Azalan Elektrik Kesintileri / Sağlık İmza Kampanyası

Tutarsız gibi gözüken konu başlığı aslında büyük bir anlam ve motivasyon içeriyor!

Azalan Elektrik Kesintileri / Sağlık İmza Kampanyası

Elektrik kesintileri Datçalıları bezdirmişti. Datça Demokrasi Platformu bu duruma sessiz kalmamış ve siyasi görüşleriyle de paralellik taşıyan “elektrik kamulaştırılsın” adı altında bir imza kampanyası başlatmıştı. Yaklaşık üçbinbeşyüz imza ile verilen dilekçe daha toplanma aşamasında bile etkili olmaya başlamıştı.  

Artık kesinti SMS’leri gelmiyor, en azından çok az sayıda. Gönderilmesi unutulduğu, ihmal edildiği için değil, kesintiler çok azaldığı için. Datçalılar da bunun farkında; bunca fırtına ve yağmura rağmen modern toplumlar gibi yaşayabiliyoruz. 

BU, GÜÇ OLABİLMENİN, BİRLİKTE HAREKETİN, KARŞI DURUŞUN SONUCUDUR.

Datça Demokrasi Platformu şimdi de kanayan başka bir yaraya el attı… Sağlık sistemi içinde taşeronlaşmaya dikkat çekiyor ve kaldırılmasını istiyor. Taşeronlaştırma denince sadece özel hastane yapılaşması kastedilmiyor. Devlete ait hastaneler içinde de özel şirketler kısmi işletmecilik işleri yapabiliyor.

Muğla'da Devlet Hastanesinde görüntüleme hizmeti sunan özel şirketin karını artırmak için hastalara fazladan radyasyon yüklemesi, kalp görüntülemesinde daha ucuz-etkisiz ilaç kullanımı belgeli ve neredeyse olağanlaşmaya başlayan vakalar.

Kampanyaya imzanızla destek vermeniz, hatta kampanyanın bir parçası olmanız, evinizde, çevrenizde, günlük yaşamınızda birer imza toplayıcısı olmanız çok önemli.

Destek olun ki gene kazanalım.

Sağlıkla ve sağlıcakla kalın!

 

Dilekçe tam metni:

T.C. SAĞLIK BAKANLIĞINA,

ANKARA

Türkiye’de sağlık sistemi, ne yazık ki bir süredir “hasta” kavramını “müşteri”ye, hastaneleri ise “ticarethane”ye dönüştürmüş durumda. Bu dönüşüm, devletin özel sağlık kuruluşlarından hizmet satın almaya başlamasıyla hız kazandı ve ardı ardına vicdanları sızlatan skandallar ortaya çıktı. Yeni doğan bebeklerin hayatıyla oynayan “yeni doğan çetesi”, daha çok hastaya işlem yapabilmek için, gereksiz radyasyonla yurttaşların sağlığını tehlikeye atan skandallar, sahte tıbbi malzeme kullanımı, hatta ameliyat masasında “sana kaç paralık protez takalım” diye pazarlık yapan hastane yöneticileri… Bunlar sadece duyabildiklerimiz. Ya fark edilmeyenler, karanlıkta kalan yüzlercesi?

Bu tablo yalnızca birkaç vicdansızın suçu değil; sistemin ta kendisinin ürünüdür. Sağlık hizmetinin piyasaya açılması, hekimlik mesleğinin etik değerlerini hızla aşındırıyor, halk sağlığını ise geri dönülmez biçimde bozuyor. Ömrü bizimkinden on-on beş yıl uzun olan gelişmiş ülkelerde bir insan yılda ortalama iki-üç kez doktora giderken, Türkiye’de bu sayı on üçü buluyor. Bu durum, koruyucu hekimliğe yatırım yapılmadığının, aksine ilaç ve medikal teknoloji firmalarının “müşteri yaratma” stratejilerinin bir sonucu.

Anayasa’nın 56. maddesi açık: “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir… Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür.” Ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir sağlık, bir lütuf değil, anayasal haktır. Bu hakkın güvence altına alınmasının tek yolu ise sağlık hizmetinin tamamının kamulaştırılmasıdır.

Sağlık Bakanlığı’nın özel sektörden hizmet satın alma politikasına derhal son verilmeli, tüm sağlık hizmetleri kamu eliyle, kar amacı gütmeksizin sunulmalıdır. Çünkü insan hayatı pazarlık konusu edilemez. Sağlığın metalaştırılmasına izin verdikçe, ne bebeklerimizin ne de kendi geleceğimizin güvencesi kalır. Bu talep, bir ideolojik tercih değil, vicdanın ve aklın ortak sesidir: Sağlık ticareti değil, insana yakışır bir kamu hizmeti olmalıdır.

Gereği için bilginize arz ederiz.

Derleyen serdar otrav

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış