Bu Devran Böyle Gitmez
Arjantin’in insan hakları savunucusu, 1980 Nobel Barış Ödülü sahibi Adolfo Perez Esquivel, 94 yaşında olmasına rağmen bir kez daha tarihin akışına müdahil oldu. Devlet Başkanı Javier Milei’nin anarko-kapitalist ekonomi politikalarına ve liberal reformlarına karşı başlattığı açlık grevi, hem sembolik hem de siyasi açıdan büyük yankı uyandırdı.
2- Haziran günü, Plaza de Mayo’nun tarihi meydanında, binlerce kişinin önünde konuşan Esquivel, sağlık, eğitim ve sosyal yardım bütçelerindeki kesintileri “toplumsal bir yıkım” olarak nitelendirdi. “Eşitsizlik derinleşiyor, halk açlığa ve yoksulluğa terk ediliyor” diyen Nobel ödüllü aktivist, hükümetin izlediği radikal liberal politikaların özellikle dezavantajlı kesimleri vurduğunu vurguladı. Ona göre Milei’nin “sınırsız özgürlük” vaadi, aslında güçlülerin daha da güçlenmesine, zayıfların ise daha da ezilmesine yol açıyor.
Esquivel’in başlattığı açlık grevi, kısa sürede geniş bir destek buldu. Sendikalar, öğrenci örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve muhalif kesimler grevi sahiplendi. Ülke genelinde bir hafta boyunca çeşitli protesto eylemleri, yürüyüşler ve forumlar düzenlenecek. Plaza de Mayo, Arjantin demokrasi tarihinin sembol mekanı olarak bir kez daha direnişin kalbi haline geldi. 1970’lerin karanlık diktatörlük dönemlerinde “Los Desaparecidos” (Kaybedilenler) için mücadele eden Madres de Plaza de Mayo’nun mirasını taşıyan bu meydan, şimdi de neoliberal politikalara karşı yeni bir uyanışa tanıklık ediyor.
Esquivel, konuşmasında sadece Milei hükümetini değil, küresel bir eğilimi de hedef aldı. “Eğer toplumsal bir direniş örgütlenmezse, ülkemiz emperyalizmin hizmetkârı haline gelecek” uyarısında bulundu. Milei’yi ve ABD’deki Donald Trump gibi liderleri aynı çizgide değerlendiren aktivist, bu liderlerin politikalarının uluslararası sermayenin ve büyük güçlerin çıkarlarına hizmet ettiğini savundu. Ona göre “küçük devlet, büyük özgürlük” söylemi, aslında devletin sosyal sorumluluklarından vazgeçmesi ve piyasanın insafına terk edilen bir toplum anlamına geliyor.
Milei hükümeti ise bu eleştirilere alışık. Başkan, göreve geldiğinden beri devletin aşırı büyüklüğünü, kronik bütçe açıklarını ve enflasyon canavarını frenlemek için radikal adımlar attı. Kamu harcamalarında kesintiler, özelleştirme girişimleri ve deregülasyon paketleri, kısa vadede özellikle yoksul kesimleri zorladı. Hükümet yanlıları, Esquivel’in eylemini “eski sol retoriğin son çırpınışı” olarak yorumlarken, eleştirmenler ise Milei’nin politikalarının “sosyal devleti tasfiye ederek toplumu parçaladığını” söylüyor.
94 yaşındaki Perez Esquivel’in bu duruşu, Arjantin’de siyasi kutuplaşmayı bir kez daha alevlendirdi. Bir yandan “Yaşlı yazar yine dimdik ayakta” diyenler, diğer yandan “Nobel Ödülü’nü siyasete alet ediyor” eleştirileri yükseliyor. Ancak kimse Esquivel’in samimiyetini ve cesaretini sorgulamıyor. Dik duruşuyla, Arjantin’in kolektif vicdanında hâlâ güçlü bir yer tutuyor.
Bu açlık grevi, sadece bir protesto eylemi olmanın ötesinde, Arjantin’de süregelen ideolojik mücadelenin yeni bir halkası. Liberalizmin vaatleriyle gerçek hayattaki sonuçları arasındaki gerilim, bir kez daha sokaklara taşındı. Sağlık ve eğitimden kesilen her peso’nun, toplumda yarattığı çatlaklar; özgürlük ile eşitlik arasındaki ince denge tartışması yeniden alevlendi.
Esquivel’in sesi, belki de en çok gençlere ve geleceğe sesleniyor: “Kolektif uyanış olmadan gerçek özgürlük olmaz.” Plaza de Mayo’da yankılanan bu çağrı, Arjantin’in önümüzdeki dönemde hangi yöne evrileceğinin de habercisi olabilir. Liberal rüzgârların estiği bir dönemde, 94 yaşındaki bir insanın başlattığı açlık grevi, hem umut hem de uyarı olarak tarihe not düşüyor.
Yorumlar (0)