1989 Bahar Eylemlerinden Çıkarılacak Dersler

Sermaye, bu büyük dalgadan kendi payına düşen dersi hızla çıkardı: İşçi sınıfını örgütlü ve militan bir güç olmaktan çıkarmak gerekiyordu. Bunun için taşeronlaşmayı yaygınlaştırdılar, özelleştirmelerle kamudaki güvenceli istihdamı erittiler. Güvencesiz, esnek ve kuralsız çalışma biçimleri hâkim kılındı. Grev hakkı ise fiilen kullanılamaz hale getirildi; yasalarla öyle bir kuşatıldı ki, kağıt üstünde kalan boş bir ifadeye dönüştü. Sendikalar ise büyük ölçüde bürokratlaştırıldı. İşçiler, kendi mücadelelerinin değil, tepedeki uzlaşmacı bürokrasinin kontrolüne teslim edildi.

1989 Bahar Eylemlerinden Çıkarılacak Dersler

1989 Bahar Eylemleri, Hem Bir Uyarı Hem de Bir Mirastır

Sermaye, bu büyük dalgadan kendi payına düşen dersi hızla çıkardı: İşçi sınıfını örgütlü ve militan bir güç olmaktan çıkarmak gerekiyordu. Bunun için taşeronlaşmayı yaygınlaştırdılar, özelleştirmelerle kamudaki güvenceli istihdamı erittiler. Güvencesiz, esnek ve kuralsız çalışma biçimleri hâkim kılındı. Grev hakkı ise fiilen kullanılamaz hale getirildi; yasalarla öyle bir kuşatıldı ki, kağıt üstünde kalan boş bir ifadeye dönüştü. Sendikalar ise büyük ölçüde bürokratlaştırıldı. İşçiler, kendi mücadelelerinin değil, tepedeki uzlaşmacı bürokrasinin kontrolüne teslim edildi.

Böylece 1989’un gücü, sistematik bir şekilde parçalandı. Sermaye, sınıf mücadelesinin belini kırmak için yeni araçlar geliştirdi ve bunları kararlılıkla uyguladı.

Bugün, geç de olsa, emekçilerin aynı dersi kendi lehlerine çıkarma zamanıdır. Sermaye nasıl ki 1989’dan ders alarak saldırılarını güçlendirdiyse, işçiler de bu süreçten çıkardıkları derslerle yeniden örgütlenmelidir. Güvencesizliği, taşeronluğu ve sendika bürokrasisini aşmanın yolu, tabandan gelen bağımsız, militan ve demokratik bir işçi hareketini inşa etmekten geçer. Artık söz, eylem ve karar emekçilerin kendisine ait olmalıdır.

1989 Bahar Eylemleri, hem bir uyarı hem de bir mirastır. Sermaye kendi dersini aldı. Şimdi sıra, emekçilerde.

1989 yılının baharı, Türkiye işçi sınıfının mücadele  tarihinde derin iz bıraktı.  12 Eylül 1980 askeri darbesinin yarattığı korku iklimi, sendikal hakların budanması ve reel ücretlerdeki ağır erozyon, yıllarca işçileri sessizliğe mahkum etmişti. Ancak ANAP hükümeti döneminde kamu sektöründe devam eden toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin tıkanması, bu sessizliği büyük bir patlamaya dönüştürdü. Sayıları 600 bini aşan kamu işçisi, Mart-Nisan-Mayıs aylarını kapsayan üç aylık yoğun mücadeleyle “1989 Bahar Eylemleri”ni başlattı. Bu eylemler, sadece ekonomik taleplerle sınırlı kalmadı; aynı zamanda demokrasi, grev hakkı ve işçilerin birliği için güçlü bir ses haline geldi. Türkiye’nin dört bir yanında fabrikalar, tersaneler ve maden ocakları ayağa kalkarken, yaratıcı eylem biçimleri ve kitlesel katılım, 1970’li yıllardaki toplam işçi eylemlerini geride bıraktı.

Her şey, Türk-İş’e bağlı 26 sendikanın oluşturduğu Koordinasyon Kurulu ile kamu işveren sendikaları arasındaki görüşmelerin çıkmaza girmesiyle başladı. Hükümet, işçilere başlangıçta yüzde 40’lık bir ücret artışı teklif ederek “kandırma” yoluna başvurmuştu. Ancak işçiler bu teklifi kabul etmedi. Görüşmeler ilerleyemeyince, protestolar Mart ayının ortalarında kıvılcımlandı. İstanbul’da Haliç, Camialtı ve Taşkızak Tersanesi işçileri, 21 Mart’ta yemek boykotu yaparak Kasımpaşa Meydanı’na yürüdü. Haliç Tersanesi’nden çıkan yaklaşık 1500 işçi, sol koldan gelen Camialtı ve Taşkızak işçileriyle birleşerek meydanda toplandı. “Yaşasın işçilerin birliği”, “İşçiler el ele genel greve”, “Geliyor geliyor, tersaneler geliyor!” sloganları gökyüzünü inletirken, sendika yöneticileri bile işçilerin bu baskısı karşısında eyleme katılmak zorunda kaldı. Bu yürüyüş, sadece bir başlangıçtı; benzer eylemler kısa sürede ülke geneline yayıldı. 1989 Bahar Eylemlerinden Çıkarılacak Dersler

Kitlesellik ve Yaratıcılık Arasındaki Diyalektik Bağ

Nisan ayında gerilim daha da yükseldi. 13 Nisan’da Taşkızak Tersanesi, Sahil Güvenlik Bakım Onarım ve Camialtı Tersanesi işçileri, öğle tatilinde Kasımpaşa Meydanı’na gitmek üzere yola çıktı. Yolda Haliç Tersanesi işçilerinin katılımıyla kalabalık büyüyünce, polis barikatıyla karşılaştı. Yürümekte direnen işçilere coplarla müdahale edildi; ancak bu baskı, eylemleri durdurmak yerine daha da ateşledi. Protestolar iş yavaşlatma, toplu viziteye çıkma (toplu hastalık izni alma), yemek boykotu, servis araçlarına binmeme, sakal bırakma, çıplak ayaklı yürüyüşler ve hatta kemer sıkma politikalarını protesto etmek için toplu boşanma başvuruları gibi yaratıcı biçimlerde sürdü. Açlık grevleri, bordroları balonlara bağlayıp uçurma, fabrika önünde soğan ekmek yeme gibi eylemler, işçi sınıfının hem kararlılığını hem de mizah yüklü direniş kültürünü ortaya koydu. Sloganlar ise hem ekonomik hem siyasiydi: “Grev hakkımız engellenmez!”, “Genel grev hakkımızı alacağız!”, “Özal istifa!”, “Kahrolsun sarı sendika!”, “İşçi-halk el ele genel greve!”.

Bahar Eylemleri, sadece İstanbul tersaneleriyle sınırlı kalmadı. Karabük ve İskenderun’da demir-çelik işçileri, Zonguldak madencileri ve diğer kamu işletmelerinde yüz binlerce işçi benzer direnişlere imza attı. Nisan 1989’da ülke çapında yaklaşık 1,5 milyon işçinin katıldığı belirtilen eylemler, 224’ten fazla grev ve protestoyla tarihe geçti. Bu katılım, 12 Eylül sonrası dönemin en kitlesel işçi hareketiydi. Eylemler sırasında kolluk güçleriyle sık sık çatışmalar yaşandı; işçiler sokakları, meydanları ve fabrikaları miting alanına çevirdi. Sendika bürokrasisinin çekingenliğine rağmen, tabandan gelen baskı hareketi ilerletti. Bu süreç, resmi sendika liderliğinden bağımsız, spontan ve kitlesel bir karakter taşıyordu – Türkiye işçi hareketinde nadir görülen bir özellik.

Mücadele, önemli kazanımlarla sonuçlandı. Hükümet, başlangıçtaki yüzde 40 teklifini geri çekmek zorunda kaldı ve kamu işçileri için yüzde 140 civarında ücret artışı içeren bir anlaşmaya razı oldu. Çelik-İş üyesi yaklaşık 24 bin işçinin Karabük ve İskenderun’daki grevi ise 137 gün sürdü ve yüzde 200’ü aşan zamla bitti. Bu zaferler, reel ücretlerdeki erozyonu durdurdu, işçilere güven aşıladı ve sendikal hareketi yeniden canlandırdı. İşçiler, 12 Eylül’ün yarattığı korku duvarını aşmış, sokakları cuntanın elinden geri almıştı. Eylemler aynı zamanda ANAP iktidarını sarstı; yerel seçimlerde büyük yenilgiye yol açtı ve işçi sınıfının toplumsal ağırlığını bir kez daha kanıtladı.

Ancak bu bahar rüzgarı uzun sürmedi. Kazanımlar, 1990-1991’deki Zonguldak madenci yürüyüşü gibi devam eden direnişlerle pekiştirilse de, 1991 Körfez Savaşı bahane edilerek grevlerin yasaklanmasıyla erozyona uğradı. 1992’den itibaren haklar adım adım kaybedilmeye başlandı. Sendikalar zayıfladı, işten çıkarmalar arttı ve hareket genel olarak pasifleşti. Bugün işçi eylemleri, birkaç grev ve yürüyüş dışında çoğunlukla 1 Mayıs’ta sembolik toplanmalara dönüştü. Ekonomik krizlere, yoksulluğa ve hak gasplarına karşı güçlü bir tepki veremez hale geldi. Sendikal yapıların bürokratlaşması ve siyasi baskılar da bu gerilemede etkili oldu.

1989 Bahar Eylemleri, işçi sınıfına unutulmaz bir ders bıraktı: Birlik ve kararlı mücadele, en güçlü engelleri bile aşabilir. O bahar, sadece ücret zamları değil, aynı zamanda demokrasi ve hak arama bilincinin de filizlendiği bir mevsimdi. 35 yılı aşkın süre sonra, bugün yaşanan ekonomik zorluklar karşısında “89 ruhu”nun yeniden canlanması, birçok emekçi için hâlâ ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. İşçi sınıfının ayağa kalktığı o günler, Türkiye’nin yakın tarihinin en parlak sayfalarından biri olarak kalmaya devam ettiği gibi, bugün yapılması gerekenler açısından yol gösterici olmaya devam etmektedir. 1989 Bahar Eylemlerinden Çıkarılacak Dersler

İşçi Sınıfı Payına Düşen Dersi Çıkardı mı?

Sermaye, bu büyük dalgadan kendi payına düşen dersi hızla çıkardı: İşçi sınıfını örgütlü ve militan bir güç olmaktan çıkarmak gerekiyordu. Bunun için taşeronlaşmayı yaygınlaştırdılar, özelleştirmelerle kamudaki güvenceli istihdamı erittiler. Güvencesiz, esnek ve kuralsız çalışma biçimleri hâkim kılındı. Grev hakkı ise fiilen kullanılamaz hale getirildi; yasalarla öyle bir kuşatıldı ki, kağıt üstünde kalan boş bir ifadeye dönüştü. Sendikalar ise büyük ölçüde bürokratlaştırıldı. İşçiler, kendi mücadelelerinin değil, tepedeki uzlaşmacı bürokrasinin kontrolüne teslim edildi.

Böylece 1989’un gücü, sistematik bir şekilde parçalandı. Sermaye, sınıf mücadelesinin belini kırmak için yeni araçlar geliştirdi ve bunları kararlılıkla uyguladı.

Bugün, geç de olsa, emekçilerin aynı dersi kendi lehlerine çıkarma zamanıdır. Sermaye nasıl ki 1989’dan ders alarak saldırılarını güçlendirdiyse, işçiler de bu süreçten çıkardıkları derslerle yeniden örgütlenmelidir. Güvencesizliği, taşeronluğu ve sendika bürokrasisini aşmanın yolu, tabandan gelen bağımsız, militan ve demokratik bir işçi hareketini inşa etmekten geçer. Artık söz, eylem ve karar emekçilerin kendisine ait olmalıdır. 1989 Bahar Eylemleri, hem bir uyarı hem de bir mirastır. Sermaye kendi dersini aldı. Şimdi sıra, emekçilerde.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış