184. Adalet ve Barış Buluşması

Datça'da bu Salı saat 17.00'de yine Berkin Elvan Yontusu önünde Adalet ve Barış Buluşmalarının 184. haftasında Datçalılar katledilen ve hapsedilen gazeteciler için adalet istediler ve Suriye'de yanıbaşımızda tehlikeli boyuta tırmanan çatışmalara dikkat çekerek barış taleplerini yükselttiler...

184. Adalet ve Barış Buluşması

184 haftadır Datça'da Berkin Elvan Anıtı önünde sürdürülen Adalet ve Barış Buluşmalarında bu haftaki çağrı, bölgemizdeki çatışmaların giderek savaşa doğru gittiğine ilişkindi:

"184. Adalet ve Barış buluşmamız her zamanki gibi saat 17:00 de Berkin Elvan yontusu önünde emperyalizm ve işbirlikçileri  bölgemizi yeni katliamlara hazır hale getirirken bu buluşmalar gerçekten çok değerli bu sorunların üstesinden ancak DAYANIŞMAYLA gelebiliriz."

Berkin Elvan önünde toplanan Datçalılar, Ocak ayında gazetecilere yönelik saldırılara da dikkat çekti... Katılımcılardan Aydın Bodur söz alarak irticalen yaptığı konuşmada, haftaya, "Hrant Dink Cinayetinin 19.Yıl Anması ile başladık" diyerek başladı ve:   

Hrant Dink suikasti münferit değildi. Biliyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti tarihi, gazeteci katliamlarının, faili meçhullerin ve cezasızlığın tarihidir. Yazanlar hep susturulur, öldürülenler için adalet aranır, sorumlular korunur, unutturulmaya çalışılır.
Gazeteciler, devlet eliyle hep ama hep hedef gösterildi, yalnızlaştırıldı, susturuldu. Ocak ayı, kaybettiğimiz gazeteciler nedeniyle adeta bir yas ayıdır, bilirsiniz...
– Abdi İpekçi 1979'da, barışı ve toplumsal uzlaşmayı savunduğu için öldürüldü…
– Musa Anter 1992'de; Kürt halkının sesi olduğu için, öldürüldü...
– Uğur Mumcu 1993'de devlet içindeki karanlık ilişkileri yazdığı için bombayla katledildi.
– Metin Göktepe 1996'da gazetecilik yaptığı için gözaltında dövülerek katledildi.
– Hakan Tosun, 2025'de geçtiğimiz aylarda gazetecilik faaliyetleri nedeniyle hedef alındı, sokak ortasında katledildi....
Bu liste uzar gider...

Bu cinayetlerin ortak yanı: hakkı, hakikati yazanlar hep susturulmuş, katilleri ya hiç bulunamamış ya da doğru yargılanma süreçleri kasıtlı biçimde engellenmiştir... Devlet ya doğrudan faildir ya da faili koruyandır. Anayasasına basın özgürlüğü diye madde koyan devlet, kendi gazetecilerini koruyamamıştır... hatta bile isteye onları hedef haline getirmiştir. Cezasızlık, bu ülkede bir hukuk sorunu değildir, bilinçli bir devlet politikasıdır.
Belki ölümler azalmıştır ama tablo değişmemiştir...Hala gazeteciler tutuklanmakta, hedef gösterilmekte sansürlenmektedir... Basın özgürlüğü yok sayılmaktadır. Hakikate erişmek, mevcut iktidar tarafından engellenmektedir...
Türkiye, gazeteci sayısı itibarıyla dünyanın en büyük hapishanelerinden biridir... Hakikatin peşindeki gazeteciler, hep terörist olduğu, devlet başkanına hakaret ya da bölücülük suçlamalarıyla içeri atılmakta, gazeteleri kapatılmaktadır.. Artık kurşunla değil, hapishanelerde çürütülmektedirler... 
Görüyoruz ki: gazetecilere karşı işlenen suçlar, iktidarın politik tercihidir... katliamlar, mesnetsiz suçlamalar, gazete kapatmalar, içeri atılmaları, hep politiktir. Bunlar “bireysel cinayetler” değil ya da istisnai yanlışlar değil... sistemiktir. Adalet için işte asıl iktidarın bu politikası yargılanmalı, hakka-hakikata ulaşmanın önündeki engeller kaldırılmalıdır... Adalet ancak böyle mümkündür....

Aydın Bodur konuşmasını:
"Hrant Dink için, Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Musa Anter, Abdi İpekçi ve Hakan Tosun için, katledilen tüm gazeteciler için adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz" diyerek bitirdi...

Haber asım yaman

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış