Kalker Ocağı Projesi İptal Edildi
Gümüşhane’nin doğal dokusunu, su kaynaklarını ve tarım alanlarını tehdit eden “Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi” projesi, bölge halkının kararlı ve örgütlü mücadelesi sayesinde geri çekildi. Aşkale Çimento A.Ş. tarafından planlanan tesis, Merkez ilçeye bağlı Hasköy ve Boyluca köylerinde kurulacaktı. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci tamamen sonlandırıldı. Bu karar, çevre mücadelesinin zaferi olarak tarihe geçti.
Köylüler, ilk projeden haber aldıkları andan itibaren bir araya geldi. Doğanın kendilerine miras değil, emanet olduğunu bilen Hasköy ve Boyluca sakinleri, ellerini değil yüreklerini birleştirdi. Yaşlısıyla genciyle, kadınıyla erkeğiyle köy meydanlarında, idari kurumlarda ve sosyal medya üzerinden seslerini duyurdular. “Bu vadi bizim, bu su bizim, bu toprak bizim” diyerek, sermayenin kısa vadeli kâr hırsına karşı uzun soluklu bir direniş başlattılar. Çevre dernekleri, akademisyenler, hukukçular ve duyarlı vatandaşlar da bu mücadeleye omuz verdi. Ortak payda çok netti: Doğal yaşamı korumak.
Projenin iptaliyle birlikte bölgede büyük bir sevinç ve rahatlama yaşandı. Hasköy ve Boyluca’da bayram havası esti. Köylüler, “Bu sadece bir başlangıç” diyerek, doğayı koruma hassasiyetlerinin süreceğini vurguladılar. Gerçekten de bu zafer, tesadüfi bir başarı değil; bilinçli, ısrarlı ve kolektif bir mücadelenin ürünüydü. Halk, “Biz burada yaşayacağız, çocuklarımız burada büyüyecek” gerçeğini bir kez daha hatırlattı.
Bu olay, Türkiye’nin dört bir yanında benzer tehditlerle karşı karşıya kalan köylere ve kentlere de ilham kaynağı oldu. Kalker ocakları, madenler, HES’ler, taş ocakları… Sermaye her seferinde “istihdam ve kalkınma” söylemiyle gelirken, geride toz, gürültü, kirli su ve yok olan yaşam alanları bırakıyor. Gümüşhane’de yaşananlar gösterdi ki, halk örgütlü ve kararlı olduğu sürece bu yıkıcı projelerin önü kesilebiliyor.
Halk doğasını sermayeye karşı korumalı
Doğal kaynaklar, birkaç şirketin kâr hanesine yazılacak metalar değildir. Onlar, ekosistemin, biyolojik çeşitliliğin ve gelecek nesillerin temelidir. Gümüşhane örneği, yerel direnişin genel öneme sahip olabileceğini kanıtlıyor. Çünkü bir köyün suyu kirlenirse, bir vadinin toprağı yok olursa, bu sadece o bölgeyi değil, tüm besin zincirini ve iklim dengesini etkiler.
Her düzeyde örgütlü mücadele şarttır. Muhtarlıklardan derneklere, barolardan üniversitelere, sosyal medya hareketlerinden kitlesel eylemlere kadar geniş bir yelpazede bir araya gelmek gerekiyor. Yasal yollar, bilimsel raporlar, basın açıklamaları ve kitlesel farkındalık çalışmaları bir bütün olarak kullanılmalı. Kısmi başarılar kalıcı değildir; sürekli bir mücadele olmadan, iptal edilen bir proje başka bir isimle, başka bir ruhsatla yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle uyanıklık ve örgütlülük esastır.
Gümüşhane’de kazanılan zafer, umut verici bir örnek oldu. Halkın iradesi, bürokratik süreçleri ve şirket çıkarlarını geriletebiliyor. Ancak bu zaferin kalıcı olması, aynı kararlılığın sürdürülmesine bağlı. Hasköy ve Boyluca halkı gibi, ülkenin her köşesindeki vatandaşlar da “yaşam hakkımızı savunuyoruz” demeye devam etmeli.
Doğa, sessizce beklemiyor. O, kendisine sahip çıkanların elinde yeşeriyor. Gümüşhane’nin bu güzel direnişi, Türkiye’ye şunu gösterdi: Halk birleşirse, doğa da kazanır. Sermaye karşısında en güçlü kalkan, bilinçli ve örgütlü halk iradesidir. Bu irade yaşadığı sürece, ne kadar büyük görünürse görünsün hiçbir yıkım projesi kalıcı olamayacaktır.
Yorumlar (0)