Emperyalist Saldırılara Karşı Mazlum Halklar Kongresi Mümkün

Bugün ihtiyaç duyulan, dağınık protestoları aşan, programatik ve örgütsel bir uluslararası dayanışma platformudur. “Dünya Halkları Kongresi” fikri, tam da bu noktada anlam kazanıyor. Farklı kıtalardan, farklı mücadele deneyimlerinden gelen halk hareketleri, sendikalar, entelektüeller ve ilerici hükümetler bir araya gelerek ortak bir strateji belirleyebilir. Emperyalizmin yaptırım silahına karşı ekonomik dayanışma mekanizmaları (alternatif ticaret ağları, karşılıklı destek fonları), medya tekellerine karşı alternatif bilgi akışları ve kültürel direniş ağları bu kongrenin somut çıktıları olabilir.

Emperyalist  Saldırılara Karşı Mazlum Halklar Kongresi Mümkün

 

  Trump’ın Küba Açıklamasının Düşündürdükleri

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada Küba’daki yönetimin “neredeyse tamamen çöktüğünü” iddia ederek, “İran ile işimizi bitirir bitirmez burayla ilgileneceğiz” dedi. “Dönüş yolunda kısa bir mola vereceğiz” ifadesiyle Küba’yı adeta bir ara durak olarak gören bu yaklaşım, Washington’un geleneksel “böl ve yönet” politikasının yeni bir halkası olarak tarihe geçiyor. Aynı günlerde ABD Hazine Bakanlığı, Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel ve ailesini de kapsayan yeni yaptırımları devreye soktu. Enerji krizi, elektrik kesintileri ve gıda kıtlığıyla boğuşan adaya yönelik bu baskı, sadece ekonomik değil, siyasi bir kuşatma stratejisinin parçası.

Trump’ın sözleri tesadüf değil. Emperyalist sistem, kendi kurallarına uymayan, bağımsız yol izleyen her ülkeyi sıraya koyuyor. İran’dan sonra Küba, Venezüella, Nikaragua ve daha niceleri bu listenin başında. “Güçlünün zayıfa yaşam hakkı tanımadığı” bir dünya düzeni, Trump’ın ağzından açıkça ilan ediliyor. “Her seferinde tek bir iş yapmayı severim” derken, aslında küresel hakimiyet projesinin adım adım ilerletildiğini itiraf ediyor. Bu, ne salt bir başkanın kişisel üslubu ne de geçici bir dış politika tercihi; sistemin yapısal mantığıdır.

Küba, yıllardır ABD ablukasına rağmen eğitimde, sağlıkta ve toplumsal dayanışmada dikkate değer başarılar elde etmiş bir ülke. Devrimin üzerinden geçen onca yıla rağmen, halkı temel hizmetlerden mahrum bırakmayan, emperyalizme karşı direnişini sürdüren bir model. İşte tam da bu nedenle hedefte. Çünkü Küba, “entegrasyon” adı altında dayatılan neoliberal sömürü modeline boyun eğmiyor. Bağımsızlığını, ulusal onurunu ve halkçı politikalarını koruyor. Trump’ın “iyilik yapmak” istediğini söylediği Küba halkı, aslında bu “iyiliğin” ne anlama geldiğini çok iyi biliyor: Şirketlerin talanı, özelleştirmeler, üsler ve kukla yönetimler.

Tarih tekerrürden ibaret değil ama dersleriyle dolu. 1961 Domuzlar Körfezi’nden günümüze, Küba’ya yönelik her müdahale girişimi halkın direnişiyle karşılaşmıştır. Bugün de aynı senaryo oynanıyor. Yaptırımlar halkı aç bırakmayı, elektriksiz bırakmayı, umutsuzluğa sürüklemeyi hedefliyor. Amaç, direnişin ekonomik temelini çökertmek ve rejim değişikliği’ni halkın içinden provoke etmek. Ancak Küba deneyimi gösteriyor ki, halk iradesi karşısında bu tür dış baskılar genellikle ters teper.

Emperyalizmin en büyük korkusu, halkların birleşmesidir. Çünkü tek tek ülkeleri ezmek kolaydır; ama dayanışma ağları örüldüğünde bu güç dağılır. Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Asya’ya uzanan bir direniş cephesi, küresel sermayenin ve onun askeri-siyasi araçlarının karşısında en etkili silahtır. Trump’ın “sıra” mantığına karşı verilecek yanıt, halkların kendi sıralamasını yapması olmalıdır: Dayanışma sırası, ortak mücadele sırası, anti-emperyalist cephe sırası.

Dünya Halkları Kongresi neden acildir?

Bugün ihtiyaç duyulan, dağınık protestoları aşan, programatik ve örgütsel bir uluslararası dayanışma platformudur. “Dünya Halkları Kongresi” fikri, tam da bu noktada anlam kazanıyor. Farklı kıtalardan, farklı mücadele deneyimlerinden gelen halk hareketleri, sendikalar, entelektüeller ve ilerici hükümetler bir araya gelerek ortak bir strateji belirleyebilir. Emperyalizmin yaptırım silahına karşı ekonomik dayanışma mekanizmaları (alternatif ticaret ağları, karşılıklı destek fonları), medya tekellerine karşı alternatif bilgi akışları ve kültürel direniş ağları bu kongrenin somut çıktıları olabilir.

Küba yalnız değildir. Venezuela’nın Bolivarcı süreci, Nikaragua’nın direnişi, Filistin’in onurlu mücadelesi ve daha birçok örnek, emperyalizmin “son durağı” olmadığını gösteriyor. Türkiye halkı da dahil olmak üzere, tüm ezilen halklar bu saldırganlığın nerede biteceğini çok iyi biliyor. Çünkü aynı sistem, her coğrafyada farklı maskelerle (demokrasi, insan hakları, serbest piyasa) aynı sömürü ilişkisini dayatıyor.

Trump’ın Küba’ya yönelik tehdidi, aslında tüm bağımsız iradelere bir uyarıdır. Ama aynı zamanda bir fırsat: Bu açık itiraf, safları netleştirmektedir. Ya emperyalist sisteme entegre olup kendi halkını satmak ya da halkların küresel dayanışmasını büyütmek. İkinci yol, tarih boyunca ezilenlerin zafer yoludur.

Küba halkına “kısa mola” vaat edenler, asıl kendilerinin tarih önünde molaya ihtiyacı olduğunu göreceklerdir. Halklar uyandıkça, örgütlendikçe ve birbirine kenetlendikçe, emperyalizmin “sıra” listesi bir yenilgi listesinden başka bir şeye dönüşmeyecektir. Dayanışma büyüsün, direniş çoğalsın. Küba’nın direnişi, tüm dünyanın direnişidir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış