BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nden Ağır Suçlamalar
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) Filistin Ofisi, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana işgal altındaki Filistin topraklarında yürüttüğü uygulamaları ağır bir dille kınadı. Yayınlanan raporda, Filistinli tutukluların sistematik işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı, bu uygulamaların hem savaş suçu hem de insanlığa karşı suç niteliği taşıyabileceği vurgulandı.
OHCHR’nin raporuna göre, İsrail hapishaneleri ve gözaltı merkezlerinde şu anda 9 bin 300’den fazla Filistinli bulunuyor. Bunların yaklaşık yarısı herhangi bir suçlama veya adil yargılama olmaksızın “idari tutukluluk” statüsünde tutuluyor. 7 Ekim 2023’ten 31 Mayıs 2025’e kadar geçen dönemde gözaltı merkezlerinde en az 90 Filistinli’nin hayatını kaybettiği belirtilirken, aç bırakma, dayak, stres pozisyonları, tıbbi ihmal, tecavüz ve diğer cinsel işkence yöntemlerinin yaygın şekilde kullanıldığı belgelendi.
Raporda özellikle “sistematik” vurgusu dikkat çekiyor. Keyfi gözaltılar, işkence ve aşağılayıcı muamelelerin rastgele olaylar değil, yerleşik bir uygulama olduğu ifade ediliyor. OHCHR, bu tür eylemlerin Cenevre Sözleşmeleri’ni ihlal ettiğini ve uluslararası hukukun en ağır kategorilerine girdiğini kaydetti.
Batı Şeria’da Şiddet Tırmanıyor
Raporda ayrıca İsrail’in Gazze operasyonlarıyla eş zamanlı olarak Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te baskınlarını artırdığına dikkat çekiliyor. Filistin makamlarının verilerine göre, Ekim 2023’ten bu yana bölgede yaklaşık 1.200 Filistinli hayatını kaybetti, 13 bin kişi yaralandı, 23 bin kişi gözaltına alındı ve 33 bin kişi zorla yerinden edildi. İsrail ordusu ve yerleşimcilerin neredeyse her gün düzenlediği baskınlar, ev tahribatı, zeytinliklerin köklenmesi ve hayvanlara zarar verme gibi olaylarla sonuçlanıyor.
“Yeni Dünya Düzeni” Güçlü olanın Uluslararası Sistem
Bu rapor bir kez daha uluslararası sistemin yapısal çürümesini gözler önüne seriyor. Birleşmiş Milletler ve diğer ulus üstü kurumlar, yıllardır insan hakları ihlallerini rapor etmekle yetiniyor; ancak somut yaptırım gücü neredeyse sıfır. Kararlar, kınamalar, raporlar… Hepsi kâğıt üzerinde kalıyor. Gerçek güç, hâlâ en güçlü devletlerin elinde.
Bugün “Yeni Dünya düzeni” diye sunulan sistem, maalesef güçlünün zayıfı yediği, canavarların hüküm sürdüğü bir düzene dönüşmüş durumda. İsrail gibi askeri ve diplomatik olarak güçlü bir devlet, BM raporlarını “tek taraflı” ve “yanlı” diye reddederken, Filistinliler ise yıllardır süren işgal, abluka ve sistematik şiddet altında yaşamaya devam ediyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) tutuklama kararları bile uygulanamıyor. Güvenlik Konseyi’nde veto mekanizması devreye giriyor, ekonomik ve siyasi çıkarlar devreye giriyor. Sonuç olarak, insan hakları ihlalleri devam ediyor; adalet ise bir temenni olmaktan öteye gidemiyor.
Bu tablo, 21. yüzyılda hâlâ “güç hakkı”nın egemen olduğunu gösteriyor. Hukuk, ancak güçlü olanın işine geldiği ölçüde geçerli kılınıyor. Zayıf olanın çığlığı ise raporlara, kınamalara ve unutulmaya terk ediliyor.
OHCHR raporunun yayınlanması, sorunun boyutunu bir kez daha ortaya koydu. Ancak asıl mesele, bu raporların ötesine geçip geçemeyeceği. Uluslararası toplum gerçekten harekete geçecek mi, yoksa yine “endişe duyuyoruz” açıklamalarıyla yetinecek mi?
Filistin meselesi, artık yalnızca bir bölgesel çatışma olmaktan çıktı. Aynı zamanda, mevcut uluslararası düzenin ahlaki ve hukuki iflasının en çıplak aynası haline geldi. Güçlünün hukuku mu, yoksa hukukun gücü mü? İnsanlık bu sorunun cevabını hâlâ arıyor.
Yorumlar (0)