Özel Sektör Öğretmenleri Açlık Grevinde

Açlık grevinin üçüncü gününde Ankara’da büyük bir infial yaşandı. Mülakat sistemi nedeniyle kadro alamayan ve atamalarını yıllardır bekleyen öğretmenler, Meclis önüne kurdukları çadırda protestolarını sürdürürken gözaltına alındı. Yerlerde sürüklenerek gözaltına alınan öğretmenlerin görüntüleri sosyal medyada hızla yayılırken, müdahalenin şiddeti kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Çok sayıda öğretmenin ters kelepçe takılarak gözaltına alındığı olayda, güvenlik güçleri protesto alanına sert müdahalede bulundu. Yıllardır “mülakat adaletsizliğine” dikkat çeken ve KPSS puanlarıyla hak ettikleri kadrolara atanmayı talep eden eğitimciler, açlık grevinin üçüncü gününde bu muameleye maruz kaldı. Bazıları yerde sürüklenirken çekilen görüntüler, öğretmen camiasında ve toplumda derin üzüntü yarattı. Bu gelişme, Türkiye’de eğitim emekçilerinin yaşadığı sorunları bir kez daha gündemin üst sıralarına taşıdı. Mülakat mağduru öğretmenler, adalet arayışlarının sesini duyurmak için başlattıkları açlık grevini sürdürme kararlılıklarını korurken, yaşananlar “hak aramanın bedeli” tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Özel Sektör Öğretmenleri Açlık Grevinde

 

Yılların Birikmiş Adaletsizliği

Özel sektörde görev yapan öğretmenler uzun yıllardır sistematik bir yok sayılmayla karşı karşıya. Düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları, performans baskısı ve mesleki itibar kaybı… Bunlar yetmezmiş gibi, kamuda atama bekleyen binlerce öğretmen de mülakat sistemiyle karşı karşıya kaldı. Sözde “objektif” olduğu iddia edilen mülakatlar, birçok öğretmenin hayallerini ve emeklerini hiçe saydı. Ataması yapılmayan, umutları kursağında kalan öğretmenler artık “mağdur” değil, “mücadeleci” sıfatını hak ediyor.

Sendika üyeleri, basın açıklamalarında net bir şekilde vurguluyor: “Bizler, geleceğin mimarları olan çocuklarımızın eğitimine gönül vermiş eğitimcileriz. Ancak kendi geleceğimiz belirsizken, nasıl yarınlara umut olabiliriz?” Bu cümle, sadece bir yakınma değil; aynı zamanda sistemin çürümüşlüğüne vurulan güçlü bir eleştiridir.

 Üç gündür açlık grevinde olan öğretmenler, bedenlerini ortaya koyarak taleplerini duyuruyor. Sıcak yaz günlerinde, aç midelerle, yorgun bedenlerle ama dimdik duruşlarıyla orada duruyorlar. Bu, sıradan bir protesto değil; bir onur mücadelesidir. Çünkü öğretmenlik, toplumun en kutsal mesleklerinden biri olmalıydı. Oysa bugün, bu meslek mensupları açlıkla, yok sayılmayla ve umutsuzlukla sınanıyor.

Özel Sektör Öğretmenleri Açlık Grevinde

“Verilen Sözler Nerede?”

İktidara defalarca seslenen öğretmenler, daha önce verilen vaatlerin takipçisi. Taban maaş düzenlemesi, mülakat mağdurlarının kadroya alınması ve Milli Eğitim Komisyonu’nun kurulması… Bunlar, lafta kalan vaatler olmaktan öteye geçmeli. Öğretmenler, “Komisyon kurulana kadar buradayız” diyerek kararlılıklarını ortaya koyuyor.

Bu talep boş bir istek değil. Milli Eğitim Komisyonu, eğitim politikalarının paydaşlarla birlikte masaya yatırılacağı, öğretmenlerin sesinin duyulacağı, sorunların kökten ele alınacağı bir yapı olmalıdır. Aksi takdirde, eğitim sistemi tepeden inme kararlarla yönetilmeye devam edecek, öğretmenler ise sürekli mağdur konumunda kalacaktır.

Özel Sektör Öğretmenleri Açlık Grevinde

Toplumun Vicdanına Sesleniyoruz

Bu mücadelede yalnız bırakılmamaları gerekenler sadece öğretmenler değildir. Veliler, öğrenciler, akademisyenler ve tüm eğitim paydaşları bu sesi yükseltmelidir. Çünkü kaliteli eğitim, ancak mutlu, güvenceli ve maddi-manevi tatmin olmuş öğretmenlerle mümkündür. Öğretmeni aç bırakan, öğrenciyi de aç bırakır; öğretmenin umudunu kıran, geleceğin umudunu kırar.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın Ankara’daki direnişi, Türkiye genelindeki tüm eğitim emekçilerine de bir çağrıdır. Birlikte hareket etmek, sesleri çoğaltmak ve hakları sonuna kadar savunmak zorundadırlar. Açlık grevi, bir çaresizlik değil; en güçlü direniş araçlarından biridir. Vücutlarını feda ederek hak arayanların karşısında durmak, vicdanları sızlatmalıdır

Özel Sektör Öğretmenleri Açlık Grevinde

Artık Yeter!

Artık laf değil, icraat zamanı. İktidar, öğretmenlerin sesini duymak zorundadır. Taban maaş hakkını derhal vermek, mülakat mağduru öğretmenleri atamak ve Milli Eğitim Komisyonu’nu kurmak, sadece bir borç değil; aynı zamanda geleceğe yapılan en büyük yatırımdır.

Öğretmenler açlık grevinde… Gözleri yolda, kulakları hükümette. Onların bu onurlu duruşu, ya tarihe “verilen sözler tutuldu” diye yazılacak ya da “eğitim emekçileri yalnız bırakıldı” diye anılacaktır. Tercih, iktidarın elindedir.

Ancak öğretmenler çok net: “Milli Eğitim Komisyonu kurulana kadar açlık grevimiz ve mücadelemiz sürecek!”

Bu mücadele, yalnızca öğretmenlerin mücadelesi değildir; hepimizin daha iyi bir eğitim sistemi için, daha aydınlık bir Türkiye için verdiği ortak mücadeledir. Destek olmak, ses olmak ve yanlarında durmak, artık bir tercih değil; bir sorumluluktur.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış