sözler, sadece bir kişinin yaşadığı travmayı değil, pek çok tutuklu ve hükümlünün benzer muamelelere maruz kaldığını gösteren somut bir tanıklık niteliğinde. Çıplak arama, güvenlik gerekçesiyle savunulsa da, uygulamadaki usul ve üslup, açıkça onur kırıcı bir nitelik taşıyor. Özellikle “yere çömel”, “bacaklarını aç”, “arkanı dön, eğil” gibi talimatlar, fiziksel aramanın ötesinde psikolojik bir işkence unsuru barındırıyor. Türker’in de belirttiği gibi, bu uygulama “insanların onurunu, gururunu kırmak için” tasarlanmış gibi duruyor.

Türkiye’de kötü muamele tartışmaları maalesef yeni değil. 12 Eylül döneminin karanlık uygulamaları, aradan geçen onca yıla rağmen hafızalardan silinmedi. Bugün gelinen noktada, birçok insan hakları örgütü ve mağdur anlatısı, çıplak aramaların hâlâ yaygın ve rutin bir pratik olduğunu gösteriyor. Özellikle siyasi tutuklular, gazeteciler ve muhalif isimler üzerinde bu tür yöntemlerin daha sık kullanıldığına dair güçlü iddialar mevcut. Savcılıkların bu tür şikayetleri “ideolojik” bularak soruşturma açmadan reddetmesi ise, sorunun sistematik olduğunu düşündürüyor. Çünkü bireysel bir şikayeti ciddiye almamak, aynı muamelenin başka insanlara da rahatça uygulanabilmesinin önünü açıyor.

Fatoş Pınar Türker’in duruşmada sergilediği tavır ise dikkat çekiciydi. “Ben utanmıyorum, yapan utansın” diyerek hem kendi onurunu korudu hem de bu tür uygulamaları yapanları mahkum etti. Bu duruş, devlet görevlilerinin keyfi yetki kullanımına karşı bireysel direnişin de mümkün olduğunu gösteriyor. Ancak bireysel direnişler yetmiyor. Kurumsal bir sorun haline gelmiş çıplak arama ve benzeri kötü muamelelerin önlenmesi için yasal düzenlemeler, bağımsız denetim mekanizmaları ve siyasi irade şart.

Cezaevleri, intikam ve cezalandırma mekanizmaları değil, adaletin ve ıslahın yer aldığı kurumlar olmalıdır. İnsan onurunun hiçe sayıldığı her uygulama, Türkiye’nin hem iç barışını hem de uluslararası itibarını zedeliyor. Savcılıkların bu iddiaları araştırmadan ret etmesi, “sistematik” eleştirilerini haklı çıkarıyor. Artık bu konunun üzerine gidilmeli, mağdurların sesi duyulmalı ve onur kırıcı uygulamalara son verilmelidir.

Fatoş Pınar Türker’in tanıklığı, sadece bir duruşma tutanağına geçmekle kalmamalı. Bu, Türkiye’de insan hakları standartlarının nereye evrildiğinin bir aynasıdır. Utanç, çıplak kalan değil, çıplak aramayı rutin hale getiren sistemdedir.

Haber Nur Akalın

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış