Siyanürlü Madenciliğe Karşı Ekolojik ve Toplumsal Savunma
Türkiye’nin doğu Anadolu coğrafyasında, şirketlerin madencilik faaliyetleri üzerinden yürüttüğü doğal kaynak talanı, son yıllarda ivme kazanmıştır. Bu süreç, yalnızca çevresel tahribatla sınırlı kalmamakta; yerel toplulukların yaşam biçimlerini, su kaynaklarını, biyolojik çeşitliliği ve kültürel mirası tehdit etmektedir. Bingöl’ün Kiğı ilçesinde yer alan Peri Vadisi, bu talana karşı yükselen direnişin en güncel ve simgesel örneklerinden birini oluşturmaktadır. Ekin Madencilik tarafından planlanan siyanürlü altın arama faaliyetlerine karşı halkın örgütlü mücadelesi, hem bilimsel temelli kaygıları hem de yerelden ulusala uzanan bir ekolojik uyanışı yansıtmaktadır.
Peri Vadisi, Munzur Dağları’nın eteklerinde, zengin su kaynakları, orman örtüsü ve endemik türleriyle bilinen hassas bir ekosistemdir. Bölge, Peri Suyu ve kollarıyla beslenen dereler, tarım ve hayvancılık için kritik öneme sahiptir. Siyanürlü altın madenciliği gibi projeler, bu hassas dengeyi kalıcı olarak bozma riski taşımaktadır. Siyanür (CN⁻) liçi yöntemi, altın çıkarımı için en yaygın kullanılan tekniklerden biridir; ancak toksik etkisi son derece yüksektir. Bir gram altının elde edilmesi için tonlarca cevher işlenir ve bu süreçte siyanür çözeltileri kullanılır. Siyanür, sucul ekosistemlerde çözünerek balıklar, omurgasızlar ve bitki örtüsünde biyobirikim yaratır; insan sağlığı açısından ise sinir sistemi hasarı, tiroid bozuklukları ve kanserojen etkilere yol açabilir.
Aktif Fay Hattında Rant Arama
Bilimsel literatür, siyanürlü madenciliğin uzun vadeli risklerini net biçimde ortaya koymaktadır. Heap leaching (yığın liçi) yöntemiyle atıklar açık havada depolanır; deprem, heyelan veya sızıntı durumunda yeraltı sularına karışma ihtimali yüksektir. Türkiye, aktif fay hatları üzerinde yer aldığından, Kiğı-Peri Vadisi gibi deprem riski taşıyan bölgelerde bu tehlike katlanmaktadır. Erzincan İliç’teki Çöpler Madeni’nde yaşanan 2024 heyelan felaketi, siyanürlü atıkların çevreye yayılmasıyla ekolojik felakete dönüşmüş, dokuz işçinin yaşamını yitirmesine ve Fırat Nehrinin bir kolu olan Karasu nehir havzasının kirlenmesine neden olmuştur. Benzer riskler, Peri Vadisi için de geçerlidir: Bir damla siyanürün bile geniş bir havzayı zehirleyebileceği, yerel uzmanlar ve platformlar tarafından sıkça vurgulanmaktadır.

Ekolojik ve Sosyo-Ekonomik Boyutlar
Peri Vadisi’nin ekolojik değeri, sadece su kaynaklarıyla sınırlı değildir. Bölge, zengin flora ve fauna çeşitliliğine ev sahipliği yapar; Munzur ekosistemiyle bağlantılı olması, biyolojik koridor işlevi görmesini sağlar. Madencilik faaliyetleri orman tahribatı, toprak erozyonu ve ağır metal kirliliğine (arsenik, cıva, kurşun gibi) yol açar. Tarım ve hayvancılıkla geçinen yerel halk için bu, geçim kaynaklarının yok olması anlamına gelir. Arıcılık, bölge ekonomisinin önemli bir parçasıdır; siyanür ve kimyasal atıklar polen ve nektar yoluyla bal üretimini imkânsız kılabilir. Uzun vadede, göç, yoksullaşma ve kültürel kopuş kaçınılmaz hale gelecektir.
Kiğı direnişi, bu bilimsel gerçekleri somut bir toplumsal mücadeleyle birleştirmektedir. 11 Mayıs 2026’da Ölmez köyü civarında düzenlenen yürüyüş ve basın açıklamasında, Kiğı Peri Vadisi Çevre Platformu öncülüğünde yüzlerce kişi bir araya gelmiştir. Katılımcılar arasında bütün siyasi partiler , dernekler, muhtarlar ve yaşam savunucuları yer almıştır. Halkın ortak sesi şu sözlerle yankılanmıştır: “Biz Kiğı’nın, Peri Vadisi’nin ve Munzur’un çocuklarıyız. Bu dağlar bizimdir. Bu dereler bizimdir. Bu topraklar bizimdir. Hiçbir şirketin, hiçbir rant grubunun milyonlarca yıllık doğayı birkaç yıllık kazanç uğruna yok etmesine izin vermeyeceğiz.” Bu koro, bireysel tepkileri aşan kolektif bir bilinci yansıtmaktadır.
Direnişin bilimsel temeli, yalnızca toksisiteyle sınırlı değildir. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerindeki eksiklikler, şeffaflık sorunları ve kamu yararı ilkesinin ihlali de eleştirilmektedir. Geçmişte Peri Vadisi’nde benzer projelere karşı Danıştay kararlarıyla iptaller yaşanmıştır; ancak şirketlerin ısrarı ve yeni arama ruhsatları, hukuki mücadelenin de süreceğini göstermektedir. Bu bağlamda, direniş hem hukuki hem de sivil itaatsizlik boyutlarıyla ilerlemektedir.
Genişleyen Direniş ve genel Bağlam
Kiğı’daki mücadele, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yükselen ekolojik direniş dalgasının bir parçasıdır. Kaz Dağları’ndan İliç’e, Eskişehir’den Muğla’ya Karadeniz yaylalarına kadar siyanürlü ve diğer maden projelerine karşı halk hareketleri artmaktadır. Bu direnişler, neoliberal rant ekonomisine karşı “doğa hakkı”nı savunan bir paradigmayı güçlendirmektedir. Bilim insanları, iklim kriziyle birleşen madencilik baskısının biyoçeşitlilik kaybını hızlandırdığını vurgulamaktadır. Birleşmiş Milletler ve IUCN raporları, kritik ekosistemlerde madenciliğin sınırlandırılmasını önermektedir.
Peri Vadisi direnişi, aynı zamanda yerelden ülke geneline bir dayanışma potansiyeli taşımaktadır. Munzur’un çocukları, derelerin ve dağların sahipliğini iddia ederken, ekolojik adalet talebini yükseltmektedir. Bu mücadele, kısa vadeli ekonomik kazançlarla uzun vadeli doğaya uyumlu yaşama arasında bir tercih dayatmaktadır. Bilimsel veriler, siyanürsüz alternatiflerin (örneğin biyoliç veya mekanik yöntemler) mümkün olduğunu gösterse de, maliyet odaklı sektör tercihi toksik yöntemleri sürdürmektedir.
Sonuç olarak, Kiğı Peri Vadisi’ndeki direniş, yalnızca bir maden projesine karşı değil; yaşanabilir bir gelecek için verilen geniş bir mücadeledir. Halkın “tek bir ses” haline gelmesi, umut verici bir toplumsal dinamiktir. Bu toprakların, suların ve dağların sahipleri, milyonlarca yıllık evrimin mirasını birkaç yıllık rant uğruna teslim etmeyeceğini kararlılıkla göstermektedir. Gelecek nesillerin temiz su içebilmesi, ormanlarda dolaşabilmesi ve sağlıklı bir ekosistemde yaşayabilmesi, bu direnişlerin başarısına bağlıdır. Peri Vadisi, talana değil, yaşama evet diyenlerin adresi olmaya devam edecektir.
Yorumlar (0)