Halka Ekolojik Yıkıma Geçit Vermiyor
11 Haziran 2026 tarihinde Kanada’nın Calgary kentinde düzenlenen Dünya Jeotermal Kongresi (WGC 2026), Doğu Anadolu’nun Karlıova, Varto ve Yedisu ilçelerinde süren çevre mücadeleleri açısından tarihi bir dönüm noktası oldu. Çok uluslu şirketlerin temsilcileri, kürsüye çıktıklarında sesleri titreyerek, bölgedeki halk direnişini ve toplumsal kaygıları açıkça kabul etmek zorunda kaldı. Yıllardır “sadece teknik bir proje” diye sunulan jeotermal girişimleri, artık harita üzerinde bir nokta olmanın ötesinde, yaşayan bir coğrafyanın, tarımın, hayvancılığın ve insanlığın mücadelesiyle yüzleşmek zorunda olduğunu itiraf etti.
Kongrede özellikle şirketlerin İş Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı’nın sunumu dikkat çekti. Doğu Anadolu’daki projelerin sadece jeolojik ve teknik yönleri değil, toplumsal ve çevresel dinamikleri de uluslararası delegelerle paylaşıldı. Karlıova ile Varto arasındaki 22 köyü doğrudan etkileme potansiyeli taşıyan projelere karşı halkın, ekoloji platformlarının ve yerel temsilcilerin gösterdiği kararlı tutum, çadır nöbetleri ve protestolarıyla birlikte kongrenin ana gündem maddelerinden biri haline geldi,

Sosyal Lisans, Artık İzin Yetmiyor, Rıza Şart
Jeotermal sektörünün küresel gündeminde “Social License to Operate” (Sosyal Lisans) kavramı uzun zamandır tartışılıyor. Ancak bu kongrede bu kavram, Doğu Anadolu’daki gerçek bir direniş üzerinden somutlaştı. Şirket yetkilileri, yalnızca ÇED raporları ve yasal izinlerin bir projeyi hayata geçirmeye yetmediğini, bölge halkının rızası ve güveninin kazanılmasının zorunlu olduğunu kabul etti.
Bölge halkının ekmeğini topraktan, suyundan ve havasından çıkardığını, jeotermal projelerinin tarım arazilerini, yeraltı sularını ve hayvancılığı tehdit ettiğini dile getirmesi, uluslararası platformda yankı buldu. Şirketler, bu sert tepkinin görmezden gelinemeyeceğini, projelerin “halksız” ilerleyemeyeceğini açıkça ifade etti.
Geçmiş Hataların Bedeli ve Bilgi Eksikliği
Sunumlarda Türkiye’nin batısındaki Aydın ve Alaşehir gibi bölgelerde geçmişte yaşanan uygulamaların yarattığı çevre tahribatı ve güvensizlik de masaya yatırıldı. Jeotermal Enerji Derneği (JED) ve şirket yönetimi, bu ‘hatalı uygulamaların’ Doğu Anadolu gibi bakir alanlarda büyük bir önyargı ve korku oluşturduğunu itiraf etti. Tarım ve hayvancılıkla geçinen yerel halkın endişelerini gidermek için şeffaf iletişim ve bilgi paylaşımının aciliyeti vurgulandı.
Ancak bölge halkı bu “bilgilendirme” çağrılarını temkinli karşılıyor. Çünkü geçmiş tecrübeler, şirketlerin vaatlerinin sıklıkla kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor. Kongrede şirketler, eylemler karşısında geri adım atmak yerine diyalog kurmayı tercih ettiklerini söylese de, halk açısından asıl mesele rıza değil, toprakların ve su kaynaklarının korunmasıdır.
Teknik Garantiler ve Gerçek Kaygılar
Halkın en büyük endişelerinden biri yeraltı sularının kirlenmesi ve tarım arazilerinin çoraklaşması. Şirketler buna “%100 kapalı devre sistem” ve “sıfır deşarj” taahhüdüyle cevap verdi. Suyun tamamının yer altına geri basılacağı iddia edildi. Diğer önemli bir kaygı olan deprem riski için de “en üst düzey uluslararası standartlarda sismik analizler yapılacağı” belirtildi. Bölge, Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu fay hatlarının kesişim noktasında yer alıyor ve bu gerçek, teknik açıklamalardan daha ağır basıyor.
Kongredeki genel değerlendirmede, “Doğu Anadolu gibi hassas ve bakir bir coğrafyada çevre hareketlerini görmezden gelerek jeotermal proje yürütülemeyeceği” fikri öne çıktı. Bu, yıllardır süren onurlu mücadelenin uluslararası arenada yankı bulduğunun somut kanıtıdır.

Direniş Bitmedi, Yeni Bir Safhaya Giriyor
Karlıova, Varto ve Yedisu halkı, “Jes’e, Hes’e, Ges’e geçit yok” diyerek net bir duruş sergiliyor. Kongrede şirketlerin bu coğrafyadan saygıyla söz etmesi, çaresizliğin değil, halkın kararlı direnişinin sonucudur. “Biz bitti demeden hiçbir şey bitmez” sloganı, tam da bu ruhu yansıtmaktadır.
Halk, çok uluslu sermayenin yeni strateji değişikliklerine karşı da hazırlıklı. Sosyal lisansı öne çıkarma eğilimi, güçlü bir direnişin zorladığı bir adımdır. Ancak rehavete kapılmak yok. Toprak satılık değil, para topraklarımızı satın alamayacak kadar değersiz. Bu coğrafyanın üreteceği katma değer, hem bölgeye hem ülkeye yeter de artar bile; yeter ki yaşam alanlarımız rahat bırakılsın.
Deva Ma Jeotermal Nevazena, Köyümüz Jeotermal İstemiyor
Doğu Anadolu’da yükselen bu ses, sadece yerel bir mücadele değildir. Doğal kaynakların rant uğruna talan edilmesine karşı tüm Türkiye’nin ve dünyanın vicdanında yankılanan bir onur mücadelesidir. Halkımız, toprağına, suyuna ve geleceğine sahip çıkmaya devam edecektir. Çünkü bu topraklar, atalarımızın emaneti ve çocuklarımızın mirasıdır.
Sonuç olarak, Calgary’deki kongre, şirketlere şunu göstermiştir: Teknik raporlar, izinler ve para, bir halkın kararlı duruşu karşısında yetersiz kalır. Karlıova’dan Varto’ya, Yedisu’dan Pêris’e uzanan direniş, “her şey bitti” denilen yerde yeniden azmin ateşini yakmıştır. Bu mücadele, sadece jeotermal projelerine değil, doğayı ve yaşamı hiçe sayan her türlü talana karşı devam edecektir.
Yorumlar (0)