Hamaset, Milliyetçilik, Futbol, Kâr

Futbol, yalnızca bir oyun ya da spor değil, dev bir endüstri. Müthiş büyüklükte paralara hükmeden bir sektör. En geniş anlamda-futbolla ilgili her şey dahil- tahmini boyutu yaklaşık 200 milyar dolarlık bir parasal büyüklüğe denk geliyor. Bir kısım sermaye için gözde bir kar sektörü. Bu dev makinenin yakıtı “zafer”, “büyüklük”, “birlik”, “gurur” temelli hamasi milliyetçilik. Bu makinenin içinde şirketler, bankalar, devletler ve medya aynı hikâyeyi farklı tonlarla tekrar edip duruyor. “Hamaset” dediğimiz şey, duyguyu gerçekliğin önüne koyan bir anlatım biçimi. Futbol bunun en verimli alanlarından biri hâline geldi. Bir milli takım maçı ya da bir kulübün maçı, yalnızca spor karşılaşması olmaktan çıkıp “ulusun ruhu”, “ekonominin vitrini” ya da “marka değerinin kanıtı” gibi soyut anlamlarla şişiriliyor.

Hamaset, Milliyetçilik, Futbol, Kâr

Futbol, yalnızca bir oyun ya da spor değil, dev bir endüstri. Müthiş büyüklükte  paralara hükmeden bir sektör. En geniş anlamda-futbolla ilgili her şey dahil- tahmini boyutu yaklaşık 200 milyar dolarlık bir parasal büyüklüğe denk geliyor. Bir kısım sermaye için gözde bir kar sektörü. Bu dev makinenin yakıtı “zafer”, “büyüklük”, “birlik”, “gurur” temelli hamasi milliyetçilik. Bu makinenin içinde şirketler, bankalar, devletler ve medya aynı hikâyeyi farklı tonlarla tekrar edip duruyor.

“Hamaset” dediğimiz şey, duyguyu gerçekliğin önüne koyan bir anlatım biçimi. Futbol bunun en verimli alanlarından biri hâline geldi. Bir milli takım maçı ya da bir kulübün maçı, yalnızca spor karşılaşması olmaktan çıkıp “ulusun ruhu”, “ekonominin vitrini” ya da “marka değerinin kanıtı” gibi soyut anlamlarla şişiriliyor.

Hamaset  sözlüklerde; bir konuyu ya da duyguyu dinleyicileri etkilemek veya heyecanlandırmak amacıyla aşırı abartılı, coşkulu ve kahramanlık vurgulu sözlerle anlatmaktır. Yabancısı değiliz. Bu dünya kupası öncesi ve sırasında da ülkemiz yurttaşları olarak yazılı ve görsel medya tarafından bu temelde aşırı doza maruz bırakıldık. Bu anlatılarla bize diyorlar ki, ayın sonunu getiremiyor musunuz, işyerinizde sömürüye mi maruz kalıyorsunuz, işten mi atıldınız, baskı ve eziyete maruz bırakılıp demokratik haklarınızı aradığınızda kolluğun şiddetine mi maruz kalıyorsunuz, ifade özgürlüğünüz mü elinizden alınıyor...vb boş verin bunları mahallenizin, şehrinizin, her renkten boydan futbol takımı var, duygusal bağ kurun zaferlerinden gurur duyun. Olmadı Milli Takımı’nız var.

Sahada 90 dakika oynanan oyun, ekranlarda 24 saatlik bir efsaneye dönüşüyor. Her pas, her gol, her hata; sadece teknik bir olay değil, neredeyse tarihsel bir sembol gibi sunuluyor. Bu da futbolu gerçeklikten koparıp sürekli bir duygusal aşırılık, dizginsiz, yıpratıcı ve etik olmayan bir rekabet rejimine sokuyor.

Bankaların ve şirketlerin sahaya sızması

Futbol kupaları artık sadece spor organizasyonu değil, yaşadığımız gerçeklikle uzaktan ve yakından ilgisi olmayan devasa reklam platformları. Bankalar, sigorta şirketleri, bahis markaları ve küresel holdingler, futbolun “birleştirici gücü” söylemini kendi marka değerlerine yapıştırıyor. Buradaki çelişki açık: Bir yanda “birlik, dayanışma, zafer, milli gurur” söylemi, diğer yanda tamamen rekabet, kâr ve piyasa mantığı. Stadyumlarda ve ilgili medyada görülen görülen her slogan, aslında şu mesajı fısıldıyor: “Bu heyecanın sponsoruyuz.” Ama heyecanın kendisi zaten satın alınmış bir ürün hâline gelmiş durumda.

Mikro ya da ulusal milliyetçilik: duygunun en hızlı tüketilen hali

Milliyetçilik, futbolun en güçlü yakıtlarından biri. Özellikle turnuvalarda bu duygu, kısa sürede yoğunlaştırılıp tüketiliyor: marşlar, bayraklar, sloganlar. Sorun şu ki bu duygu çoğu zaman kalıcı bir toplumsal bilinçten değil, anlık bir performanstan besleniyor. 90 dakika boyunca “biz” duygusu zirveye çıkıyor, maç bitince günlük hayatın eşitsizlikleri, ekonomik sıkışmışlıklar ve sosyal bölünmeler yeniden geri geliyor. Futbol burada bir “duygu boşaltma alanı” gibi çalışıyor: Biriken gerilimler sahada bağırılarak, tezahüratla, zafer ya da yenilgiyle dışarı atılıyor. Ama bu boşalma, yapısal sorunları çözmüyor; sadece o maç ya da turnuva süresince erteliyor.

Milyon euroluk oyuncular ve kırılgan gerçeklik

Modern futbolun en görünür yüzü, astronomik bonservis ücretleri. Milyon euroluk transferler, maaşlar, oyunu bir “aşırı değerli emtia”ya dönüştürüyor. Ama bu devasa ekonomik hacim, sahadaki gerçeği her zaman garanti etmiyor. En pahalı kadrolar bile bazen sıradan bir takıma karşı “hezimet” yaşayabiliyor. Bu durum, futbolun hâlâ tamamen kontrol edilemeyen bir alan olduğunu gösteriyor. Yani sistem devleşmiş olsa da sonuç hâlâ insani: hata yapılabilir, plan bozulabilir, favori kaybedebilir.

Hezimetin unutulması, anlatının kalması

İlginç olan şu: Futbolda gerçek sonuçlar çoğu zaman hızlıca unutulurken, anlatılar kalıcı oluyor. Bakalım çok pahalı, seçkin dünya kulüplerinde oynayan kimi futbolcularımızın olduğu takımımızın bu dünya kupasında aldığı hezimet nasıl bir anlatıya dönüştürülecek. Ne sonuçlar üretecek. Bir mağlubiyet bile bazen “destansı mücadele”ye dönüştürülüyor. Çünkü sistem, kaybı bile hikâyeleştirmeye programlı. Montenella gönderilecek, belki bazı futbolcular kızağa çekilecek ve önümüzdeki 24 yıla(!) yelken açılacak. Bu yüzden futbol, gerçekliğin kendisinden çok onun yorumlarıyla yaşıyor. Hikâye devam ediyor.

Gerçeklik ile gösteri arasındaki gerilim

Futbol bugün iki dünya arasında sıkışmış durumda: biri sahadaki somut oyun, diğeri ise onun etrafında kurulan dev gösteri ve kar ekonomisi. Hamaset, reklam, milliyetçilik ve aşırı para; bu gösteri dünyasını sürekli besliyor. Ama sahaya indiğinizde hâlâ basit bir şey görüyorsunuz: top, çim, insan ve hata.

Sonuç

Çocukluğumuzda ellerimizle kazarak açtığımız futbol sahalarımız, sokakta, arabalar gelince ara verdiğimiz,oyun sahalarımız, sık sık patlayan, içi doldurulmuş toplarımız, kar hırsıyla belirlenen vahşi kapitalizm tarafından gaspedildi, onlarca yıldır. ‘3 korner bir penaltı’ kuralımız artık çocukluk tarihimizin tozlu sayfalarında. Artık ‘arenalar’ var. Evet gaspettiler, elimizden aldılar bu çocuksu heyecanımızı da. Birçok şeyde olduğu gibi. Kim demişti ‘futbol halkların afyonudur’ diye, Sanki çocukluğumuzda değildi. Yanılıyor muyum?

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış