Doruk madencilik işçilerinin Bağımsız Maden-İş sendikası öncülüğünde Nisan 2026'da Eskişehir'den başlayan yürüyüşü ve Ankara'daki direnişi, elde edilen kazanımla birlikte son dönem emek mücadelesi açısından kayda değer bir örnek oldu. Sendikanın kararlı tutumu ve işçilerin direngenliği kamuoyu desteği ile birleşince burnundan kıl aldırmayan şirkete ve direnişi görmezden gelen, hatta ezmeye kalkan hükümete geri adım attırdı. Küçük ölçekli bir deneyim olmasına rağmen, madencilerin Nisan 2026 Ankara direnişi kamuoyunda boyutunun çok ötesinde bir dalga yarattı. Direnişte emeği geçenleri ve Bağımsız Maden-İş sendikası kadrolarını kutlamak gerek: Bir ekonomik-sendikal mücadelenin nasıl verilmesi gerektiğini gösterdiler.
Direniş öncelikle Türkiye'de işçi alacaklarının vahametini göz önüne serdi. Patronlar, yasal yükümlülükleri olan işçi alacaklarını ödemek yerine işçileri mahkeme kapılarına sürüklüyor. Mahkeme kapılarında sürünmek istemeyen veya dava açmaya gücü olmayan işçiler ise ya bekliyor ya da arabulucu aşamasında alacağının çok daha azına razı oluyor. Türkiye iş yargısı maalesef işçilerin lehine işlemiyor. Bu, detaylı ve ayrı bir konu; ancak bu direnişin çıkış nedeninin işçi alacakları olduğunu unutmamak lazım.
Alacaklarını işyerindeki "yetkili" sendika ile alamayan işçiler, Bağımsız Maden-İş'in kapısını çaldı. Bu tablo, ana akım yetkili sendikaların hantal ve teslimiyetçi yapısını bir kez daha ortaya koydu. Kamuoyunda, geniş bir sendikal ve siyasal yelpazede büyük destek bulan direnişin, aralarında DİSK’in de olduğu bazı işçi konfederasyonları ve işçi sendikalarının ilgi alanına girmemesi, ayrıca değerlendirilmesi gereken vahim bir zaaftır.
Direnişin sonuç almasında hangi dinamikler etkili oldu? Bunları anlamak, daha sonraki mücadeleler ve genel emek mücadelesi açısından önemlidir.
İşçilerin kararlılığı ve direnci: İşçiler pür ekmek kavgası veriyordu. O kadar kendilerine inançlı ve haklılardı ki gözlerini karartmışlardı. Aylardır alamadıkları hakları vardı; tam olarak kaybedecek hiçbir şeyi olmayan proleterlerdi. Bıçak kemiğe dayanmıştı.
Mücadeleci, samimi ve kararlı sendikacılık: Bağımsız Maden-İş sendikası yetkili değil, ama etkili bir sendika nasıl olunduğunu gösterdi. Patronlarla anladıkları dilden konuşmanın önemini ortaya koydu.
Etkili sendikacılık yetkiyle değil, mücadele hattıyla ölçülür: Bağımsız Maden-İş, yasal olarak "yetkili" olmaksızın işçiden ve kamu vicdanından aldığı yetkiyle etkin, kararlı ve özverili bir mücadele yürüttü. Ana akım yetkili sendikaların hantal ve uyuşuk yapısı karşısında, militan ve kararlı sendikacılığın ne anlama geldiğini ortaya koydu.
Kamuoyu desteği kazanılabilir, ancak kendiliğinden gelişmez: Direnişe medya ve sosyal medya ilgisi alışılagelmişin ötesindeydi ve ciddi bir kamuoyu desteği vardı. Bunun kalıcı olması bir toplumsal meşruiyet zeminini ve iyi tasarlanmış bir iletişim stratejisini gerektirir.
Pür ekonomik mücadeleyle sınıf mücadelesi arasındaki farka dikkat edilmeli. Bu direniş, tanımı itibarıyla pür ekonomik bir direnişti; gasp edilen bireysel işçi alacaklarının ödenmesini hedefleniyordu. Bir örgütlülüğe dayanan ve kişisel taleplerinin ötesine geçen, sınıfın veya toplumun büyük çoğunluğunun çıkarları uğruna yürütülen mücadeleler ekonomik mücadele sınırlarını aşar. Bu farka dikkat edilmediğinde, pür ekonomik mücadeleye taşıyamayacağından büyük misyonlar yüklenebilir.
Kazanım kalıcı örgütlülük olmadan dönüştürücü olmaz: İşçi hareketinin yakın tarihinde Tekel direnişi, Metal Fırtına ve depo işçilerinin iz bırakan direnişleri yanında sayısız tekil direniş örneği de söz konusu. Bunların kalıcı ve dönüştürücü etkisi maalesef sınırlı kaldı. Uzun ve kalıcı bir sendikal örgütlülüğe dayanmayan, işyerinde kök salmayan eylemlerin kalıcı sonuçlar yaratması zor oluyor. Direnişler işçileri dönüştürür; ancak sınıf mücadelesinde kolay yol yoktur. Asıl olan örgütlenme kapasitesinin artmasıdır.
Konfederasyonların ve sendikaların ilgisizliği ciddi bir zaaftır: Kamuoyunda büyük destek bulan bu direnişin bazı işçi sendikalarının ve konfederasyonlarının gündemine girmemesi, Türkiye işçi hareketindeki yapısal dayanışma zaafını ve rekabetçi karakterini gözler önüne sermiştir. Bunu aşan örnekler olması sevindiricidir.
Madenci direnişi, romantik ve kolaycı sonuçlara varılmasına da zemin hazırladı. Bu nedenle birkaç önemli sınırlılığın altını çizmek gerekir:
Küçük ölçekli bir deneyimin sınırları vardır: Madencilerin eylemi, boyutunun çok ötesinde bir dalga yarattı; ancak bu orantısızlık, eylemin gerçek kapasitesinden çok toplumsal öfkenin büyüklüğünü yansıtmaktadır.
Geri adımı iyi okumak: Aylardır pervasız ve nobran davranan işveren ile hükümet geri adım attı. Fakat bu geri adım, hatalarının farkına varmalarından değil; toplumsal tepki korkusundan kaynaklandı.
Madenci direnişi, emeğin taleplerinin birleştirici gücünü ve mücadeleci, kararlı bir sendikal hattın sonuç alıcı olduğunu gösterdi. Bağımsız Maden-İş, “yetkili” değil ama etkili sendikacılığın nasıl yapılacağını ortaya koydu. Madenciler ve sendika zor yolu seçti ve kazandılar.
Ancak bu deneyimden çıkarılacak en önemli ders belki de şudur: Kalıcı kazanımlar, tekil ve pür ekonomik direnişlerin de katkısıyla, esasen işyerinde kök salmış, uzun soluklu sendikal örgütlenme ve mücadele kapasitesi ile birleşik bir toplumsal muhalefet yaratma becerisine bağlıdır. Direniş bu açıdan hem öğretici hem de yol göstericidir.
Kaynak ve teşekkürler: BirGün Pazar ve Aziz Çelik
Yorumlar (0)