Türkiye’nin Anlatılmayan Tarihi
Enver Altaylı, Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmada “kasten öldürmeye azmettirme” suçlamasıyla tutuklandı. Bu cümle, Türkiye’nin yakın tarihine dair yalnızca bir haber başlığı değil; onlarca yıllık bir gölgenin, resmi anlatıların ötesinde kalan bir hikâyenin yeniden yüzeye çıkmasıdır.
Altaylı’nın adı, Türkiye’nin yakın tarihinde yeni değildir. 1962’de Talat Aydemir’in darbe girişimine katıldığı gerekçesiyle tutuklandı ve Harp Okulu’ndan atıldı. Daha o yıllarda, ordunun içindeki çatlaklar ve siyasi hesaplaşmaların gölgesinde şekillenmeye başlamıştı. 1968’de Amerikalı CIA ajanı Ruzi Nazar’ın MİT Müsteşarı Fuat Doğu’ya tavsiyesi ve Alparslan Türkeş’in referansıyla MİT’te göreve başladı. Soğuk Savaş’ın en keskin dönemlerinde, istihbarat dünyasının kesişen çıkarları içinde yerini aldı. Sonraki yıllarda MİT’ten ayrıldı; MHP’nin Almanya örgütlenmesinde görev aldı ve Hergün gazetesini çıkardı. Siyaset, istihbarat ve ideoloji üçgeninde yıllarca dolaştı.
Yıllar geçti, iktidarlar değişti. Türkiye defalarca rejim değişikliğine, darbe girişimlerine, yargı süreçlerine ve “yeni başlangıç” vaatlerine tanık oldu. Ancak bazı isimler, dönemler değişse de sahnenin arkasında kalmaya devam etti. 2021’de ise “siyasi ve askeri casusluk” ile “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlarından toplam 23 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme kararları, iddianameler, savunmalar… Hepsi kayda geçti. Ama tarihin yalnızca mahkeme tutanaklarından ibaret olmadığı, o tutanakların arkasında kalan ilişkiler ağının daha karmaşık olduğu da her defasında yeniden hatırlandı.

Enver Altaylı’nın birlikte fotoğrafı bulunan bir başka isim ise ABD eski Başkanı Donald Trump'ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn
Türkiye’nin Gladyosu
Ve şimdi, 22 Eylül 2026’da, Kaşif Kozinoğlu’nun 2011’de Silivri Cezaevi’ndeki ölümüne ilişkin yeniden açılan soruşturmada tutuklandı. Kozinoğlu, MİT’in eski bir ismiydi. Silivri’deki ölümü, yıllarca “şüpheli” olarak anıldı, soruşturmalar açıldı, kapandı, yeniden açıldı. Bugün Altaylı’nın bu dosyada “kasten öldürmeye azmettirme” suçlamasıyla tutuklanması, yalnızca bireysel bir yargı sürecinin ötesine geçiyor. Çünkü bu isim, 1960’lardan 2020’lere uzanan bir çizgide, Türkiye’nin derin yapılarındaki sürekliliği temsil ediyor.
Türkiye’nin yakın tarihi, yalnızca bize anlatılan resmi hikâyeden ibaret değildir. Resmi hikâye, darbeleri, yargılamaları, “terör” tanımlarını ve “casusluk” iddialarını birer dönüm noktası olarak sunar. Oysa aynı isimlerin, farklı dönemlerde farklı rollerle sahneye çıkması, o hikâyenin eksik kaldığını gösterir. Altaylı’nın hayatı, bir anlamda bu eksikliğin canlı örneğidir: bir dönem darbe suçlusu, bir dönem istihbaratçı, bir dönem ideolojik örgütleyici, bir dönem casusluk mahkûmu… Ve şimdi, on beş yıl önceki bir ölümün yeniden açılan dosyasında azmettirme suçlamasıyla tutuklu.
Bu süreklilik, rastlantı değildir. İstihbarat örgütleri, siyasi hareketler ve yargı süreçleri arasındaki ilişkiler, Türkiye’de uzun yıllar boyunca şeffaf olmamıştır. Ruzi Nazar’ın tavsiyesi, Türkeş’in referansı, MİT’teki görev, Almanya’daki örgütlenme, gazete çıkarma, ardından casusluk ve terör suçlamaları… Bunların hepsi, ayrı ayrı anlatıldığında “bireysel bir kariyer” gibi görünür. Bir araya geldiğinde ise, resmi tarihin dışına taşan bir ağın izlerini taşır.

Altaylı’nın, CIA’in Türk ajanı olarak da bilinen Özbek Asıllı Ruzi Nazar ile çekilmiş birçok fotoğrafı yer aldı.
İstihbarat, Siyaset ve Şiddet
Bugün Altaylı’nın tutuklanması, Kozinoğlu dosyasının yeniden açılmasıyla birlikte, bu ağın bir parçasının yeniden gündeme gelmesine yol açtı. Yargı süreci devam edecektir. Suçlamalar ispat edilecek ya da edilemeyecektir. Mahkemeler karar verecektir. Ancak kamuoyunun ve tarihin önünde duran asıl soru, bir kişinin mahkûmiyeti ya da beraati değildir. Asıl soru şudur: Türkiye’nin yakın tarihinde, istihbarat, siyaset ve şiddet arasındaki ilişki neden bu kadar uzun süre karanlıkta kaldı? Neden aynı isimler, farklı dönemlerde farklı rollerle yeniden karşımıza çıkıyor? Neden resmi anlatı, bu sürekliliği sistematik olarak dışarıda bırakıyor?

Enver Altaylı’nın aynı karede yer aldığı isimlerden biri de örgütün bir dönem 'Türkiye imamı' olan FETÖ terör örgütünün Gülen’den sonra gelen ismi firari Mustafa Özcan.
Enver Altaylı’nın hayatı, bu sorulara cevap vermez. Ama soruları ısrarla hatırlatır. 1962’deki tutuklamadan 2026’daki tutuklamaya uzanan bu çizgi, yalnızca bir kişinin biyografisi değildir. Türkiye’nin kendi kendini anlatma biçiminin, yani resmi tarihin sınırlarını da gösterir. Çünkü tarih, yalnızca kazananların yazdığı metinlerden ibaret değildir. Bazen, yıllar sonra yeniden açılan bir dosya, o metnin kenarındaki dipnotları okunabilir hale getirir.
Ve o dipnotlar, çoğu zaman ana metinden daha fazla şey söyler.

Ankara 16'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde 'FETÖ/PYD üyeliği' ile 'siyasi ve askeri casusluk' suçlarından 23 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan eski istihbaratçı Enver Altaylı'nın, örgütün Fetullah Gülen'den sonra gelen 2'nci ismi firari Mustafa Özcan, eski CIA ajanı Ruzi Nazar, bazı yabancı istihbaratçılar
Yorumlar (0)