Victor Patrascan’dan Deniz Göktaş’a İthaf

Bu dört kelime, sıradan bir nezaket ifadesi değil. Elli gündür tutuklu bulunan Türkiyeli meslektaşının adını, sahnenin en görünür yerine koyma cesareti. Bir sanatçının başka bir sanatçıya, dil, sınır, pasaport fark etmeksizin uzattığı el.

 Victor Patrascan’dan Deniz Göktaş’a İthaf

 

  Mizahın Dili Evrenseldir

Dünyayı dolaşan,  gülüşler toplayan Rumen komedyen Victor Patrascan, İstanbul’da sahne alacağı stand-up gösterisinin afişini paylaşırken altına sadece dört kelime yazdı: “Deniz Göktaş’a ithafen.”

Bu dört kelime, sıradan bir nezaket ifadesi değil. Elli gündür tutuklu bulunan Türkiyeli  meslektaşının adını, sahnenin en görünür yerine koyma cesareti. Bir sanatçının başka bir sanatçıya, dil, sınır, pasaport fark etmeksizin uzattığı el.

Patrascan, yıllardır evsiz bir göçebe gibi dolaşıyor. Romanya’dan çıkıp Londra’da başladığı yolculuk, elliyi aşkın ülkeye, yüzlerce şehre uzandı. Bazen tiyatro salonlarında, bazen bombadan korunaklı sığınaklarda, bazen de uzaktaki balıkçı köylerinde mikrofon tutuyor. Mizahı, onun için sadece eğlence değil; insanlığın ortak paydasını hatırlatma aracı. “Hepimiz aynı şekilde gülünçüz” diyor. Ve şimdi, İstanbul’da yeni şakalarını deneyeceği o sahnede, Deniz Göktaş’ın ismini taşıyor.

Deniz Göktaş, 1 Haziran’da Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda “Ölü Deniz”i sergiledi. Gösteri YouTube’a yüklenince milyonlarca kişi izledi. Ardından “dini değerleri aşağılama” ve “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamaları geldi. Yurtdışındayken dönmeyi tercih etti, havalimanında gözaltına alındı, tutuklandı. Elli gündür iddianame bile hazırlanmadı. Ama mizah, duvarların ardında bile durmuyor.

İşte tam bu noktada Patrascan’ın dayanışması anlam kazanıyor. Bir Rumen, İngilizce konuşarak Türkiye’de sahne alırken, Türk bir komedyenin adını afişine yazıyor. Bu, “ben de senin yerinde olabilirdim” demenin en zarif hali. Çünkü mizahın dili gerçekten evrenseldir. Gülmek, korkuyu, baskıyı, yalnızlığı bir anlığına unutturur. Sanat ise hayata estetik kazandırır; o estetik bazen sadece bir gülümsemedir, bazen de bir ismin afişte yer almasıdır.

Patrascan’ın paylaşımında, Göktaş’ın gösterisinden esinlenen bir görsel vardı. Sanki sahneler birbirine selam veriyordu. Biri cezaevinde, diğeri seyahat halinde; ama ikisi de aynı şeyi söylüyordu: Mizah susturulamaz.

Bu ithaf, sadece bir dayanışma değil. Sanatın sınırları aştığının, gülmenin ortak bir dil olduğunun kanıtı. Victor Patrascan, İstanbul’da sahneye çıktığında, o sahnede yalnız olmayacak. Deniz Göktaş’ın ismi, her kahkahada yankılanacak.

Çünkü sanat, en karanlık günlerde bile hayata bir ışık, bir gülümseme, bir “ben buradayım” deme gücü katar. Ve mizahın dili, hangi ülkeden, hangi dilden olursa olsun, her zaman anlaşılır.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış