CHP yönetiminin 19 Mart darbesinin ve süregelen muhalif belediye operasyonlarının aslında, demokrasinin son kırıntılarını da ortadan kaldırmak ve otokratik rejimin kalıcılaştırılması yönünde adımlar olduğunu bilince çıkarmakta geç kalmadığını görüyoruz. Bu isabetli öngörünün hemen arkasından kitleleri seferber ederek demokratik bir direniş örgütlemesi ve bu süreci 6 aydır diğer demokrasi güçlerinin de desteğiyle sürdürmesi ülkenin demokratik mücadele tarihine yazılan önemli bir dönem olarak kayıtlara geçti.
Bu dönem Chp’nin devlet kurucusu bir parti olduğu ve bu özelliğinden kaynaklanan ‘milli mutabakat’ bağımlılığı, kitlesel demokratik inisiyatiflerinden-seçim dönemlerinin ihtiyaçları dışında- uzak duruş karakteri hatırlandığında kendini ciddi bir şekilde aşma çabası olarak da hatırlanacak.
Bu dönemin karakteristiği Chp açısından aynı zamanda, sosyalistlerden başlayarak otokratik rejim muhalifi bütün güçlere kucak açması olarak hatırlanacak. Hakeza Kürt siyasi hareketinden kopmamak üzere özel ve olgun bir çaba içerisinde olması kayıt altına alınması gereken başka bir dönem özelliği. Bu dönem CHP tarihinde, 1970’lerden başlayarak bir dönem egemen olan ve ‘toprak işleyenin su kullananın’, ‘ne ezilen ne ezen hakça bir düzen’, ‘bozuk düzen’ sloganlarının hakim olduğu sol’a açılan bir dönemin bir üst versiyonu olarak kayıtlara geçecek. Benzeri görülmemiş baskılara ve tehdit ve santajlara rağmen CHP geri adım atmıyor. Rejimin liderinin ‘Ankara’ya, meclise dön’ çağrılarına rağmen, mitinglere Özel’in deyimiyle eylemlere devam ediyor. Fezlekelere, tepelerinde sallandırılan kayyum tehditlerine rağmen. Sürgit devam eden ve yaygınlaşan belediyelerine yönelik operasyonlara rağmen. Bu demokratik direncin ve partinin sokak ve meydanlarla birleşmesinin kalıcı hale gelip gelmeyeceğini zaman gösterecek. CHP'nin önünde duran bu sürecin birçok zorlu ve farklı etkene bağlı olduğu da bir gerçek.
Rejim kaynaklı saldırılarla uğraşan chp içeriden de saldırı ile karşı karşıya aportta bekleyen eski chp kurmayları işbaşındalar. Kayyum bekliyorlar. Otokratik rejimin açtığı yolda, rejimle omuz hizasında kendilerine düşecek parsayı bekliyorlar.
Son günlerdeki rejimin yandaşlarının ve akıl danelerinin açıklamalarına bakılırsa iktidar chp üzerindeki baskıların artırılması, derinleştirilmesi yönünde baskıya maruz bırakılıyor. ‘Ö. Özel’in artık susturulması gerektiği’ yönünde tavsiyeler var. Gelecek günlerde bu yönde tavsiyelerin fezlekeler yoluyla hayat bulmayacağını kim iddia edebilir? İktidar da o anlamda köşeye sıkışmış durumda hikayesi bitmiş, siyasi prestiji aşağı doğru seyreden kendi içinde çıban başlarının ortaya çıktığı, iktidar ortağıyla yaşanan sorunların uç verdiği rejim ve lideri duvara dayanmış durumda. Beklenmedik yeni hukuk dışı saldırılarla karşı karşıya kalınabileceği akıldan çıkarılmamalı. Kaldı ki rejim’in Suriye politikası SDG’nin direnişi ve ABD’nin desteği çekmemesi dolayısıyla sonuçsuz kalmaya mahkum gibi görünüyor. Belli ki ABD ve tabii ki İsrail tek hükümran olarak HTŞ’ye mahkum olmanın yaratacağı sıkıntılar üzerinde çalışıyorlar.
Kitlesel demokratik heyecanın ‘eylemlerle’ devam ediyor olması kuşkusuz önemli bir gelişme. Ancak bu heyecanın sürgit devam edebilmesi ne kadar mümkün? 6 aydır devam edegelen eylemlilikler küçük de olsa bir başarıya ihtiyaç duyuyor. Ama ufukta olan bu değil, tam tersine her alanda saldırıların yaygınlaşması, büyümesi çeşitlenmesi. Belli ki yeni eylem biçimleri bulmak, yeni eylem alanları açmak zorunlu hale geliyor. Yeni ve topyekün düzen muhalefeti programı, örneğin. CHP’nin Gazze çıkışı bu yöndeki arayışların bir örneği olabilir. Aynı zamanda pahalılık, işsizlik ve grev yasaklarına karşı bir eylemlilik programı. Aksi takdirde koalisyon ortaklarının kendi aralarındaki sorunların, bir umuda kapı aralayabileceği döngüsüne hapsolmak tehlikesi var. Büyüklük bakımından iki önemli muhalefet odağının Chp ve Dem’in kadükleştirilmesi ihtimali var. Rejim sahiplerinin de istediği bu, Chp’yi İmamoğlu’nun ve verili sistemin parçası olarak belediyelerin kapısına Dem’i de komisyonun kapısına bağlayarak durumu idare etmek. Sokaktan ve meydanlardan kopmadan muhalefet bu basireti gösterebilecek mi, göreceğiz.
Yakın ve uzak gelecek belirsizliklerle dolu. Muhalefet alanı maalesef sosyal mücadelelerin, bu anlamda dipten gelen dalganın, yoksulların ve emekçilerin meydanları destekleyen ‘yeni düzen’ taleplerinin eksikliğini hissediyor. Muhalefet odakları bu alana gözlerini dikmeli.
Yorumlar (0)