Yarımadada İlklerin Adamı, Sinemacı Ömer

Ukrayna kökenli bir sinema makinesi alır ve posta kanalı ile gelen film kasetlerini yardımcısı Mehmet Özcan ile çalıştırır. Mehmet Özcan, Yaka Köy doğumlu, çok zor koşullarda liseyi Milas’ta bitirmiş, ekmek peşine düşmüştür. Sinemacı Ömer aslen Çeşme Köyü, 1933 doğumlu olup şu anda bir ablası ile bir kız, bir de oğlan kardeşi olmak üzere dört kardeştirler. Ablalarından olan Ahmetli Asım Çuhadar’ın eşi şu an 90’lı yaşları çoktan geçmiş görünüyor. Diğer kız kardeşi ise çok yakın bir zamanda kaybettiğimiz Sevim Hanım’dır. Kendisi Yazı Köy’den Cengiz Ağa olarak bilinen Cengiz Bozalan ile evli idi. Ama son yıllarda evlilikleri düzgün gitmemiş, çileli bir hayat sürmüştür. Bahriye teyze ise şu an bir bakıcının eşliğinde hayatını sürdürüyor. En küçük kardeşi emekli öğretmen Beydoğan Özcan, Palamut Bükü’nde yaşıyor. Kendisi çok zor koşullarda Bodrum ilçesine deniz yolculuğu ile okumuştur. Sinemacı Ömer aslında Betçe yöresinde soba imalatçılığı da yapan zanaat erbabıdır aynı zamanda. Sanata ve zanaata karşı daima açık kişiliği ile her işte başarılı olmuştur. Sinemacı Ömer, bu atılgan ve cesur kişiliği ile 1960 yıllarının başlarında yeni bir iş alanına atılır. Seyyar sinemacılık işi tam da onun işidir. Her türlü teknik alete karşı becerikli olan bu kişi, film makinesi alarak köy köy dolaşır. Holder marka iki tekerlekli motor onu çevre köylere götürür. Hatta ve hatta o yıllarda Datça-Reşadiye bölgesinde bu iş yapılmadığı için o bölgeye de gitmektedir.

Yarımadada  İlklerin Adamı, Sinemacı Ömer

Reşadiye  Yarımadasında  İlk  Defa Seyyar  Sinema  İşleten  Girişimci
Benim doğduğum kentte üç adet sinema vardı. Binaları ile göz dolduran sinemaların önlerinde tivist çekirdeklerini gazetelerden yapılan külahların içinde çıtlattığımız yıllardı. Üzerine yerli sade gazozu içince dünyalar bizim olurdu. Sizlere çocukça bir mutluluk tarifi yaptım. Günümüzde hiçbir çocuğu mutlu edemediğimiz tüketim maddelerinin arasında adeta boğduğumuz çocukların ellerinde en son model telefon ve sonsuz sayıda oyun siteleri. Ellerindeki aletlerle sabahlara kadar hiç de uyumadan seyrettikleri filmler, diziler, daha neler neler. Bunca yoksunluk içinde bizim sinemaların kışlık binalarının yanında bir de yazlık bölümleri de vardı. Akşamları açık havada yıldızların altında seyrederdik filmleri. Ahşap sandalye üzerine oturup, pür dikkat filmi izlerdik. Çocukluğum tamamen bu sinemalarda geçti desem yalan söylememiş olurum.
Mitolojik yarı insan yarı tanrı yaratıklar, Herkül gibi devler ile savaşan insanımsıları konu eden filmler bizleri alır bambaşka bir yerlere götürürdü. İdeallerimizde onlar gibi olmak vardı. Keza sonraları bir kovboy filmleri furyası etrafı sardı. Silahını çabuk çeken bu oyuncuların adlarını ezberledik. Sonraları öğrendim ki meğerse onlar sığır çobanları imiş. Güya hep onlar Kızılderilileri öldüren iyi adamlar olarak bize yansıtıldı. Kızılderililer kötü idi. Yine sonradan öğrendim ki asıl kötü olan bu topraklara gelip haksız olarak yerleşen bu bembeyaz adamlarmış. Bugünlerde de doymadı bu beyaz filmsi adam, sağa sola saldırıyor. Aç gözlü ve bir türlü doymak bilmeyen garip yaratık.
Şimdi de gelin Reşadiye ve de Betçe’de o yıllarda durum nasıldır, görelim. Reşadiye 1960’lı yıllarda bir avuç insan, içine kapanmış vaziyette genelde çevresindeki adalar ile daha fazla ilişki kuran küçücük bir kasabadır.
Bütün bu zor koşullara rağmen Betçe yöresinin Cumalı Köyü’nden kahveci, lehimci, berber ve aynı zamanda eşi ile birlikte fırın işleten çok yönlü kimlik, bütün bunca işine rağmen (1933 doğumlu) Ömer Özcan, sinemacılık macerasına soyunur. Aslında kahvesi var olup yeni bir şeyler üretmenin peşindedir. Boşa harcayacak zamanı da yoktur.

Yarımadada  İlklerin Adamı, Sinemacı Ömer

Sinemacı Ömer iki kızı ile birlikte

Ukrayna kökenli bir sinema makinesi alır ve posta kanalı ile gelen film kasetlerini yardımcısı Mehmet Özcan ile çalıştırır. Mehmet Özcan, Yaka Köy doğumlu, çok zor koşullarda liseyi Milas’ta bitirmiş, ekmek peşine düşmüştür.
Sinemacı Ömer aslen Çeşme Köyü, 1933 doğumlu olup şu anda bir ablası ile bir kız, bir de oğlan kardeşi olmak üzere dört kardeştirler. Ablalarından olan Ahmetli Asım Çuhadar’ın eşi şu an 90’lı yaşları çoktan geçmiş görünüyor. Diğer kız kardeşi ise çok yakın bir zamanda kaybettiğimiz Sevim Hanım’dır. Kendisi Yazı Köy’den Cengiz Ağa olarak bilinen Cengiz Bozalan ile evli idi. Ama son yıllarda evlilikleri düzgün gitmemiş, çileli bir hayat sürmüştür. Bahriye teyze ise şu an bir bakıcının eşliğinde hayatını sürdürüyor. En küçük kardeşi emekli öğretmen Beydoğan Özcan, Palamut Bükü’nde yaşıyor. Kendisi çok zor koşullarda Bodrum ilçesine deniz yolculuğu ile okumuştur.
Sinemacı Ömer aslında Betçe yöresinde soba imalatçılığı da yapan zanaat erbabıdır aynı zamanda. Sanata ve zanaata karşı daima açık kişiliği ile her işte başarılı olmuştur.
Sinemacı Ömer, bu atılgan ve cesur kişiliği ile 1960 yıllarının başlarında yeni bir iş alanına atılır. Seyyar sinemacılık işi tam da onun işidir. Her türlü teknik alete karşı becerikli olan bu kişi, film makinesi alarak köy köy dolaşır. Holder marka iki tekerlekli motor onu çevre köylere götürür. Hatta ve hatta o yıllarda Datça-Reşadiye bölgesinde bu iş yapılmadığı için o bölgeye de gitmektedir.
Reşadiye Meydanı’nda, yine Goca Ev adı ile bilinen Ağa Konağı’nın bahçesinde, bazen de İskele’deki bir meydanda bu gösterimler yapılmaktadır. Bu bilgileri, o zamanlar ona yardımcı olan Mehmet Özcan abimden öğreniyorum. Bu arada Datça’nın köylerine yani Kızlan’a, Karaköy’e ve Hızırşah’a da gösterim için gittiklerini söyledi. Kardeşi Beydoğan hocam ile görüştüğümde abisi Ömer Özcan’ın Marmaris köylerine de gittiğini söyledi. Bu arada sözünü ettiğimiz yıllar 1950-1960-1970 yılları diyebiliriz. Zaten 1950 yılına kadar Reşadiye’de konumlanmış olan ilçe teşkilatı, büyük gürültüler sonucunda İskele’ye taşınmıştır.
Mehmet Özcan abim o yıllarda elektrik yoktu, bunun yerine jeneratör çalıştırdıklarını söyledi. Hatta film başladığı anda motorun devrini iki katına çıkarıyorduk, dedi.
Bu arada o yıllarda köylere ve Datça’ya nasıl gittiklerini sorduğumda da meşhur Şoför Asım’dan söz ediyor. Onun Willys marka dağların arabası cip ile köylere gittiklerini söyledi. İlginçtir, o yıllarda daha henüz bir sinema salonu olmadığını da belirtelim.

Yarımadada  İlklerin Adamı, Sinemacı Ömer

Sinemacı Ömer’in evlilik resmi.

Sinemacı Ömer’den yıllar sonra ailesinin mesleği de fırıncılık olan Tekin diye bir öğretmen, Reşadiye’de bir sinema salonu kazandırır. Tekin Bey artık Datça’da yeni sinemacıdır. Bu yeni iş için mesleği olan öğretmenlikten bile istifa etmiştir.
Bir şey daha ilave edelim; o karanlık yıllarda Datça hâlâ daha bomboştur. Sosyal hayatı hiç yoktur. Ama ortaya Sinemacı Ömer çıkınca haftanın her günü akşamları halk sinemaya gider olmuştur. Eğlence diye hiçbir şeyin ve de ortamın olmadığı yıllarda Datçalı aileler akşamları sinema gösterimi işine iyice ilgi göstermişlerdir.
Özellikle Türk filmleri çok rağbet görür. Mehmet Özcan abim, Zeki Müren filmleri günlerce oynatılır, halk bu filmleri defalarca seyrederdi, diyor.
Bu arada benim merakım şu idi. Bizler film izlerken gazoz içmeyi çok severdik. Datça’da gazoz var mıydı acaba, dedim. Mehmet Özcan abim, Bodrum kökenli mandalinadan üretilen Mindos gazozu satılırdı, dedi. (1968 yılları)
Gazozlar bir şekilde Yarımada’ya ulaştırılmakta ve sinema izleyicileri bu mandalinadan yapılan gazozu çok sevmişlerdir. Hatta Yaka Köy bakkalı Halit Aydın, Çeşme Köy’den Hüseyin Çavuş, Sami Ermiş bile bu gazozu köylerinde satmaya başlamıştır. Halikarnas Balıkçısı’nın bu gazozu içerken çekilmiş bir fotoğrafı da mevcuttur. Balıkçı bu gazozun üretiminde fikir babalığı yaptı mı, bilinmez. Bodrum Gümüşlük semtinin antik adı Mindos, bu yeni gazoza tam uygun bir marka olmuştur.
İlklerin adamı Ömer Özcan, Çeşme Köy meydanında, Palamut Bükü sahilinde gösterime girdiği zaman tam da ara verdiği anda seans biletlerini dağıtmaya başlardı. Bu arada özellikle çocuklar ek yapmayı severler ve biletçiye yakalanmamak için kaçarlardı. Sayıca az olan bu kesim pek ciddiye alınmazdı.
Bu arada ekleme yapanlardan birisi oldukça yaşını almış Selçuk abileridir. Yüksek bir yerde konuşlanmış ve hiç de istifini bozmaz, yüksekçe bir yerde uzanıp filmi sonuna kadar izlerdi. Para ödemeden seyredenlere buralarda bedavacı diyorlar. Genellikle çocukların uyguladıkları bu hoş davranış pek büyüklerde görünmez. Ama gelin görün ki rahmetli Selçuk abi sinema seyircilerinin müdavimi. Ama Selçuk Abi’de pek para bulunmaz.
Sinemalı yıllar çok da güzel yıllardı. İnsanlar toplaşırlar, sohbet yaparlar, filmi hep beraber izlerlerdi. Kritikleri birlikte yaparlar, beraber ağlarlar, beraber gülerlerdi. Gelecek hayallerini hep birlikte kurarlardı.
Sonraları televizyonlar çıkınca insanlar evlerine kapandılar. Tek yaşama dönemi böylece başladı. Toplumsallığımız giderek ortadan kalktı, yalnızlığımız ile baş başa kaldık.
Bir soru ile Sinemacı Ömer konusuna noktayı koyalım. Yarımada’da kaç kişi bu sinemalarda tanışıp evlendiler?

Yazar hasan doğan

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış