Mavi Gezegen Nereye Gidiyor

Küresel çaptaki hegemonya mücadelesi çok parçalı ve yapısal çelişkilerle belirlenen bir düzlemde yeni saflaşmalara gebe. 2. Dünya savaşından sonra inşa edilen kurumsal düzen gürültü ile çatırdıyor. Birleşmiş Milletler’in hali ortada. Bu halkaya Nato içerisindeki çatlaklar da eklendi. Uzun yıllardır dünya jandarmalığı yapmış Abd’nin hem içerideki kurumsal çöküş hem de kendi hegemonya alanlarındaki yorgunluğu artık göze batıyor. Pervasız saldırganlığı da bu güçten düşme sürecinden ve yıpranmışlıktan kaynaklanıyor. Bu mecalsizliğe ve gerileme sürecine ABD emperyalist egemenlerinin bulduğu çözüm belli ki Trump. Trump ve Trump’ın arkasındaki egemen güç odaklarının hakimiyetinin de güçlü bir zemine oturduğu söylenemiyor.

Mavi Gezegen Nereye Gidiyor

“Gök kubbenin altında büyük bir kargaşa hüküm sürüyor, durum mükemmeldir.”

Mao Zedung

‘Büyük kargaşa’ bir gerçeklik, ancak ‘durum’ dünya halklarının demokrasi ve barış özlemleri açısından ‘mükemmel midir’, bu tartışma çok su kaldırır. Hemen yanı başımızda İsrail-ABD saldırganlığı gemi azıya almış durumda. Bölge ateş çemberi ile kuşatıldı. Komşu ülkelere yönelik füze saldırıları ve bombalamalar sürgit devam ediyor. Üstelik bu savaş durumunun ne yöne evrilebileceği belirsizliğini koruyor. Geniş anlamda, şimdilik bölgemizle sınırlı görünen bu savaşın küresel bir savaşın tetikleyicisi olabileceği ihtimali gözden uzak tutulamıyor.

Küresel çaptaki hegemonya mücadelesi çok parçalı ve yapısal çelişkilerle belirlenen bir düzlemde yeni saflaşmalara gebe. 2. Dünya savaşından sonra inşa edilen kurumsal düzen gürültü ile çatırdıyor. Birleşmiş Milletler’in hali ortada. Bu halkaya Nato içerisindeki çatlaklar da eklendi. Uzun yıllardır dünya jandarmalığı yapmış Abd’nin hem içerideki kurumsal çöküş hem de kendi hegemonya alanlarındaki yorgunluğu artık göze batıyor. Pervasız saldırganlığı da bu güçten düşme sürecinden ve yıpranmışlıktan kaynaklanıyor. Bu mecalsizliğe ve gerileme sürecine ABD emperyalist egemenlerinin bulduğu çözüm belli ki Trump. Trump ve Trump’ın arkasındaki egemen güç odaklarının hakimiyetinin de güçlü bir zemine oturduğu söylenemiyor. Trump iktidarının Amerikan kamuoyundaki onay oranının %36’ya düştüğü açıklandı. Bu anlamda dişleri dökülmüş ABD’nin de pervasız saldırganlığıyla çalkantılarla dolu ve öngörülemez bir yöne yelken açtığı açık. Üzerine oturduğu emsalsiz savaş makinası da dünya halkları açısından bir felakete yol açma potansiyeli taşıyor. ABD arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’yı son saldırılarla işaretlemiş görünüyor. Küba hedefte. Ancak evdeki hesap çarşıda tutar mı belli değil. Hele İran’daki hüsrandan sonra.

Mavi Gezegen Nereye Gidiyor

Avrupa’nın emperyalist egemenleri bir yandan kendi aralarında problemler yaşarken, diğer yandan ABD şemsiyesi olmadan egemenlik alanlarını nasıl koruyacaklarının derdine düştü. ‘Avrupa NATO’su’ bile kavram setine dahil edildi. Askeri harcamalarını büyük ölçüde artırdılar. Denilebilir ki ne Abd Avrupasız, ne de Avrupa ülkeleri ABD’siz yapabilir. Fakat filizlenen bu çatışma ve çelişkilerin Trump öncesi statükoyu ihya etmekle sonuçlanabileceğini kimse iddia edemiyor. 7/8 Temmuzda Ankara’da yapılacak Nato zirvesi nasıl sonuçlanacak kestirilemiyor. Avrupalıların Trump kliğinin ‘fırçalarına’ ziyadesiyle maruz kalacağı kesin. Başka bir deyimle Avrupa emperyalistleri birlikte ya da ayrı ayrı artık yeni bir düzen tartışmasını gündemlerine aldılar. Rusya’nın Ukrayna müdahalesi bilinç altlarındaki Rusya korkusunun fitilini ateşledi.

Aslında ne oluyor?

Venezuela’ya yönelik ABD saldırısı, Küba’ya ve Meksika’ya/Latin Amerika’ya yönelik pervasız tehditler ve en son İran saldırısı aslında Çin’le ABD arasındaki rekabetin yansımaları. Çin sessiz ve derinden bir rekabet sürdürüyor. Asıl çatışma alanı güney pasifik. ABD Çin’in enerji koridorlarını Afrika ve Asya’ya yönelik büyük yatırımlarla sürdürdüğü ulaşım yollarını kesmeye çalışıyor. Bir çok araştırma Çin’in teknolojik üstünlüğü ele geçirdiğini gösteriyor. Teknolojik gelişmenin motoru durumunda bulunan nadir elementler açısından da çok zengin kaynaklara sahip. Uzayda da kıyasıya bir rekabet var. Çin ayın karanlık yüzüne üçüncü kez iniş yaptı. ABD’de apar topar Artemis mekiğini aya gönderdi.

Çin ve Abd arasındaki bu hegemonya mücadelesi kontrol altında tutulabilir mi, başka bir deyimle bölgesel çatışmalarla sürgit devam ettirilebilir mi, bilinmiyor. Kimi gözlemciler aslında küresel savaşın göbeğinde olduğumuzu savaşın çoktan başladığını iddia ederken kimi gözlemciler de gelişmiş nükleer silah envanterinin yarattığı ‘dehşet dengesinin’ tarafları küresel bir savaşa girmekten alıkoyduğunu söylüyor. Sonuç olarak kapitalist-emperyalist sistemin asıl amacının kar maksimizasyonunu sağlamak olduğu hesaba katılırsa belki de global yokoluşla sonuçlanacak bir küresel savaşa kalkışamayacaklarını iddia ediyorlar. Öyle ya da böyle silahlanma yarışı bilinen ve bilinmeyen yönleriyle çılgınca devam ediyor. Silahlanma yarışında teknolojinin sınırları zorlanıyor. Yeni daha isabetli, daha büyük tahribat gücüne sahip, daha uzun menzilli silahlar geliştiriliyor.

Yani tiyatro sahnesinde duvarda çeşit çeşit silah asılı. Bakalım klişe gerçekleşecek mi; ‘tiyatro sahnesinde bir silah varsa oyun sona ermeden mutlaka patlayacaktır’.

Sonuç olarak eski dünya bütün kurumlarıyla can çekişiyor, yeni bir dünya düzeni henüz doğamıyor. Rüşeym halinde bile değil. Bu büyük kargaşada dünya halkları demokrasi ve barış talepleriyle kendilerine bir alan açabilecekler mi, bilinmiyor. Halk hareketleri açsından kimi mütevazı hareketlenmeler(Amerika’daki Trump iktidarına karşı gösteriler, Porto Allegre hareketliliği, ilerici enternasyonal..) olsa da henüz umutlu olmak için yeterince veri yok. Dünya çapında yükselen ırkçı/faşist dalga da ayrı ve önemli bir handikap olarak orta yerde duruyor.

Mavi Gezegen Nereye Gidiyor

Ancak şurası da bir gerçek ki, büyük çaplı kargaşalar, yeniden saflaşmalar, altüst oluşlar büyük yıkımlara neden oldukları gibi yeni, beklemedik fırsatlara da vesile olabilirler. Kesin olan bir şey var, sosyalistler emperyalist hegemonya rekabetine, saldırganlığa karşı barış talebine daha sıkı sarılmalılar. Ülke gerçekliği ‘ekmek, barış, demokrasi, özgürlük ve sosyalizm’ talebini gündemin başına yerleştirdi. Yakın gündemin en önemli mücadele alanı 7/8 Temmuz Ankara’da yapılacak NATO zirvesine yönelik, bugünden başlayarak ‘emperyalist saldırganlığa ve NATO’ya karşı’ mücadeleyi yükseltmek, olsa gerek. Bakalım dünyanın efendileri düzenlerini az(!) bir sarsıntıyla yeniden rehabilite edebilecekler mi, yaşarsak göreceğiz.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış