Göç ile İlgili İspanya Ve Fas Komünistlerinin Açıklaması

İki partinin açıklamaları tam da bu noktada kesişiyor. Onlar, göçü “ulusal güvenlik” ya da “kültürel tehdit” çerçevesinde ele alan burjuva anlatıyı reddediyor. Bunun yerine, sorunu sınıfsal ve anti-emperyalist bir zeminde koyuyorlar: Faslı gençlerin denize atlamasının nedeni, ne “maceraperestlik” ne de “kültürel yetersizlik”; emperyalist sömürü düzeninin ürettiği umutsuzluktur. Bu düzen, bir yanda Fas’ta yoksulluğu derinleştirirken, diğer yanda Avrupa’da emekçileri birbirine düşman ediyor. Irkçılık, bu düzenin en etkili silahlarından biri haline geliyor; yerli ve göçmen işçileri bölen, sınıf bilincini zayıflatan bir araç.

  Göç ile İlgili  İspanya Ve Fas Komünistlerinin Açıklaması

 

Faslı Gençlerin Ölüme Sürüklenmesinin Arkasında Yıkılması Gereken Bir Düzen Var

İspanya Komünist Partisi (Marksist-Leninist) ile Fas Demokratik İşçi Yolu Partisi’nin göç krizine dair yayımladığı  açıklamalar, sınırlarda yaşanan trajediyi bir kez daha çıplak gerçekleriyle gözler önüne seriyor. Akdeniz’in iki yakasında, aynı emperyalist-kapitalist düzenin farklı yüzleriyle boğuşan bu iki örgüt, Faslı gençlerin canını hiçe sayan bir sisteme karşı net bir tutum alıyor: Bu ölümler tesadüf değil; yıkılması gereken bir düzenin doğrudan sonucudur.

Son günlerde Ceuta sınırında yaşananlar, bu gerçeğin en acı kanıtı oldu. Binlerce genç, çoğu henüz ergenlik çağında, denize atlayarak, dikenli tellere tırmanarak, boğulma riskini göze alarak İspanya topraklarına ulaşmaya çalıştı. Kimileri karaya ayak basamadı; kimileri sınır polislerinin müdahalesiyle geri itildi; kimileri de o soğuk suların dibinde kaldı. Medya bu sahneleri “kriz”, “istila” ya da “kontrolsüz göç” diye paketleyip sunarken, asıl soruyu sormuyor: Bu gençleri ölüme süren nedir?

Fas’ta işsizlik, yoksulluk ve umutsuzluk bir kuşak boyunca birikmiş durumda. Genç nüfusun büyük kısmı, diplomalı olsa bile istihdam edilemiyor. Kırsal bölgelerde tarımın çöküşü, kentlerde ise kayıt dışı, düşük ücretli ve güvencesiz işler gençleri boğuyor. Avrupa’nın “kalkınma yardımları” ve serbest ticaret anlaşmaları, Fas ekonomisini Avrupa sermayesinin ucuz işgücü ve hammadde deposuna dönüştürmüş durumda. Aynı zamanda İspanya ve Avrupa Birliği, Fas yönetimine sınır kontrolü karşılığında mali destek veriyor; böylece göçü “kaynakta durdurma” politikası, insan hayatını pazarlık konusu haline getiriyor.

İspanya tarafında da tablo farklı değil. Kapitalist devlet, bir yandan ucuz emek ihtiyacını karşılamak için göçü kısmen tolere ederken, diğer yandan ırkçı ve güvenlikçi söylemlerle halkı bölüyor. Sınırda ölenler “tehdit”, hayatta kalanlar ise “yük” olarak gösteriliyor. Oysa bu gençlerin çoğu, Avrupa’nın kendi yarattığı eşitsizliğin kurbanı. Emperyalist merkezler, çevre ülkelerde sömürüyü derinleştirirken, ortaya çıkan mülteci ve göç dalgalarını “güvenlik sorunu” diye yönetmeye çalışıyor. Sonuç: Cesetler, dikenli teller ve insanlık dışı geri itme uygulamaları.

İki partinin açıklamaları tam da bu noktada kesişiyor. Onlar, göçü “ulusal güvenlik” ya da “kültürel tehdit” çerçevesinde ele alan burjuva anlatıyı reddediyor. Bunun yerine, sorunu sınıfsal ve anti-emperyalist bir zeminde koyuyorlar: Faslı gençlerin denize atlamasının nedeni, ne “maceraperestlik” ne de “kültürel yetersizlik”; emperyalist sömürü düzeninin ürettiği umutsuzluktur. Bu düzen, bir yanda Fas’ta yoksulluğu derinleştirirken, diğer yanda Avrupa’da emekçileri birbirine düşman ediyor. Irkçılık, bu düzenin en etkili silahlarından biri haline geliyor; yerli ve göçmen işçileri bölen, sınıf bilincini zayıflatan bir araç.

Ortak açıklamalarda vurgulanan temel nokta net: Bu ölümlerin arkasındaki düzen yıkılmadan, benzer trajediler tekrarlanmaya mahkûmdur. Sınır duvarları yükseltmek, geri itme anlaşmaları imzalamak ya da “yasal göç kanalları” vaat etmek, sorunu çözmez; sadece yönetir. Gerçek çözüm, sömürü ilişkilerinin kökünden sökülmesindedir. Fas’ta ve İspanya’da emekçi sınıfların ortak mücadelesi, emperyalizme ve yerli işbirlikçi burjuvaziye karşı birleşik bir cephe, bu gençlerin hayatını savunan tek gerçek politikadır.

Bugün Ceuta’da, Melilla’da ya da Akdeniz’in ortasında boğulan her genç, kapitalist-emperyalist düzenin insanlık dışı yüzünü hatırlatıyor. İspanya Komünist Partisi (m-l) ile Fas Demokratik İşçi Yolu Partisi’nin sesi, bu gerçekliği gizlemeye çalışanlara karşı bir uyarıdır. Faslı gençlerin ölüme sürüklenmesinin arkasında yıkılması gereken bir düzen vardır. Ve o düzen yıkılana kadar, ne sınırlar ne de denizler bu adaletsizliği örtemeyecektir.

Bu trajediyi yalnızca “göç krizi” diye anmak, cinayeti örtbas etmektir. Asıl kriz, insan hayatını kâr ve egemenlik hesabına feda eden sistemin kendisidir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış