"Ekoloji Mücadelesi Aynı Zamanda Sınıf Mücadelesidir"

6 Haziran'da Manisa'dan güçlü bir ses daha yükseldi: Emek ve Ekoloji Örgütleri sermayenin yağmasına karşı yaşamı savunacaklarını haykırdı.

"Ekoloji Mücadelesi Aynı Zamanda Sınıf Mücadelesidir"

Manisa'da bir araya gelen emek ve ekoloji örgütleri, doğanın sermaye birikim aracına dönüştürülmesine karşı “kurtuluş yok tek başına” sloganıyla birleşti. Manisa-Yunusemre İlçesi 100. Yıl meydanında düzenlenen Büyük Gediz Buluşması’nda yüzlerce yurttaşın doldurduğu meydanda “Gediz özgür akacak”, “Su yaşamdır satılamaz”, “Yaşamı savunacağız”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları yankılandı. Manisa’da yükselen ses yalnızca Gediz için değildi. Bu ses; maden şirketlerinin talan ettiği dağlardan, enerji projeleriyle kurutulan derelerden, zehir saçan sanayi bölgelerinden, geçimlik tarımı tasfiye eden neoliberal politikalardan ve yaşam alanlarını savunan halk direnişlerinden besleniyordu.

Gediz Kirlenmedi, Kirletildi.

Etkinlikte Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın, Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu, Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu ve Emek Partisi İzmir İl Başkanı Elif Çuhadar, Yunusemre İlçe Başkanı Yalçın Arcak da yer aldı. “Büyük Gediz Buluşması – Nehirlerin Kardeşliği” çatısı altında bir araya gelen kurumlar  adına, Manisa Emek ve Demokrasi Güçleri adına temsilciler de konuşmalar yaptı.Konuşmalarda Gediz Havzası’nın korunmasının önemine vurgu yapıldı. Mitingde yapılan konuşmalarda özellikle vurgulanan gerçek şuydu: Gediz Havzası’nda yaşanan felaket bir “çevre kazası” değildir. Gediz kirlenmedi; yıllardır uygulanan politikalar sonucunda sistemli biçimde kirletildi. Binlerce yıldır Ege’nin en verimli tarım havzalarından birini besleyen, milyonlarca insanın yaşamına can veren Gediz Nehri bugün ağır metaller, kimyasal atıklar, sanayi deşarjları ve tarımsal zehirlerle boğuşuyor.  Bu tabloyu yaratan yalnızca birkaç fabrikanın ihmali değildir. Sorunun kökeninde doğayı sınırsız bir hammadde deposu, suyu metalaştırılacak bir kaynak, toprağı ise sermaye birikiminin aracı olarak gören kalkınma anlayışı bulunmaktadır.

 

Mitingde yapılan konuşmalarda şu vurgular öne çıktı:

“Ekolojik yıkımın bedelini patronlar değil, işçiler, köylüler ve yoksullar ödüyor.”

Ekoloji Mücadelesi Aynı Zamanda Bir Emek Mücadelesidir.

Gediz Havzası’nda yaşanan kriz yalnızca doğanın krizi değildir. Bu kriz aynı zamanda emekçilerin, üreticilerin ve halkın yaşam koşullarını hedef alan bir sınıf sorunudur.

Kirlenen suyla sulanan tarlalarda üretim yapan köylüler, sağlıksız çevre koşullarında yaşamak zorunda kalan mahalleler, sanayi bölgelerinde çalışan işçiler ve gıda güvenliği tehdidiyle karşı karşıya bırakılan milyonlarca insan aynı ekolojik yıkımın mağdurlarıdır.

Bu nedenle meydanda sıkça dile getirilen görüşlerden biri şuydu:

“Emek mücadelesi ile ekoloji mücadelesi birbirinden ayrı değildir.”

Doğanın sömürülmesi ile emeğin sömürülmesi aynı sistemin iki farklı yüzüdür. Kârı önceleyen üretim ilişkileri hem işçiyi hem doğayı tüketmektedir.

İklim Krizi ve Talan Politikaları

Konuşmalarda iklim krizinin sermaye politikalarından bağımsız düşünülemeyeceği de vurgulandı.

Kuraklığın derinleştiği, su varlıklarının azaldığı bir dönemde nehirlerin kirletilmesi, ormanların yok edilmesi ve su kaynaklarının şirket çıkarlarına göre yönetilmesi gelecekte daha büyük felaketlerin önünü açmaktadır.

İklim krizinin yükü emekçilere ve yoksul halk kesimlerine yüklenirken, krizin temel sorumluları olan büyük şirketlerin ayrıcalıklarının korunmaya devam ettiği ifade edildi.

Gediz’i Savunmak Yaşamı Savunmaktır

Büyük Gediz Buluşmasında yapılan ortak açıklama, yalnızca bir çevre talebi değil aynı zamanda toplumsal bir mücadele programı niteliği taşıyordu.

Katılımcılar, suyun kamusal bir hak olduğunu, yaşam alanlarının şirketlerin kâr hesaplarına kurban edilemeyeceğini ve Gediz Havzası’nın korunmasının Ege’nin geleceğini korumak anlamına geldiğini vurguladı.

Manisa’dan yükselen çağrı açıktı:

Gediz’i savunmak yalnızca bir nehri savunmak değildir. Bu mücadele emeği, toprağı, suyu, gıdayı ve geleceği savunma mücadelesidir. Yaşamı metalaştıran, doğayı sermayenin sınırsız sömürüsüne açan politikalara karşı halkın ortak direnişini büyütme mücadelesidir.

Çünkü Gediz özgür akmadan Ege özgür nefes alamaz. Nehirler şirketlerin değil halklarındır. Su yaşamdır, yaşam satılık değildir.

bkz: Nehirlerin Kardeşliği Manisa’da: Gediz için Ortak Direniş Büyüyor

Haber ibo.a.bo

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir