Şimdi Daha da Aç ve Çıplağız !

Madencilerle dayanışma, ülkenin demokratikleşmesi arasındaki güçlü bağı burada açığa çıkıyor. Gerçek demokrasi, sandıkla sınırlı değildir. Gerçek demokrasi, fabrikada, madende, tarlada emeğin söz sahibi olmasıdır. Eşitlik, adalet, özgürlük lafla olmaz; örgütlü mücadeleyle kazanılır. Doruk Madenciliği’ndeki bu direniş, tam da bu yüzden sembolik bir anlam taşıyor. Eğer madenciler kazanırsa, bu sadece ücret ve tazminat demek olmayacak. Bu, “emeğe saygı” talebinin bir zaferi olacak. Bu, güvencesiz çalışmanın, patron keyfiliğinin sorgulanmaya başlaması olacak. Ve en önemlisi, bu, özgür ve eşit yarınlara doğru atılan somut bir ilk adım olacak.

    Şimdi Daha da Aç ve Çıplağız !

   

Her Neredeysen , Orada Madencinin Sesi Ol !

Doruk Madencilik işçilerinin alacaklarının ödenmesi talebiyle başlattığı Ankara yürüyüşünün 8. gününde Enerji Bakanlığı yolunda, polis yürüyüşe müdahale ederek, Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu'yu gözaltına aldı. Gökay Çakır ve Başaran Aksu daha sonra serbest bırakıldı.

Sendika yaptığı açıklamada: Başkanımız Gökay Çakır’ı, örgütlenme uzmanımız Başaran Aksu’yu ve nice arkadaşlarımızı gözaltına aldılar. Yine aynı hikâye: Emeğin sesi yükseldikçe, zincirler şakırdıyor. Ama bu sefer madenciler pes etmiyor. Eskişehir’den Ankara’ya uzanan o uzun yolda, dokuz gündür yürüyorlar. Ayakları şiş, ciğerleri kömür tozuyla dolu, ama gözlerindeki ışık sönmüyor. Çünkü onlar sadece alacaklarını değil, onurlarını da geri istiyorlar.

Ne istedik biz? Abartılı talepler mi? Hayır. Hakkımızı, emeğimizi, ekmeğimizi istedik. Yıldızlar Holding bünyesindeki Doruk Madencilik’te alın terimizle ürettiğimiz kömürün karşılığını istedik. Ödenmeyen ücretleri, tazminatları, gasp edilen hakları istedik. Madende çalışmak zaten can pazarı; her gün toprak altında, patlama riskiyle, silikoz tehdidiyle yüz yüze. Buna rağmen patronlar borcunu ödemiyor, devlet kapıları kapalı kalıyor. İşte o kapıları çalmak için yola çıktık. Enerji Bakanlığı’na yürüdük ki, “Bu ülkenin enerjisi bizim sırtımızda, peki bizim ekmeğimiz nerede?” diye soralım.

Gözaltılar, coplar, biber gazı… Hepsi aynı amaca hizmet ediyor: Susun, ses çıkarmayın, hakkınızı aramayın. Ama madenciler susmuyor. Çünkü susmak, karanlık kuyularda boğulmak demek. Bağımsız Maden-İş Sendikası olarak yıllardır şunu söylüyoruz: Maden işçisi köle değildir. O, bu ülkenin temel taşlarından biridir. Onun emeği olmadan ne sanayi döner, ne enerji akar, ne de kışın ocaklar yanar. Yine de en güvencesiz, en risksiz koşulda çalıştırılır, en kolay unutulur.

Ankara halkına sesleniyoruz: Yanımızda olun. Bu yürüyüş sadece madencilerin yürüyüşü değil. Bu, tüm emekçilerin, tüm ezilenlerin ortak mücadelesidir. Bugün madencinin hakkı gasp ediliyorsa, yarın tekstil işçisinin, inşaat emekçisinin, öğretmenin, sağlıkçının da hakkı gasp edilecek. Çünkü sistem, emeği ucuzlatmak, örgütlenmeyi kırmak üzerine kurulu. Bir madencinin sesini boğmak, aslında tüm işçi sınıfının sesini boğmaktır.

Madencilerle dayanışma, ülkenin demokratikleşmesi arasındaki güçlü bağı burada açığa çıkıyor. Gerçek demokrasi, sandıkla sınırlı değildir. Gerçek demokrasi, fabrikada, madende, tarlada emeğin söz sahibi olmasıdır. Eşitlik, adalet, özgürlük lafla olmaz; örgütlü mücadeleyle kazanılır. Doruk Madenciliği’ndeki bu direniş, tam da bu yüzden sembolik bir anlam taşıyor. Eğer madenciler kazanırsa, bu sadece ücret ve tazminat demek olmayacak. Bu, “emeğe saygı” talebinin bir zaferi olacak. Bu, güvencesiz çalışmanın, patron keyfiliğinin sorgulanmaya başlaması olacak. Ve en önemlisi, bu, özgür ve eşit yarınlara doğru atılan somut bir ilk adım olacak.

Düşünün: Bir madenci, yerin yüzlerce metre altında, nefes almadan, ailesini geçindirmek için ter dökerken, patronu lüks içinde yaşıyorsa; bu adalet midir? Bir işçi hakkını arayınca gözaltına alınıyorsa, bu özgürlük müdür? Hayır. Bu, sömürünün ta kendisidir. Ve bu sömürüye karşı durmak, sadece madencilerin değil, hepimizin görevidir.

Ankara’nın sokaklarında, meydanlarında, evlerinde yaşayan herkese çağrımızdır: Gelin, madencilerin yanında durun. Ses verin, destek olun, paylaşın, katılın. Çünkü onların kazandığı zafer, hepimizin kazanacağı bir zafer olacak. Karanlık kuyulardan aydınlığa çıkmak istiyorsak, önce madencilerin elini tutmalıyız. Dayanışma büyürse, korku küçülür. Örgütlenme güçlenirse, baskı geriler.

Biz buradayız. Yürüyüşümüz devam ediyor. Gözaltılar bizi durduramaz, coplar susturamaz. Çünkü biz emeğin onurunu taşıyoruz. Ve o onur, hiçbir hücreye sığmaz.

Doruk Madenciliği işçileri kazanacak!

Bağımsız Maden-İş direniyor, direniş büyüyor-Büyütelim!

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış