Madımak Davasının Sembol İsmi Yeter Gültekin Yaşamını Yitirdi

2 Temmuz 1993 Sivas Madımak katliamında, yaşamını yitiren 33 aydından biri olan halk ozanı Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin bir süredir tedavi gördüğü Almanya’da hayatını kaybetti. Yeter Gültekin hakikat ve adalet mücadelesinde yürütülen davalarda adalet talebinin sembol isimlerinden biri olmuştu.

Madımak Davasının Sembol İsmi Yeter Gültekin Yaşamını Yitirdi

Madımak Davasının Sembol İsmi Yeter Gültekin Yaşamını Yitirdi

2 Temmuz 1993 Sivas Madımak katliamında, yaşamını yitiren 33 aydından biri olan halk ozanı Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin bir süredir tedavi gördüğü Almanya’da hayatını kaybetti. Yeter Gültekin hakikat ve adalet mücadelesinde yürütülen davalarda adalet talebinin sembol isimlerinden biri olmuştu.

33 Yıllık Adalet Mücadelesiyle Hatırlanacak

Gültekin, Madımak'ta hayatını kaybeden 33 aydınının ardından 33 yıl boyunca adalet aradı. Failleri bir gece yarısı çıkarılan KHK’larla serbest bırakılırken bile o mücadeleyi hiç bırakmadı. 33 yıl boyunca hafızayı diri tutmanın ve adalet istemenin adını yıllara yaydı. Katliamın unutulmaması, insanlık suçu olarak tanınması ve sorumluların hesap vermesi için yılmadan mücadele etti.

Madımak Davasının Sembol İsmi Yeter Gültekin Yaşamını Yitirdi

Bir Canlı Tarihe Daha Veda Ettik

Yeter Gültekin, Madımak katliamının bireysel bir yas olarak kalmaması için çaba gösterdi.Hasret Gültekin’i kaybettikten sonra adalet mücadelesi verdi. 30 yıllık mücadelesini Gazete Duvar’a anlatan Gültekin, şunları söyledi:

“30 yılı 5-10 dakikada anlatmak çok kolay değil ama sadece hukuk mücadelesini anlatmamız gerekirse başlıklar altında söyleyebilirim. 1993’te sözde spontane toplanan 15 bin kişinin 150’si tutuklanabildi. Onların yargılanmasına Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) başlandı. Sonrasında dava dosyası sivil mahkemeye devredildi. Benim belleğimde kalan ana başlıklar şunlar. 15 bin kişinin sadece 150’si tutuklanabildi. Geriye kalan 14 bin 850 nerede? Nasıl takip edilemedi? Türkiye’de uzun yıllardır, 1980 sonrasından beri bildiğimiz süreçlerde tek kişilik iddianameler bile yıllarca hazırlanamazken 20 günde nasıl böyle bir toplu katliamın iddianamesi hazırlanabildi? DGM’de ve sonrasında sivil mahkemede hakimlerin, sanıklara ‘evladım’ diye seslendiği bir süreçte avukatlara saldırabilen saldırganlar, orada evlatlarını yitiren çocuklara sözlü ve başkaca tacizde bulunan – çakmak fırlatabilen, cebinde bozuk parayla getirilen sanıkların duruşma salonuna çakmakla gelebilmemesi gerekir- saldırabilen sanıklara mahkemeden uzaklaştırılma değil o annelere salonu terk etme cezası verildi. O sanıklara mahkemede bile bu türlü hem mahkemeye hem diğer insanlara, orada mağdur insanlara saldırabilen insanlara iyi halden ceza indirimleri uygulandı. Sonrasında da yakalanamayan, INTERPOL’de kırmızı bültenle aranan sanıkların aklanması gayreti süreci başladı. Onların bulunamaması bir yana bir de davanın düşürülmesi, o yakalanamayan, yargılanamayanlarla ilgili dava dosyasının kapatılması gayreti sürüyor halen.

Dileğimiz ve mücadelemiz zaten her yıl söylediğimiz aynı şeydir. Bizim çabamız bunların bir daha yaşanmaması. Biz ancak adalet ve güven hissedebilirsek affedebiliriz ve bir daha yaşanmayacağına inancımızla tekrar kardeş, eşit yurttaş olduğumuza inanabiliriz. Bunun gayreti içindeyiz. Bizim açımızdan 30 yıldır çok iktidar değişti. Adalet duygusu olmadan bizim yaşadığımız evlat, eşini kaybetme, babasız çocuk büyütme acısı hafiflemez. Bu değiştirilemez bir durum zaten. Ama ben torunlarıma şunu anlatmak isterim. Almanya’da da tanık olduğum durumlarda olduğu gibi. ‘Evet büyük acılar yaşandı. Ama biz ondan sonra toplum olarak hep birlikte bununla yüzleşmeyi başardık. Karşılıklı birbirimizi anlamaya çalışarak bu acıların üstesinden geldik. Bir daha asla böyle bir şey yaşanmayacak. Buna inanabilirsin. Bunun için, için rahat olabilir ve bu inançla herkesle birlikte etnik kökeni, inancı ne olursa olsun birlikte yaşamalısın, yaşayabilirsin’ diyebilmeliyim.”

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış