Mizah Susmaz
Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” stand-up gösterisine erişim engeli getirilmesi, yalnızca bir komedyenin eserine değil, mizahın kendisine vurulmuş bir darbedir. Bir toplumun gülebildiği, eleştirebildiği ve kendiyle dalga geçebildiği o ince çizgiyi ortadan kaldırmaya çalışmak, aslında özgürlüğün ta kendisini hedef almaktır. Mizah, tarih boyunca en ağır baskılar altında bile yolunu bulmuştur; çünkü o, kelimelerin en keskin silahıdır. Yasaklamakla, silmekle, erişime kapatmakla yok edilemez.
Deniz Göktaş’ın mizahı, birçok insanın içindeki rahatsız edici gerçekleri güldürerek yüzeye çıkaran, düşündüren ve rahatlama sağlayan bir aynadır. “Ölü Deniz”i izleyememek, sadece o gösteriyi kaçırmak değil; sorgulama hakkından, eleştirel düşünceden ve en önemlisi gülme özgürlüğünden mahrum bırakılmaktır. Mizahı yasaklamak, korkunun ürünüdür. Güç, kendi eleştirisine tahammül edemediğinde ilk yaptığı şey susturmak olur. Oysa mizahı susturmak, suyu akışkanlığını yok ederek durdurmaya benzemez; o, başka mecralardan, başka dillerden, başka biçimlerden sızmayı her zaman başarır.
Ne erişim engeliyle, ne davalarla, ne de tehditlerle Mizahı susturamaz. Çünkü mizah, insanın doğasında vardır. O, karanlıkta bile parlayan bir kıvılcımdır. Bugün “Ölü Deniz”e konulan engel, yarın başka bir gösteriye, başka bir yazara, başka bir karikatüriste yönelecektir. Bu zincirleme bir korkudur. Ama zincirler ne kadar sağlam görünürse görünsün, gülme içgüdüsü her seferinde bir halkasını kırar.
Toplumlar, gülebildikleri ölçüde büyüktür. Mizahı hapsedenler, aslında kendi korkularını hapsetmeye çalışır. Deniz Göktaş’ın sesi, erişim engellerinin ötesinde, hâlâ yankılanıyor. Çünkü mizah özgürdür; kalemle, kelimeyle, cesaretle ve en çok da kahkahayla yazılır. Ve kahkaha, hiçbir duvarı tanımaz.
Yorumlar (0)