Zamanımız Varmış gibi Yaşıyoruz

Marjane Satrapi'nin ölümü, sevdiğimiz insanlarla kurduğumuz hayatın ne kadar kırılgan olduğunu yeniden hatırlatıyor. Marjane Satrapi'yi kaybettik. Ailesi sanatçının ölümünü, eşinin ardından yaşadığı derin kedere bağladı.

Zamanımız Varmış gibi Yaşıyoruz

Marjane Satrapi'nin ölümü, sevdiğimiz insanlarla kurduğumuz hayatın ne kadar kırılgan olduğunu yeniden hatırlatıyor

Marjane Satrapi'yi kaybettik. Ailesi sanatçının ölümünü, eşinin ardından yaşadığı derin kedere bağladı.

Kalp kırıklığı yalnızca edebiyatın ya da şiirin metaforu değil, tıp uzun zamandır yoğun yas, ani kayıp ve büyük duygusal sarsıntıların bedende gerçek sonuçlar yaratabildiğini biliyor. Hatta literatürde kırık kalp sendromu adı verilen bir durum var. Sevilen birinin ölümü, ayrılık, büyük bir şok ya da yoğun stres sonrasında kalp krizi belirtilerine benzeyen ciddi fiziksel tepkiler ortaya çıkabiliyor. İnsanlar yüzyıllardır üzüntüden ölmekten söz ediyordu, bilim bunun mecazi bir ifade olmayabileceğini göstermeye başladı.

Kalp kırıklığına dayanamayan canım Marjane. Bana galiba en çok yalnızlık nedir onu düşündürdü onun ölümü. İnsan yıllarca aynı evi, aynı sofrayı, aynı hayatı paylaştığı kişiyi kaybettiğinde yalnızca bir insanı değil, gündelik hayatının alışkanlıklarını, tanıklığını ve geleceğe dair tasavvurunu da kaybediyor. Birlikte kurulan dünya eksiliyor, geleceğe dair en sıradan planlar bile anlamını değiştiriyor. Yas kaybettiğiniz kişiyle birlikte var olan hayatı da kaybetmek demek.

İlk duyduğum andan itibaren bu yaraya az da olsa merhem olunabilir miydi diye düşünüyorum. Bunun cevabını elbette bilmiyorum. Ama şunu biliyorum, birine yalnız değilsin demekle, onun gerçekten yalnız kalmamasını sağlamak arasında büyük bir fark var. Kayıp yaşayan kişinin gerçekten yanında olsak, yine de ona merhem olamayacak olsak da. Sevgi önemli, dayanışma önemli ama bazen insanı hayatta tutan şey, ihtiyaç duyduğu anda birinin gerçekten yanında olacağını bilmek, cümlelerin ötesinde. İnsan yalnızca bir yerlerde sevildiğini bilerek yaşanmıyor ki. Güvendiğin, yaslanabildiğin, düştüğünde tutulabileceğin elin varlığıyla yaşanıyor.

Zamanımız Varmış gibi Yaşıyoruz

Neredeyse hepimiz yalnızız, nasıl böyle bir dünya yarattık bilmiyorum. Birbirimize yalnız olmadığımızı söylemekten çok, bunun karşılığını kurmaya ihtiyacımız var. İnsanları birbirine bağlayan, ortak yaraları birlikte taşıyabildiğimiz, mutluluğu da yükü de paylaşabildiğimiz alanlar yaratmaya. Son zamanlarda üzerinde düşündüğüm pek çok şey de dönüp dolaşıp buraya çıkıyor aslında. İnsanların birbirine gerçekten temas edebildiği, birbirinin yükünü biraz olsun hafifletebildiği bir hayat mümkün mü diye düşünüyorum. En azından kimsenin acısıyla, hatta sevinciyle, istemediği sürece baş başa kalmaması için elimizden geleni yapmak önemli sanırım.

Marjane Satrapi çocukluğunu İran Devrimi'nin gölgesinde geçirdi. Savaş gördü, sürgün yaşadı, ülkesinden ayrıldı, yıllarca ait olamadı, rejimle mücadele etti.  Esas olarak çizer, yazar ve yönetmen. Dünyada tanınmasını sağlayan eser Persepolis. Bu kitapta çocukluğunu, İran Devrimi'ni, İran-Irak Savaşı'nı ve daha sonra Avrupa'ya gidişini anlatıyor. Bir otobiyografi ama klasik anlamda değil. Çizgi roman formunda yazılmış. Bugün grafik roman denildiğinde akla gelen en önemli eserlerden biri sayılıyor. Persepolis'ten sonra Nakışlar adlı kitabı yayımlandı, İranlı kadınların bir araya gelip yaptıkları sohbetlerden hareket etti. Kitap, kadınların aşk, evlilik, cinsellik ve gündelik hayat üzerine konuştukları hikâyelerden oluşuyordu. Satrapi'nin mizah duygusunu en iyi gösteren eserlerinden biri olarak görülüyor.

Zamanımız Varmış gibi Yaşıyoruz

Bir diğer önemli kitabı Erikli Tavuk. Bu kez aile hikâyelerine ve kayıp duygusuna odaklandı. Müzisyen olan amcasından esinlenen bir karakter üzerinden aşkı, ölümü ve hatırlamayı anlattı. Birçok eleştirmen tarafından en şiirsel eseri kabul ediliyor. Daha sonra sinemaya yöneldi. Persepolis'in animasyon filmini çekti. Film Cannes'da büyük ilgi gördü ve Oscar'a aday gösterildi. Ardından Erikli Tavuk'un sinema uyarlamasını yaptı. Sonraki yıllarda Fransızca ve İngilizce filmler yönetti. Bunların en bilineni Marie Curie'nin hayatını anlattığı Radyoaktif filmi. Bilim insanlarını konu alan klasik biyografi filmlerinden farklı olarak Curie'nin hayatının gölgede kalan taraflarına odaklanmaya çalıştı.

Satrapi'nin yaptığı bunca işi sıralayınca şu soruyu soruyorum.

İnsan hayatı boyunca ne inşa ediyor?

Yıllar boyunca çalışıyoruz, üretiyoruz, biriktiriyoruz. Kitaplar yazıyoruz, filmler çekiyoruz, evler kuruyoruz, planlar yapıyoruz. Sonra bir gün bir kayıp yaşanıyor ve bütün öncelikler yer değiştiriyor. Hayatın merkezinde aslında başarıların değil, insanların durduğunu hatırlıyoruz. Gelecek hafta, gelecek yıl, emeklilik, yeni projeler, yeni planlar. İnsan sanki zamanı varmış gibi yaşıyor. Ama bir an geliyor, durup düşünüyorsunuz ve birlikte içilmiş kahvelerin, karşılıklı sohbetlerin, aynı odada geçirilen sıradan akşamların daha önemli olduğunu anlıyorsunuz.

Elbette yapılan bütün eserler kalıcı, bunun aksi düşünülemez. Ama erken sönen bir hayat insanı sorulara götürüyor işte.

Zamanımız Varmış gibi Yaşıyoruz

İnsanın sevdiği insanın ardından yaşama tutunamaması neredeyse antik bir hikâye. Orpheus'tan beri, Leyla ile Mecnun'dan beri, Romeo ve Juliet'ten beri bildiğimiz bir hikâye. Hatta Marjane Satrapi’nin hikayesinin bunca paylaşılmasının sebebi belki de sevginin hâlâ bu kadar güçlü olabileceği fikri.

Canım Marjane. Keşke sana bir mektup olsun yollasaydım kaybının ardından. Bu dünyayı bulduğundan daha iyi bırakmak isteyen çok güzel bir insandın. Solnit'e kulak verirsek yaptın da. Her şey için teşekkürler.

 

Dayanışma Datça'nın notu:

Marjane Satrapi, 1969 yılında komünist bir ailede dünyaya geldi . İran Devrimi ve Irak ile İran arasındaki savaşın başlangıcı sırasında Tahran'da büyüdü . Çok bağlı olduğu, İran Komünist Partisi'nde lider olan amcası, yeni İslamcı yöneticiler tarafından öldürüldü. 1984 yılında, on dört yaşındayken, ailesi onu savaştan ve İran rejiminden kaçmak için Viyana'ya gönderdi. Liseden sonra Fransa'ya taşındı ve Strasbourg Yüksek Dekoratif Sanatlar Okulu'nda dersler aldı. Çizgi roman yazarı David B. ile tanışması hayatında bir dönüm noktası oldu, çünkü David B. ona çizgi roman sanatına olan tutkusunu aşıladı. David B.'nin çizim tarzı, ilk albümlerinde hala tanınabilir durumdadır. Kısa süre sonra , İran Devrimi'nin çeşitli dönemlerini orada büyüyen küçük bir kız çocuğunun gözünden anlattığı otobiyografik çizgi romanı Persepolis ile tanındı . Bu eser olumlu eleştiriler aldı ve ticari bir başarı elde etti. Marjane Satrapi Fransa'da yaşadı ve kitaplarını Fransızca yazdı . Persepolis'in dört cildi Hollandaca'ya çevrildi ve hem ayrı ayrı kitaplar halinde hem de tek cilt halinde yayımlandı. 2007 yılında, Persepolis adlı çizgi roman albümü, Vincent Paronnaud ile işbirliği içinde siyah beyaz bir animasyon filmine uyarlanarak Cannes Film Festivali'nde gösterildi. Film, İran rejimi tarafından " İslam devriminin sonuçlarının ve başarılarının irrasyonel bir tablosu " olarak nitelendirilerek sert bir şekilde eleştirildi. Bu tartışmaya rağmen film, festivalde Jüri Ödülü'nü kazandı ve uluslararası bir başarı elde etti. Daha sonra film, En İyi İlk Film ve En İyi Çizgi Roman Uyarlaması dallarında iki César ödülü aldı. 2008 yılında Satrapi, 61. Cannes Film Festivali'nde jüri üyeliği yaptıSatrapi 4 Haziran 2026'da 56 yaşında öldü. Ailenin açıklamasına göre, bu, bir yıl önce kocasının ölümünün ardından yaşadığı kalp kırıklığından kaynaklanıyordu.

Persepolis: Zamanımız Varmış gibi Yaşıyoruz

Aslı Kotaman, CAIS Bochum (Center for Advanced Internet Studies) ve IMT School for Advanced Studies Lucca bünyesinde diziler, filmler ve medya dolayımıyla hayatımıza giren içerikler üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Kotaman, lisans ve yüksek lisansını gazetecilik, doktorasını ve doçentliğini sinema alanında tamamladı. Sanatın Erkeksiz Tarihi, Zihin Koleksiyoncusu, Açıkçası Canım Umurumda Değil ve Eksilerek Çoğalmak adlı deneme kitaplarının yazarı. Türkçe ve İngilizce yayımlanmış akademik makaleleri ve kitap bölümleri var.Açık Radyo’da hazırlayıp sunduğu “Gidilmeyen Yol” programında, edebiyat, sinema ve düşünce tarihinin kesiştiği görünmeyen patikaları keşfetmeye devam ediyor. Gazete yazılarına ve sosyal medya üzerinden yaptığı yayınlara devam eden Kotaman, feminist yazın, temsil biçimleri, bakış teorileri ve çağdaş görsel kültür üzerine üretimlerini sürdürüyor.

Yayına hazırlayan. Cengizhan Güngör

T24'e teşekkürler...

https://t24.com.tr/yazarlar/asli-kotaman/zamanimiz-varmis-gibi-yasiyoruz,55563?_t=1780845041293

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir