Aziz Nesin 110 Yaşındaki Çocuk

Hayatı, bir direniş öyküsüydü. 1950’lerde, öykü ve romanlarıyla topluma ayna tuttu. “Gol Kralı Sait Hopsait” gibi eserlerinde futbolun bile yozlaşmasını hicvetti; “Zübük”te politikacıların ikiyüzlülüğünü sergiledi. Mizahı, sadece eğlence değildi; bir silah, bir kalkan. Toplumsal eşitsizlikleri, cahilliği, bağnazlığı hedef aldı. Nesin, sol görüşlü bir aydın olarak, işçilerin, köylülerin sesi oldu.

Aziz Nesin 110 Yaşındaki Çocuk

Put yıkıcı, Tabu Kırıcı

1995’in kavurucu Temmuz sıcağında, haber ansızın düştü ortalığa: Aziz Nesin gitmişti. Güneşin altında eriyen asfalt gibi ağırlaşmıştı hava, sanki İstanbul’un nemi bile yas tutuyordu. Birçok arkadaşı, dostu ve yoldaşı, Birleşik Sosyalist Parti BSP çatısı altında toplanmıştı Yeşilköy Havaalanı’nın C kapısında. Bekleyiş uzundu, sessizdi; rüzgârın taşıdığı uçak uğultuları arasında, anılar zihinlerde dönüp duruyordu. Cenazeyi teslim almak için oradaydık, ama o an sanki bir tören değildi, bir veda ritüeliydi. Ellerin titreyişi, gözlerin nemlenişi, hepsi bir araya gelip bir duvar örüyordu acıya karşı.

Madımak’ın alevleri hâlâ taze bir yara gibi yanıyordu hafızalarda. 1993’te Sivas’ta, o otelin koridorlarında ölümün nefesini ensesinde hissetmişti yazarımız. Ateşin içinden sıyrılmış, kurtulmuştu; ama kader, onu başka bir yolculuğa çıkarmıştı. Kendi ayağıyla yürümüştü ölüme, sanki bir romanın son sayfasını kapatır gibi. Hayatının her satırı mücadeleyle doluydu: mizahın keskin kılıcıyla vurmuştu karanlığa, hikâyeleriyle aydınlatmıştı karanlık köşeleri. Köylerden şehirlere, işçilerden aydınlara, herkesin sesi olmuştu. Şimdi ise, o ses susmuştu; ama yankısı hâlâ kulaklarımızda çınlıyordu.

Havaalanından ayrılırken, cenaze arabası ağır ağır ilerliyordu trafiğin arasında. Güneş batıyordu ufukta, kızıl bir veda gibi. Arkadaşlar birbirine sarılıyordu, anılar paylaşılıyordu fısıltıyla. Nesin’in gülüşü, o alaycı bakışı, kitaplarının sayfalarında yaşayacaktı. Ölüm, onu almıştı belki, ama fikirleri, direnci, hala bizdeydi. O sıcak 6 Temmuz günü, bir devrin sonu gibiydi; ama yeni başlangıçların tohumu da ekilmişti toprağa. Yoldaşı olduğumuz adam, sonsuzluğa yürümüştü, bize miras bıraktığı ateşle.

Derdini Marko Paşa'ya Anlat

Aziz Nesin’in 110. yaş gününde, bu asi ruhlu kalemin izlerini sürmek, Türkiye’nin yakın tarihine bir mizah merceğinden bakmak demek. 20 Aralık 1915’te Heybeliada’da doğan Nesin, adını Mehmet Nusret olarak aldı, ama o, Aziz Nesin olarak hafızalara kazındı. Çocukluğu yoksulluk ve savaş gölgesinde geçti; askeri okullarda disiplinle yoğruldu, subay oldu. Ancak içindeki isyan ateşi, onu üniformadan sıyırıp kalemle buluşturdu. 1940’larda, savaşa ve baskılara karşı sesini yükseltmeye başladı. Marko Paşa dergisi, işte bu dönemin simgesiydi. Sabahattin Ali ve Rıfat Ilgaz’la birlikte kurdukları bu yayın, mizahı bir hançer gibi kullanarak iktidarları, yolsuzlukları, adaletsizlikleri iğneledi. “Derdini Marko Paşa’ya anlat” deyimi, halk arasında yerleşti; çünkü dergi, sıradan insanın çaresizliğine ayna tutuyordu. Nesin’in yazıları, keskin zekâsıyla okuru güldürürken düşündürüyordu; ama bu gülüşler, yetkilileri rahatsız etti. Tutuklamalar, sürgünler peşini bırakmadı. Yine de o, durmadı; mizahı, başkaldırının en etkili aracı haline getirdi.

Hayatı, bir direniş öyküsüydü. 1950’lerde, öykü ve romanlarıyla topluma ayna tuttu. “Gol Kralı Sait Hopsait” gibi eserlerinde futbolun bile yozlaşmasını hicvetti; “Zübük”te politikacıların ikiyüzlülüğünü sergiledi. Mizahı, sadece eğlence değildi; bir silah, bir kalkan. Toplumsal eşitsizlikleri, cahilliği, bağnazlığı hedef aldı. Nesin, sol görüşlü bir aydın olarak, işçilerin, köylülerin sesi oldu. Nesin Vakfı’nı kurarak, yetim çocuklara eğitim yuvası sağladı; kitaplarını, gelirini bu amaca adadı. Ama bu yolculuk, acılarla doluydu. 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde yaşanan katliam, onun hayatının en karanlık sayfasıydı. Alevi şairler, yazarlar ve düşünürlerle birlikte kaldığı otel, bağnaz bir kalabalık tarafından ateşe verildi. Nesin, mucizevi bir şekilde kurtuldu; ama 37 canın kaybı, onu derinden yaraladı. Bu olay, onun mizahındaki acıyı daha da derinleştirdi; çünkü o, yıllardır aydınlanmanın peşindeydi, ama karanlık hala pusudaydı.

Aziz Nesin, 6 Temmuz 1995’te aramızdan ayrıldı, ama bıraktığı miras, hala capcanlı. Yüzlerce öykü, roman, oyun; binlerce sayfa gülmece. O, mizahı kullanarak sistemi sorguladı, halkı uyandırdı. Başkaldırısı, kelimelerle örülü bir kale gibiydi; yıkılmadı, aksine büyüdü. Bugün, 110. yaşında, onun anısını yaşatmak, gülerek direnmeyi hatırlamak demek. Nesin’in kalemi, hala bize yol gösteriyor: Mizah, en güçlü silah; çünkü gülen insan, korkmaz. Onun hayatı, Marko Paşa’dan Madımak’a uzanan bir yol; dolu dolu, inatçı, umutlu. Ve bu yol, bizlere miras kaldı, mizahla, gülümseyerek yürümek için.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış