Kapitalizm Yalnız Bugünü Değil Geleceğimizi de Yok Ediyor

Bölge halkı, bu değişimi yakından hissediyor. Bazı ilçelerde ihaleler tamamlanmış, şirketler sahalarına adım atmaya hazırlanıyor. Ünye, Fatsa, Ulubey, Piraziz, Dereli gibi yerlerdeki geniş alanlar, holdinglere bağlı madencilik firmalarına verilmiş durumda. Kimileri bentonit, kimileri polimetalik cevher arayışında. Ortak nokta, bu faaliyetlerin yoğun ormanlık ve tarımsal bölgelerle örtüşmesi. Yerel yönetimlerden bazıları, ihalelerin mevzuata aykırılığı gerekçesiyle dava açmış; yürütmeyi durdurma talepleri mahkemelerde bekliyor. Tepkiler sokaklarda, dernek açıklamalarında ve sosyal medya paylaşımlarında büyüyor.

Kapitalizm Yalnız Bugünü Değil Geleceğimizi de Yok Ediyor

Yeşil Yol’un Gölgesinde Kararan Karadeniz

Doğu Karadeniz’in sarp zirvelerini birbirine bağlama, turizmi canlandırma ve "yayla koridoru" oluşturma vaadiyle piyasaya sürülen "Yeşil Yol" projesi, bugün gelinen noktada ardındaki gerçek niyetleri bir bir ifşa ediyor. Yıllar önce iş makineleri yaylalara ilk vurduğunda, "Eksiz, yolsuz yayla mı olur?" diyenlerin karşısına dikilen halkın; toprağını, deresini ve kadim yaşamını korumaya çalışan o köylülerin haklılığı artık tartışmaya yer bırakmayacak kadar sarihtir. Bu yolun bir turizm güzergahı değil, bir maden koridoru olduğu gerçeği, bölgenin üzerinden kara bir bulut gibi yükselmektedir.

Artvin Cerattepe’de başlayan, Rize ve Sinop ile devam eden talan dalgasının yeni kurbanları olarak Giresun ve Ordu seçilmiştir. "Yeşil" maskesi takılmış bu beton ve asfalt ağları, yaylacıların ulaşımını kolaylaştırmak için değil, çok uluslu maden şirketlerinin devasa iş makinelerini bakir ormanların kalbine sokmak için örülmüştür. Açılan her kilometre yol, aslında ekosistemin parçalanması, yeraltı sularının zehirlenmesi ve binlerce yıllık bir habitatın ihaleler uğruna kurban edilmesi anlamına gelmektedir.

Maden sahalarına giden bu lojistik hatlar, Karadeniz’in sadece doğasını değil, geleceğini de karanlığa gömmektedir. Bugün Giresun’un meraları ve Ordu’nun fındık bahçeleri, "kamu yararı" kılıfı altında madencilerin insafına terk ediliyor. Oysa asıl kamu yararı; altından daha değerli olan içilebilir temiz sudur, zehirlenmemiş topraktır ve bir bütün olarak korunmuş doğadır. Ağacın gölgesini parayla ölçen zihniyet, bu yollar bittiğinde geriye ne yeşilin ne de yolun kalacağını görmezden gelmektedir.

Gelinen noktada Yeşil Yol, Karadeniz insanı için bir kalkınma projesi değil, bir mülksüzleştirme ve yıkım projesidir. Halkın direnişi, sadece birkaç ağacın başında beklemek değil, bir coğrafyanın topyekûn yok edilmesine karşı verilen bir onur mücadelesidir. Artvin’den Ordu’ya kadar uzanan bu yıkım zincirini kırmanın tek yolu, kalkınma yalanlarına karşı toprağın gerçek sesine kulak vermektir. Karadeniz’i madenlerin insafına bırakmak, sadece bu bölgeyi değil, Anadolu’nun son nefes borularından birini daha tıkamaktır.

Kapitalizm Yalnız Bugünü Değil Geleceğimizi de Yok Ediyor

Kapitalizm  İnsanlığın Geleceğini  Yok Ediliyor.

 Ordu ve Giresun’un yeşil vadileri, son maden ihaleleriyle derin bir sessizliğe gömülüyor. Haritalar üzerinde çizilen sınırlar, sadece rakamlarla değil, toprağın belleğiyle de konuşuyor artık. Yaklaşık 235 bin dönümlük fındık bahçesi, milyonlarca ağacın gölgesinde büyüyen bir hayat, birdenbire maden sahalarına dönüşmüş durumda. Onlarca köy ve yayla, bu yeni çerçevenin içinde kalıyor; yollar, dereler, eski taş evler ve bahçe kenarlarındaki kestane ağaçları aynı kaderi paylaşıyor.

Bu ihaleler, kâğıt üzerinde “arama izni” gibi görünse de aslında bölgenin dokusunu kökünden değiştirme potansiyeli taşıyor. Fındık, Karadeniz’in hem ekonomisi hem de kimliğidir. Yıllık milyarlarca dolarlık üretim, yüz binlerce ailenin geçim kaynağıdır. Toprak bir kez kazılmaya başladığında, su kaynakları bulanıklaşır, orman örtüsü incelir ve tarım alanları uzun yıllar boyunca eski verimliliğine kavuşamaz. Maden tozu, yağmurla birlikte derelere karışır; vadilerdeki bereketli toprak, yavaş yavaş başka bir renge bürünür. Yayla otlakları, hayvanların otladığı meralar, bir anda hafriyat alanlarına döner. Geriye kalan, belki de sadece hatıralarda yaşayan bir manzara olur.

Bölge halkı, bu değişimi yakından hissediyor. Bazı ilçelerde ihaleler tamamlanmış, şirketler sahalarına adım atmaya hazırlanıyor. Ünye, Fatsa, Ulubey, Piraziz, Dereli gibi yerlerdeki geniş alanlar, holdinglere bağlı madencilik firmalarına verilmiş durumda. Kimileri bentonit, kimileri polimetalik cevher arayışında. Ortak nokta, bu faaliyetlerin yoğun ormanlık ve tarımsal bölgelerle örtüşmesi. Yerel yönetimlerden bazıları, ihalelerin mevzuata aykırılığı gerekçesiyle dava açmış; yürütmeyi durdurma talepleri mahkemelerde bekliyor. Tepkiler sokaklarda, dernek açıklamalarında ve sosyal medya paylaşımlarında büyüyor.

Peki bu acele neden? Doğal kaynakların değerlendirilmesi her zaman bir tartışma konusudur. Bir yanda kısa vadeli ekonomik getiriler, diğer yanda uzun vadeli ekolojik ve sosyal maliyetler duruyor. Fındık bahçeleri yok olursa, yerine konması imkânsız bir miras kaybolur. Sular kirlenirse, içme suyu ve sulama sistemleri tehlike altına girer. Ormanlar azalırsa, iklim dengesi, biyolojik çeşitlilik ve sel riski gibi sorunlar artar. Karadeniz’in engebeli coğrafyası, madencilik için zaten zorlu bir zemin sunar; bir yanlış adım, telafisi güç yaralar açabilir.

Bu tablo, uyarı niteliğinde. Bölgenin sakinleri, üreticileri ve sevenleri, seslerini yükseltmeye devam ediyor. Gerçek bir denge, ancak doğayla barışık bir yaklaşımla mümkün olabilir. Yoksa yeşil Karadeniz, yavaş yavaş başka bir renge bürünür; hatıralar ise geride kalan tek miras haline gelir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış