Can Yücel’i Anarken Muhtar Orhan'ı Unutmamak

Datça Kültür Sanat Dayanışması olarak düzenlediğimiz festival günlerinde o kapı hiç kapanmadı. Orhan abinin, mekânını sonuna kadar açtı. Masaları kaydırdı, sandalyeleri çoğalttı, bahçeyi ışıklandırdı. Şairlerin, müzisyenlerin, ressamların ayak sesleri o taş zemin üzerinde yankılandı. Can Baba’nın adının geçtiği her cümlede , Orhan abinin yüzünde o tanıdık, gülümseme belirirdi. Sanki “Burası zaten onun yeriydi” derdi sessizce. Destek vermek değil, paylaşmaktı yaptığı. Kendi mekanının kapısını değil, yüreğinin kapısını sonuna kadar açmaktı. Can Babayı anarken ağlamaklı olmaktan kendini alıkoyamazdı.

Can Yücel’i Anarken Muhtar Orhan'ı  Unutmamak

Can Yücel’e Datça’nın Kapılarını Açan Muhtar , İki Dost Bir Şarap Bardağı

Can Yücel’i anarken, Datça’nın rüzgârı birden başka bir tona bürünür. O rüzgâr yalnızca denizi değil, bir masayı, bir bardağı, bir köşeyi de taşır. Eski Datça’nın dar sokaklarında, taş duvarların gölgesinde bir kahve vardı. Kapısı her daim aralık, masaları hep dizili , duvarları duman ve gülüşle kararmış. O kahvenin sahibi, muhtar Orhan Karadağlı’ydı. Can Baba’yı Datçalı yapan, ona bu toprağın tuzunu, rüzgârını ve sessizliğini hediye eden adam (bkz:https://vimeo.com/532180253?share=copy&fl=sv&fe=ci).

Can Baba o kahveye geldiğinde, masaya oturur, şarap bardağını  doldurur, sonra bir yere bakardı. Çok uzaklarda bir yere mi, yoksa kendi içindeki enginliğe mi, bilinmezdi. Bir gün o bardak yarım kaldı. Orhan, o bardağı kaldırmadı. Silmedi. Yerine koydu. Ve o masa, o an, Can Yücel köşesi oldu. Artık her kim o masaya otursa, bir bardak daha, bir cümle daha, bir gülüş daha bırakırdı oraya. Köşe, zamanla bir sığınak haline geldi; hem Can Baba’nın hem de onu anan herkesin.

Can Yücel’i Anarken Muhtar Orhan'ı  Unutmamak

Datça Kültür Sanat Dayanışması olarak düzenlediğimiz festival günlerinde o kapı hiç kapanmadı. Orhan abinin, mekânını sonuna kadar açtı. Masaları kaydırdı, sandalyeleri çoğalttı, bahçeyi ışıklandırdı. Şairlerin, müzisyenlerin, ressamların ayak sesleri o taş zemin üzerinde yankılandı. Can Baba’nın adının geçtiği her cümlede , Orhan abinin  yüzünde o tanıdık,   gülümseme belirirdi. Sanki “Burası zaten onun yeriydi” derdi sessizce. Destek vermek değil, paylaşmaktı yaptığı. Kendi mekanının kapısını değil, yüreğinin kapısını sonuna kadar açmaktı. Can Babayı anarken ağlamaklı olmaktan kendini alıkoyamazdı.


2020 Datça Badem Festivali ile ilgili Orhan Abi ile bir söyleşi (ibo.a.bo)  

Üç yıl önce Muhtar Orhan’ı da Can Baba’nın yanına yolcu ettik. Aynı rüzgâr, aynı deniz, aynı köşe. Bu kez bardak iki kişiden miras kalmıştı. Ama köşe boş kalmadı. Hâlâ o masada bir yer vardır; hâlâ bir bardak yarım durur. Kimse kaldırmaz, kaldırmak istemez. Çünkü o bardak artık yalnızca şarap değil, bir hatıranın, bir dostluğun, bir toprağa tutunmanın simgesidir.

Datça’da bazı yerler yalnızca mekân değildir. Bazı insanlar yalnızca muhtar, yalnızca kahveci değildir. Onlar, bir şairin ayak izini taşıyan, o izi silmeden koruyan, sonra da kendi izini de o izlere ekleyen kimselerdir. Orhan Karadağlı, Can Yücel’i Datçalı yaptı; sonra da kendisini o Datçalı’nın yanına bıraktı. Şimdi ikisi de aynı rüzgârda, aynı masada, aynı yarım bardakta oturuyorlar.

Ve biz, her festivalde, her anmada, o köşeye yaklaşırken hâlâ bir saygı duruşuyla adım atıyoruz. Çünkü o masa hâlâ dolu. Çünkü o bardak hâlâ dolu. Çünkü bazı dostluklar, ölümle değil, hatırayla büyür.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış