Ticari Meta Haline Getirilmiş Eğitim Sistemi

Eğitimin özelleştirilmesi, yalnızca pahalı hale gelmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda eğitim kurumlarının yoksul çocuklara kapılarını kapatması demektir. Devlet, “özelleştirme” adı altında asli görevlerini piyasaya devrederken, temel bir kamu hizmeti olan eğitimi sermayenin kâr aracı haline getirmektedir. Piyasaya bırakılan eğitim, sağlık ve barınma gibi en temel haklar, artık sadece parası olanların erişebileceği lükslere dönüşmüştür. Orta sınıf bile bu maliyetleri karşılamakta zorlanırken, yoksul ailelerin çocukları için üniversite hayali bir ütopya olmaktadır.

 Ticari Meta Haline Getirilmiş Eğitim Sistemi

 

  Meta Çağında ,Eğitim Hakkı Gasp Altında

 YKS tercih kılavuzu üzerinden yapılan araştırmalar , Türkiye’deki vakıf üniversitelerinde eğitim ücretlerinin ulaştığı vahim seviyeyi bir kez daha gözler önüne serdi. Bir yıllık eğitim bedelinin 3,7 milyon TL’ye dayandığı bir ülkede, gençlerin hayallerini gerçekleştirmesi neredeyse imkânsız hale gelmiştir.

Eğitimin özelleştirilmesi, yalnızca pahalı hale gelmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda eğitim kurumlarının yoksul çocuklara kapılarını kapatması demektir. Devlet, “özelleştirme” adı altında asli görevlerini piyasaya devrederken, temel bir kamu hizmeti olan eğitimi sermayenin kâr aracı haline getirmektedir. Piyasaya bırakılan eğitim, sağlık ve barınma gibi en temel haklar, artık sadece parası olanların erişebileceği lükslere dönüşmüştür. Orta sınıf bile bu maliyetleri karşılamakta zorlanırken, yoksul ailelerin çocukları için üniversite hayali bir ütopya olmaktadır.

Bu sistem, sermayeye yeni kazanç kapıları açarken, toplumun büyük çoğunluğunu dışlamaktadır. Özel sektör, pahalı hizmet üreterek kârını maksimize etmekte, devlet ise bu süreçte sorumluluktan kaçmaktadır. Sonuçta yoksul halk, ne kaliteli eğitime ne de temel sağlık hizmetlerine ulaşabilmektedir. Eğitim- sağlık- barınma gibi haklar, sermayenin sömürü düzenine tabi kılınarak yoksulların yaşama hakkı fiilen yok sayılmaktadır.

Eğitimdeki bu fahiş zamlar, aynı zamanda toplumsal hareketliliğin önünü kesmektedir. Yoksul ailelerin çocukları, ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar, bu ücretler karşısında okuma şansını kaybetmekte; toplum da bu potansiyeli heba etmektedir. Uzun vadede ise bilimsel, kültürel ve ekonomik gelişimimiz ağır yara almaktadır. Çünkü eğitim, bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkıdır.

Peki çözüm nerede? Bırakın yoksul halkı, orta sınıfın bile erişemediği bu hizmetleri piyasaya terk etmek yerine, kamucu bir anlayışa dönmek zorunludur. Tek gerçekçi yol, birleşmek ve örgütlü bir halk olarak kamucu bir yaşam politikasını inşa etmektir. Eğitim, sağlık ve barınmayı kâr aracı olmaktan çıkarıp, herkes için erişilebilir kamu hizmetleri haline getirmek; devletin asli görevlerini yeniden üstlenmesini sağlamak; ve sermaye odaklı politikaları terk etmek gerekmektedir.

Gençlerin geleceğini karartan bu pahalı eğitim düzeni, aynı zamanda ülkenin geleceğini de karartmaktadır. Artık susmak ve seyretmek değil, örgütlenmek ve talep etmek zamanıdır. Eğitimde eşitlik, ancak kamucu, halkçı ve adil bir sistemle mümkündür. Bu mücadele, sadece öğrencilerin değil, tüm toplumun ortak mücadelesidir.

Eğitim herkesin hakkıdır; parası olanların ayrıcalığı değil.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış