Çevre Mücadelelerinde Rantın ve Söylemin Anatomisi
Türkiye’de toprağını, suyunu veya mahallesini savunan her çevre mücadelesi eninde sonunda aynı paslanmış “Bunların arkasında başka eller var.” ezberiyle karşılaşır. Bu iddiayı ortaya atmak için herhangi bir belgeye ihtiyaç yoktur. Kanıt aranmaz veya mantıklı bir nedensellik kurulmaz. Sadece bunun söyleneceği zaman ve sesin yüksekliği yeterli bir gerekçe sayılır.
Bu söylemi üreten odakların kim olduğuysa asıl meseleyi ortaya çıkartan net göstergedir. Çevrecileri “tetikçilikle” veya “dış bağlantılı olmakla” suçlayan sesler, çoğunlukla merkezi iktidardan ziyade bizzat yerel yöneticilerden yükselir. Kamu kaynaklarının dağıtımında ve imar süreçlerinin tam merkezinde duran isimler, yani idari etiği asıl sorgulanması gereken figürler bu koroyu yönetir.
Para Asıl Nereye Akıyor?
Bir imar durum değişikliği, atıl bir arazinin değerini bir anda astronomik seviyelere katlayabilir. Bir idari ruhsat kararı, onlarca yıldır tozlu raflarda bekleyen ve hukuki altyapısı eksik bir projeyi anında hayata geçirebilir. Kamu ihale mevzuatının etrafından dolanarak verilen bir “ÇED Gerekli Değildir” kararı ise yıllarca sürecek yargı süreçlerini daha başlamadan bitirebilir.
Kentsel rantın bu denli hızlı ve kuralsız el değiştirdiği bir zeminde, hesap sorabilmek adına şu soruların sorulması demokratik bir zorunluluktur.
* Kritik bir imar kararı imzalanmadan hemen önce o bölgedeki arazilerde şüpheli bir el değişikliği yaşandı mı?
* Kamuya ait arazileri ihale eden veya ruhsatlandıran yetkili görevli, emekliliği sonrasında hangi şirketlerin yönetim kurullarında boy gösterdi?
* Hukuken ve teknik olarak mümkün olmayan bir iznin verildiği devasa konut projesinde, imza sahibi belediye yöneticisinin ya da birinci derece akrabasının dairesi çıktı mı?
* Göreve gelir gelmez yerel idarecinin aile üyeleri aniden inşaat, hafriyat ya da enerji şirketi kurdu mu?
* Sadece kamu maaşı ile geçinmesi gereken bir yönetici, o lüks villanın veya milyonluk aracın mülkiyetine hangi şeffaf gelirle sahip oldu?
Bu sorular soyut birer siyasi eleştiri değildir. Bunların her biri somut, ölçülebilir ve idari hukukun konusu olan takip edilebilir sorulardır.
Bergama’da "Dış Güç" Aslında Kimdi?
1990’larda Bergamalı köylüler siyanürlü altın madenciliğine karşı tarihi bir direniş başlattı. Yıllarca süren eylemlerle bu hak arayışı ciddi bir toplumsal karşılık buldu. Tam o kritik eşikte bir kitap piyasaya sürüldü. Necip Hablemitoğlu imzalı “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” adlı bu çalışmanın tezi oldukça keskindi. Köylüler Alman gizli servisinin birer maşasıydı ve ülkenin kalkınmasını engellemek için fonlanıyorlardı.
Ancak gazeteci Özer Akdemir’in araştırması meselenin arka planındaki bambaşka bir tabloyu gündeme taşıdı. Kitabın bizzat altın madencileri tarafından finanse edilerek yazdırıldığına ve dağıtıldığına dair belgeler ortaya çıkarıldı. Yani çevrecileri dışarıdan para almakla suçlayan mekanizmanın kendisi, doğrudan maden şirketlerinin sermayesiyle üretilmişti. Yargı süreci beraatla sonuçlanmış olsa da Bergama direnişi o şaibe gölgesinden bir daha tam olarak kurtulamadı.
Parsellenen Ekosistem - Muğla ve Sulak Alan İşgalleri
Rant düzeni sadece şehirleri betona boğmakla kalmaz; doğayı talan ederken de tam olarak aynı resmi kılıfların arkasına saklanır. Bugün Muğla’nın kıyılarında arazilerin birbiri ardına satılması, Marmaris ormanlarının turizm tahsisleriyle kemirilmesi, iç kesimlerdeki maden ruhsatı sahalarının pervasızca genişletilmesi veya Tuzla Sulak Alanı'nın devasa bir yapılaşma baskısıyla yüz yüze bırakılması tesadüfi bürokratik işlemler değildir.
İhale şeffaflığından uzak, kapalı kapılar ardında yapılan arazi tahsisleri ve ruhsat devirleri, yerel bir ekonomik ağın beslenmesi için kurgulanır. Doğayı savunanlar kamuoyu önünde marjinalleştirilip hedef gösterilirken, binlerce dönüm orman veya sulak alan arazisini tek bir imzayla sermayeye devredenlerin arka plandaki ticari ilişkileri ise titizlikle karanlıkta bırakılır.
Manavgat Suçüstüsü - Rantın Partiler Üstü Doğası
Sistemin nasıl işlediğini görmek için Temmuz 2025 tarihinde Antalya’nın Manavgat ilçesinde yaşananlara bakmak yeterlidir. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele ekipleri tarafından düzenlenen operasyonda, eski belediye başkan yardımcısı 110 bin euro ile suçüstü yakalandı. Hazırlanan iddianame, idari sistemin çürümüşlüğünü gözler önüne serdi. Belediyedeki izin, ruhsat ve imar işlemlerinde görevli personel, süreçleri hızlandırmak ve usulsüzlükleri örtbas etmek için tam teşekküllü bir rüşvet ağı kurmuştu. Bu isimler çevre eylemlerinde pankart taşımıyordu, sadece klimalı odalarında resmi kararların altına imza atıyorlardı.
Operasyonun yapıldığı belediyenin bir muhalefet partisine ait olması temel gerçeği değiştirmez. Rant ekonomisi hiçbir siyasi renk veya ideoloji tanımaz. İmar ve tahsis ekonomisi hangi partinin tabelası altında kurulursa kurulsun; aynı karanlık ilişki ağlarını besler, aynı dizginsiz iştahı kabartır ve tam da bu yüzden istisnasız aynı sert sorularla yüzleşmek zorundadır.
Muhalefet Konformizmi ya da Kendi İçindeki Rantı Savunmak
“Zaten genel iktidarla yeterince sorunumuz var, bir de siz yerelde arıza çıkarmayın” şeklindeki savunma refleksi dışarıdan bakıldığında korumacı ve iyi niyetli görünebilir. Fakat bu konformist yaklaşımın ürettiği sonuç son derece yıkıcıdır. Muhalefet belediyelerindeki rant ilişkileri, ihale usulsüzlükleri ve aile üyelerinin imtiyazlı şirketleşmesi bu “birlik ve beraberlik” illüzyonu içinde gizlenir. Burada savunulan değer artık halkın geniş çıkarı veya kentin doğası değil, o belediyeyi yöneten dar kadronun şahsi bekasıdır.
Dahası, hak arayanları tetikçi ilan eden otoriter söylem bizzat muhalefet kanadından geldiğinde, toplumda çok daha az dirençle karşılaşır. “Bizden biri söylüyorsa doğruluk payı vardır” yanılgısı, tam da hesap sorulması gereken o kritik anda kamuoyu vicdanını felç eder.
Doğru Soruyu, Gerçek Muhatabına Sormak
“Çevreciler kimden fonlanıyor” demek, idari sorumluluktan kaçmanın ve hedef saptırmanın en ucuz yoludur. Bu çamuru atmak için belgeye, dürüstlüğe veya entelektüel bir emeğe ihtiyaç yoktur. Zor ve haysiyetli olan kamu menfaatini korumaktır.
Asıl mesele, o geri dönüşümsüz imar kararını imzalayanın banka hesabındaki olağandışı hareketliliği sorabilmektir. Bilimsel olarak asla onaylanmaması gereken bir projenin yükseldiği alanda, imza yetkilisinin gizli ortaklıklarını aramak veya aldığı kamu maaşıyla hiçbir matematiksel açıklaması olmayan devasa mal varlığının peşine düşmektir. Tetikçi sorusu, sadece sokakta sesini çıkaranlara değil, asıl olarak o imza yetkisini elinde tutan bürokratlara ve seçilmişlere sorulduğunda gerçek bir toplumsal arınma sağlayacaktır.
Yorumlar (0)