Ertuğrul Kürkçü’nün Dayanışma Datça'ya gönderdiği 6 Mayıs mesajı:
Sevgili arkadaşlar,
54 yıl önce bugün hayatlarına devlet eliyle son verilen üç büyük insanın, üç yoldaşımızın, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın siyaseten katline duyduğumuz öfkeyi ve onlar için yüreğimizden taşan sevgi ve saygıyı paylaşmak üzere bir araya gelen bütün yoldaşları, dostları ve konukları sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bu toplantının düzenlenmesine önayak olan Dayanışma Datça’yı bu anlamlı çabası için kutlarım; ayrıca bizi ayıran mesafeleri aşarak beni sizlere seslenmeye davetleri için de teşekkür ederim. Bu incelik, bu etkinliği düzenleyenlerin bu vesileyle ortak tarihimizin bütün damarlarının birbirlerinin seslerini işitmelerine duydukları ihtiyacın altını çizdiği için de ayrıca çok değerli.
Ethem Dinçer arkadaşımızın sizlere, uzun ortak tarihimizin bu bölümüne dair bir sunum yapacağını programdan biliyorum. Onun, bir kuşak geriden bakarak, belki de bizim içinden geçerken ayırdına varamadığımız, etkilerini ve imalarını sezemediğimiz pek çok ayrıntıyı anlamlandırmasını dinlemek, kendi kuşağımıza dair başka türlü elde edemeyeceğimiz gözlem ve değerlendirmelerden pay almama yardımcı olabilirdi. Onu dinleyemeyeceğim için üzgünüm. Ancak ona da buradan, Mersin’deki ortak mücadelemize katkıları, hiç eksilmeyen dayanışması ve bugün de süregiden çabaları için teşekkürlerimi ifade etmek isterim.
Hızla sizlerle paylaşmak istediğim birkaç konuya gelirsem: Birincisi, tarihin ve tarih yazımının geçmişin temellüküne dair bir sınıf mücadelesi konusu olduğunu hep aklımızda tutmamızın önemine dair.
1965’ten bu yana Türkiye ve Kürdistan’da halklarımızın ortak geleceğine ve insanlığın kurtuluşuna yönelik tüm tarihsel eylemlerin fikri öncüsü ve politik öznesi sosyalist hareketimizdir. Ancak tarih ve tarih yazımı üzerindeki sınıf mücadelesinin hakkı verilmedikçe bu tarihsel kazanımlar, eninde sonunda iki egemen blok arasındaki hegemonya mücadelesinin cephaneliğine dönüşme riskiyle karşı karşıya. Deniz Gezmiş’in onurlu anısının Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasındaki polemiklerde nasıl tüketildiği hafızamızda kayıtlı.
Müesses nizam solculuğu on yıllardır, Deniz Gezmiş’in imgesini, darağacındaki son sözlerinde özetlediği devrimci kimliğinden Marksizm-Leninizm ve Kürt halkının mücadelesine bağlılık ifadelerini ayıklayarak temellük etme peşinde. Deniz’in, Mahir’in ve hiçbir kahramanımızın mücadelesinin nihai hedefinden ayrılarak yorumlanmasına izin vermemeliyiz. Onların “antiemperyalizm”e indirgenmesine rıza göstermenin aslında bizatihi “antiemperyalizmi” imkansızlaştırdığına Cumhuriyetin yüzyılı tanıktır. Bir komünist geleceğe, devletsiz, sınıfsız ve sınırsız bir dünyaya bağlanmayan bir “antiemperyalizm”, kendisine ait bir anlatıdan yoksun bir egemen sınıf kliğinin ezilen sınıflara yönelik serenadından başka bir şey olabilir mi?
İkincisi, devrimci hareketimizin 1970’lerin iki kutuplu dünyasında şekillenişinden doğan kısıtların ve o çağda henüz Türkiye’nin toplumsal mücadeleler topoğrafyasında belirmemiş dinamiklerin -yani kadın hareketinin, Kürtlerin Özgürlük Mücadelesi'nin ve çoğulcu bir sosyalizm anlayışının- 1968-72 dönemi devrimciliğine içerilmemiş oluşunu bir tarihsel gelişim sorunsalı olarak ele almak yerine yapısal bir kusur olarak harekete iade eğilimidir. Bu eğilimin biricik gözle görülür sonucu, bugünün mücadelelerini, köksüzleştirip, hüdayinabit kılması ve sonuçta tarih üzerinde süre giden sınıf mücadelesinin bütün kazanımlarını egemen sınıfların hegemonya cephaneliğine altın tepsi içinde sunulmasından ibarettir.
Nihayet üçüncüsü, bugün insanlığın başından beri süregelen ezilenlerin sınıfsız toplum arayışının bütün tarihsel uğraklarında kazanılmış olan fikir ve tecrübeleri bir araya getirerek işçi mücadelesi, kadın mücadelesi, Kürt özgürlük mücadelesi, Alevi mücadelesi ve ekolojik yıkıma karşı doğanın hakları mücadelesini antikapitalist ve demokratik bir koalisyonda birleştirmek üzere çaba göstermedikçe, Denizlerin uğruna hayatlarını verdikleri, Marksizm-Leninizm, Kürt ve Türk Halklarının bağımsızlığı ve emperyalizme karşı mücadele ilkelerinin 2026 yılındaki savunucuları olduğumuzu sadece iddia edebiliriz. Oysa hepimiz biliyoruz ki, bir fikrin doğruluğunun tek ölçüsü gerçeklerle sınanmasıdır: Egemen sınıfların hakim bloku karşısında ezilenlerin dayanışması bir praksis meselesidir.
Ve elbette, Denizleri hatırlarken, 6 Mayıs 1972’de Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde onları bizden alan darağaçlarının hiç kurulmaması için 30 Mart 1972’de Kızıldere’de bedenlerini siper edenleri unutmuyoruz… Onlar öldüler, bu yoldaşlık ruhu, insanlık birbirinin yoldaşı olana dek yaşasın.
Hoşçakalın...
Aydın Çubukçu’nun mesajı:
Değerli dostlar merhaba...
68 ve Dayanışma konulu toplantınızı sevgiyle selamlıyorum. Benden de bu konuda bir şeyler söylemem istendi. Mümkün olduğu kadar kısa özlü bu isteği cevaplamaya çalışacağım.
Dayanışma kavramının işçi sınıfı mücadelesinde önemli bir yeri vardır. Fransa 1789 Fransız devrimi Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik sloganını ortaya atmıştı. Bu hem devrimin sosyal hedeflerini ifade etmesi bakımından uygundu hem de devrimcilerin vatandaşlık ilişkileri konusunda söylenecekleri özetlemeye elverişli bir kavramdı.
1871 Paris Komününe gelindiğinde, komünarlar, kardeşlik yerine dayanışma kavramının daha uygun olacağına karar verdiler ve bu sloganı Özgürlük Eşitlik Dayanışma olarak değiştirdiler. O tarihten sonra da işçi sınıfı mücadelesinde dayanışma kavramı önemli bir yer tutmaya başladı.
Biliyoruz 1 Mayıs günü Birlik Dayanışma ve Mücadele günüdür, orada da Dayanışmanın altı çizilmiştir. Dayanışma: çünkü ahlaki bir tercih olmanın ötesinde eylemin gerektirdiği el birliğini ve planlamayı ifade eder. Özgür iradeyle ortaya çıkabilecek bir ilişki biçimidir. Kardeşlik gibi dışarıdan ve doğal olarak ortaya çıkmış bir ilişki değildir. Dayanışma aynı zamanda bir program hedefini de ifade eder. Yalnızca bir işi kolaylaştırmak için tercih edilmiş bir el birliğini değil, aynı zamanda o işin nasıl yapılacağına dair bir planlamayı da gerektirir ve bunu önerir. Dolayısıyla kardeşlik teriminin yerine dayanışmanın tercih edilmesi doğrudan doğruya eylemle, işle, yaratma ile ilgili bir tercihtir. İşçilere yaraşır bir tercihtir dolayısıyla...
68 ve Dayanışma denilince: Denizlerin idamı karşısında Mahir Çayan, Cihan Alptekin ve arkadaşlarının birlikte kotardıkları Kızıldere Eylemi ilk akla gelen örnektir. Denizlerin idamını önlemek, yalnızca arkadaşlar için yapılacak bir fedakarlık değildi. Bir fedakarlık hiç değildi.
O aynı zamanda mücadelenin onurunu kurtarmaya yönelik bir seçimdi. Bu Eylem birlikte ölmeye karar vermek ya birlikte ölmek ya arkadaşları kurtarmak şeklinde bir kararın gereği olarak ortaya çıkmış olan bu eylem, gerçekten 68'in Dayanışma kavramını gösteren en yüksek bir örnektir. Dolayısıyla baştan başa bir dayanışma süreci olarak yorumlayabileceğimiz 68 eylemlerinin zirvesi olarak adlandırılmayı hak etmiştir.
68 Gençliği, dayanışmayı yalnızca kendi eylemleri içinde ve kendileri arasında bir ilişki olarak değil işçi ve köylü eylemleriyle de dayanışma içinde olarak gerçekleştirmiş bir kuşaktı. Geniş çapta yaşanan toprak işgalleri, grevler, fabrika işgalleri vesaire gibi işçi-köylü eylemlerinde 68 Gençliği aktif olarak yer almış ve daima bunu kendisine görev bilmişti. Dolayısıyla 68 ve Dayanışma denilince hem siyasal boyutlarıyla hem de toplumsal boyutlarıyla içinde yaşanılan devrimci sürecin bir gereği olarak kurulmuş zorunlu ve doğru bir ilişki biçimini anlamak gerekir.
Sözlerimi bitirirken hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum, başarılar diliyorum.
Ergün Adaklı’nın mesajı:
Bugün 6 Mayıs'ın yeni bir yıl dönümü. Aradan tam 54 yıl geçti. Deniz, Yusuf ve Hüseyin İnan yoldaşlarımızın idamının yıl dönümündeyiz. 54 yıl sonra Denizleri, yoldaşlarımızı daha hala devrimci bir inançla ve ruhla anar, onların yarattığı değerlere sahip çıkan bütün yoldaşlarımı selamlarım.
Denizler ve tabii ki Mahirler, 1960'ların sonu 70'lerin başında bir devrimci kopuş hareketine giriştiğinde böyle bir kopuş hareketinin ve o devrimci kavganın içerisinde yer almak benim hayatımın en onurlu, en değerli anıları arasında.
Biz hem Deniz yoldaşlarımızdan, Sinan yoldaşlarımızdan hem de Mahir yoldaşlarımızdan, hepsini de sevgiyle anıyoruz, çok şeyler öğrendik. Devrimci kavganın temel karakterlerini onlardan öğrendik. Bu temel karakterlerin başında, herşeyden önce, devrimci bir kararlılık geliyor. Yeni Bir Dünya yaratmak için emperyalist kapitalist sisteme saldırı; burjuvaziyi yok etmek; sömürenleri yok etmek ve yeni paylaşımcı komünal, Yeni Bir Dünya yaratmak için kavgaya girişmek. Bu kavgaya girişirken kişisel hesaplar yok, dünyayı değiştirme inancı var. Her şeyden önce bunu öğrendik.
İkinci öğrendiğimiz şey: devrimci dürüstlük, doğruluk. Söylediğini yaparsın yapabileceğini söylersin. Yukarıdan estirmek yok. Her şeyden önce özellikle savaş örgütünün kadroları olarak bizim ihtiyacımız olan şey böyle bir karakterdi.
Ne yapmak gerekiyorsa onu söylerdik, söylediğimizi de yapardık. Mahirlerden Denizlerden Sinanlardan ve o zaman devrimci kavgada şehit düşen tüm yoldaşlarımızdan öğrendiğimiz bunlar oldu.
Ben hem THKO’lu olarak Deniz yoldaşlarım, Dede yoldaşımız (yani Hüseyin İnan) hem Sinan yoldaşımız... Onlarla birlikte çok şerefli çok değerli kavgalar içerisinde bulundum. Ama aynı zamanda Mahir de, bizim Dev Genç Hareketinden bu yana ideolojik olarak politik olarak önderimiz, rehberimizdi. Sonra Mahirler, Kızıldere'de katliama uğramadan önce Ankara'da bulundukları yıllarda Mahir yoldaşımla da çok büyük görevler yaptım. Özellikle onun taşınması... tabi bütün o zaman illegal olan bütün devrimci yoldaşlarımın taşınması, nakliyatı ve benzeri işleri üstlendim. Dolayısıyla Mahir yoldaşıma da böyle bir hizmette bulunmak benim için çok büyük bir onurdu.
Hem Mahirler hem Denizlerle bir arada ortaklaşa sürdürdüğümüz o zamanki kavgamız, benim hayatımın en önemli anları oluyor... Hayatımın en güzel yıllarını, günlerini o zaman geçirdim. Beraber çalıştım. Sonra THKP/C ve THKO olarak ayrılsak da; zaten bu kol kola ilişkilerimiz, sonra da devam etti ve bugüne kadar geldi. Şunu söylemek istiyorum: Mahirlerin Denizlerin ve İbrahim Kaypakkayaların kavgası üzerinden savaşı bugüne kadar devam ettiren bütün devrimciler esasında aynı kökten gelen sarmaşığın farklı dallarıdır. Dolayısıyla yarattığımız değerler de bir; sürdürdüğümüz kavgalar da ortak. Yaptığımız hatalar bile birbirine benziyor.
Dolayısıyla bundan sonra zaten hep bir arada götürmek lazım; başka yolu yok. Biz bir örgüyüz. Türkiye ve Kürdistan devrimcileri ortaklaşa bir kavga içerisinde. Bugüne kadar getirdikleri tüm devrimci değerleri ileriye doğru geliştirerek taşımak zorunda ve burada beraberce omuz omuza kavgayı birlikte sürdürerek yapmak zorundayız. Dolayısıyla bu birleşik kavgada yer almak için daha hala inatla mücadele eden tüm yoldaşlarımı selamlıyorum.
İbrahim Önal’ın mesajı:
Sevgili arkadaşlar, değerli dostlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum...
68 hareketi, Türkiye siyasal devrimci tarihinin belki de en çok konuşulan tartışılan bir dönemin hareketidir. Ben 68'li değilim, tabii ki o kuşağın içinde olmak o eylemliklerde bulunmak isterdim. Ama oradan 68 eylemlerinden beslenerek 70'li yılların mücadelesine katıldık. 68 Hareketi Bir bakıma 78'in ebesiydi.
‘71 Darbesiyle gerileyen kitlesellik yerini anti Emperyalist Gençlik Hareketi içinden düzen karşıtı zora dayalı sosyalizm hedefli bir devrim mücadelesine bıraktı. Denizler Mahirler ve Kaypakkayalar önderliğinde başlayan silahlı mücadeleler kısa sürede yenilgiye uğrasa da 70'li yıllarda çığ gibi büyüyen sınıfsal mücadelenin kitleselleşmesinin taşlarını döşedi. 68 Hareketi, çok kıymetli bir mirastır.
Öte yandan Devrimci Dayanışma adına yapılan Mahirlerin Denizleri kurtarmaya yönelik eylemleri Kaypakkaya'nın Sinanların muhbirini cezalandırması eylemleri de dayanışma adına çok önemli bir mirastır. Hiç şüphesiz bu süreci yaşayan arkadaşlar daha ayrıntılı deneyimlerini anlatacaklardır. Zaten o dönemde yaşayan olayların içerisinde yer alan arkadaşlarımız yazdılar anlattılar da. Bunlardan çıkarılacak dersler konusunda daha da önemli bir çalışmanın yapılmasının gerekliliği şimdiki zamanda kendisini dayatmaktadır.
Sonuç itibariyle bu etkinliği düzenleyen katkı sunan arkadaşları kutluyorum tüm yoldaşları da sevgiyle saygıyla selamlıyorum...
Yorumlar (0)