Datça'da Eğitim Sendikalarından Ortak Ses: "Artık Yeter!"
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta gerçekleştirilen ölümlü saldırıların ardından eğitim emekçilerinin tepkileri, Datça Milli Eğitim Müdürlüğü önünde (17.04.2026) bugünde devam etti.
Datça’da örgütlü eğitim sendikaları Eğitim-Sen, Eğitim-İş, Eğitim Bir-Sen ve Türk Eğitim-Sen okullarda yaşanan şiddete karşı ortak tepki gösterdi. Eyleme çok sayıda öğretmen, sol parti, sivil toplum kuruluşu ve vatandaşlar katıldı. Sık sık “şiddet okulda sorumlular koltukta”, “okulda şiddete karşı omuz omuza”, “okulda güvenlik eğitimde öncelik” sloganları atılarak tepkilerini dile getirdiler.

Müdürlük önünde saat 14:00 de oturma eylemi yapan Eğitim-Sen sendikasında örgütlü öğretmenlerin yanına, 15:30 da Eğitim-İş, Eğitim Bir-Sen ve Türk Eğitim-Sen’de örgütlü öğretmenlerde gelerek sorunlarının ortak olduğunu ifade ettiler. Eğitimciler olarak, okullarda yaşanan şiddete karşı dayanışma içerisinde olacaklarını vurguladılar.
Eğitim-Sen Sendikasından Seyran Sakarya dayanışmaya dikkat çekerek, ortak bir bir sorumluluğun etrafında bir araya geldiklerini, art arda yaşanan saldırıların yarattığı acıyı, öfkeyi ve kabul etmeme irademizi birlikte ifade etmek için bir arada olduklarını, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar eğitim alanında derinleşen bir çöküşün ve ihmalin açık sonucu olduğunu belirterek yaşananların münferit bir olay olmadığının altını çizdi. Farklı sendikalara bağlı tüm öğretmenler olarak bugün burada aynı gerçeği savunduklarını okullarda yaşananın kader olamayacağını ifade etti.
Eğitim sendikaları ayrı ayrı yaptıkları basın açıklaması ile tepkilerini ve taleplerini dile getirdiler.
Eğitim Bir-Sen Datça Temsilcisi Emre Birgül yaptığı açıklamada: “Ne yazık ki eğitimciye yönelik şiddetin sıradanlaştığı; eğitim çağındaki çocukların dahi şiddetin faili hâline gelebildiği; silaha erişimin kolaylaştığı ve suçun pervasızca işlenebildiği bir dönemi yaşıyoruz. Bu durum, yalnızca eğitim camiasını değil, toplumun bütününü tehdit eden ciddi bir güvenlik ve değerler krizidir.” dedi.
Eğitim-Sen Datça temsilcisi Tanju Dara açıklamasında, bugün gelinen noktada, eğitim alanı sistemli bir biçimde yalnızlaştırılmış; eğitim emekçileri güvencesizliğe, öğrenciler ise geleceksizliğe itilmiştir. Diyen Dara, bu tabloyu yaratan politikaların ve bu politikaları hayata geçiren idari anlayışın sorumluluğuna dikkat çekti.
Türk Eğitim-Sen Datça temsilcisi Yağız Emre Erdem ise açıklamasında; ”Artık sadece kınamak, "geçmiş olsun" demek ve taziye mesajları yayınlamak yetmez. Millî Eğitim Bakanlığımız başta olmak üzere tüm yetkililerimiz, okullarımızın huzur ve güvenliğini tam anlamıyla tesis edecek kalıcı adımları ivedilikle atmalıdır.” dedi.

Eğitim-İş temsilcisi Yusuf Arıca açıklamasında; “Bugün eğitim, çocuklarımıza umut vermiyor.
Bugün eğitim, gençlerimize gelecek kurdurmuyor.
Gençlerimiz hayal kuramıyor, yarına inanamıyor.
Çünkü bu sistem, onları hayata değil; çaresizliğe ve öfkeye sürüklüyor.
Ve işte o öfke, o umutsuzluk, bugün okul koridorlarında silah sesi olarak yankılanıyor!” diyerek tepkisini dile getirdi.
Eğitim-Sen Basın Açıklaması Metni:
Değerli basın emekçileri, sevgili meslektaşlarımız, kıymetli dostlar,
Bugün burada yalnızca bir saldırının ardından değil, giderek ağırlaşan bir tablonun karşısında söz alıyoruz.
Şanlıurfa Siverek’te yaşanan saldırının acısı henüz tazeyken, Kahramanmaraş’ta gerçekleşen yeni bir saldırı ile bir kez daha sarsıldık. Eğitim emekçileri ve öğrenciler hedef haline gelmiş durumda. Bu durum ne tesadüftür ne de geçici bir krizdir. Bu, uzun süredir biriken ve artık görünmez kılınamayacak hale gelen bir sorunun dışavurumudur.
Okullar; çocukların, gençlerin ve eğitim emekçilerinin kendini güvende hissetmesi gereken kamusal alanlardır. Ancak bugün bu alanlar, güven duygusunun aşındığı, belirsizliğin ve kaygının yerleştiği mekânlara dönüşmektedir. Bu dönüşümün sorumluluğu, yalnızca bireysel vakalara indirgenemez.
Çünkü şiddet, kendiliğinden ortaya çıkmaz.
Şiddet; eşitsizliklerin derinleştiği, yoksulluğun yaygınlaştığı, gençlerin geleceğe dair umutlarının törpülendiği koşullarda büyür.
Şiddet; eğitim politikalarının bilimsel ve pedagojik temellerden uzaklaştırıldığı, rehberlik ve psikososyal destek mekanizmalarının zayıflatıldığı, okulların kamusal niteliğinin aşındırıldığı ortamlarda kök salar.
Bugün gelinen noktada, eğitim alanı sistemli bir biçimde yalnızlaştırılmış; eğitim emekçileri güvencesizliğe, öğrenciler ise geleceksizliğe itilmiştir. Bu tabloyu yaratan politikalar ve bu politikaları hayata geçiren idari anlayış açıkça sorumludur.
Şunun altını net biçimde çiziyoruz:
Okullarda yaşanan şiddeti, yalnızca güvenlik önlemleriyle açıklamak ya da çözmeye çalışmak mümkün değildir. Sorun, okul kapısında değil; eğitimin bütününe yön veren anlayıştadır.
Eğitim, bir güvenlik meselesine indirgenemez.
Eğitim, piyasaya terk edilemez.
Eğitim, kamusal bir haktır ve bu hakkın güvenli koşullarda sağlanması kamusal sorumluluğun en temel gereğidir.
Bugün öğrenciler okula kaygıyla gidiyorsa, eğitim emekçileri kendini güvende hissetmiyorsa; bu durumun sorumluluğu açıktır ve bu sorumluluk siyasi iktidarın ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın omuzlarındadır.
Bizler buradan bir kez daha ifade ediyoruz:
Eğitim alanında yaşanan bu çöküşün sorumluları hesap vermelidir. Eğitim politikaları bilimsel, kamusal, eşitlikçi ve özgürlükçü bir temelde yeniden kurulmak zorundadır.
Hayatını kaybeden öğrencilerimizi ve eğitim emekçilerini saygıyla anıyoruz. Yaralananlara acil şifalar diliyoruz. Acıyı büyüten şeyin tekrar eden ihmaller ve politik tercihler olduğunu biliyoruz.
Eğitim - Sen olarak;
okulları şiddetin değil yaşamın, korkunun değil güvenin, dışlanmanın değil eşitliğin alanı haline getirmek için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Eğitim Bir-Sen Basın Açıklaması:
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde gerçekleştirilen bu elim saldırılar; bir kez daha göstermiştir ki okullarımızda öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve eğitim çalışanlarına yönelen şiddet, artık münferit bir olay olmaktan çıkmış, yaygın ve derin bir toplumsal sorun hâline gelmiştir. Bu tablo, toplumsal çözülmenin ve değer aşınmasının açık bir tezahürüdür.
Eğitim sistemimizin niteliğini artırmak, daha güçlü bir müfredat ve daha etkili pedagojik yöntemler üzerine yoğunlaşmak zorundayken; bugün bu acı hadiseyi konuşmak mecburiyetinde kalışımız, şiddetin giderek ağırlaşan toplumsal maliyeti karşısında yetkililerin yeterli ve kararlı adımlar atamamasından kaynaklanmaktadır.
Ne yazık ki eğitimciye yönelik şiddetin sıradanlaştığı; eğitim çağındaki çocukların dahi şiddetin faili hâline gelebildiği; silaha erişimin kolaylaştığı ve suçun pervasızca işlenebildiği bir dönemi yaşıyoruz. Bu durum, yalnızca eğitim camiasını değil, toplumun bütününü tehdit eden ciddi bir güvenlik ve değerler krizidir.
Bugün gelinen noktada; aklı başında olanın da olmayanın da öğretmenlere, okul yöneticilerine, eğitim çalışanlarına ve öğrencilere yöneldiği bir şiddet iklimi oluşmuş; can güvenliği, eğitim-öğretim faaliyetlerinin önüne geçme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.
Öğretmene yönelen şiddet artık bireysel suç vakalarının ötesine geçmiş; eğitim, aile ve toplum politikalarının yeniden ele alınmasını zorunlu kılan bir iş güvenliği meselesine dönüşmüştür. Eğitimciye yönelen her saldırı, yalnızca bir kişiyi değil; geleceğimizi, toplumsal huzurumuzu ve ortak değerlerimizi hedef almaktadır.
Eğitim, şiddeti ortadan kaldırmanın en güçlü aracı olması gerekirken; bugün şiddetin, eğitimi tehdit eden bir boyuta ulaşması, acil ve köklü tedbirlerin hayata geçirilmesini zaruri kılmaktadır.
Anayasa ve evrensel hukuk çerçevesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ve can güvenliği ilkesi gereği; devletin, bireylerin hayatını koruma yükümlülüğü açıktır. Bu kapsamda, suçları caydırıcı yasal düzenlemelerin yapılması, idari tedbirlerin artırılması ve okullarımızda güvenliğin en üst düzeyde sağlanması bir zorunluluktur.
Buradan açıkça ifade ediyoruz ki;
Eğitimcilere yönelik bu tür saldırılar asla kabul edilemez.
Yaşanan bu olay, öğretmene ve eğitim çalışanlarına yönelen şiddetin son örneği olmalıdır.
Eğitimcilerimiz; şiddet karşısında savunmasız ve korumasız bırakılmamalı, yaptıkları görevin onuruna yakışır şekilde güvenli, huzurlu ve saygın çalışma ortamlarına kavuşturulmalıdır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Eğitim Bir Sen Datça İlçe Temsilciliği
Eğitim-İş Sendikası Basın Açıklaması Metni:
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir lisede, Kahramanmaraş ta bir ortaokulda yaşanan silahlı saldırılar; ne bir kaza ne de münferit bir olaydır. Bu saldırılar eğitimin ve öğretmenin yıllardır sistemli biçimde değersizleştirildiğinin, gençliğin geleceksizleştirildiğinin ve okulların bile isteyerek sahipsiz bırakıldığının açık ilanıdır.
Bugün eğitim, çocuklarımıza umut vermiyor.
Bugün eğitim, gençlerimize gelecek kurdurmuyor.
Gençlerimiz hayal kuramıyor, yarına inanamıyor.
Çünkü bu sistem, onları hayata değil; çaresizliğe, öfkeye ve sürüklüyor.
Ve işte o öfke, o umutsuzluk, bugün okul koridorlarında silah sesi olarak yankılanıyor!
Buradan soruyoruz:
En güvenli olması gereken yerler olan okullar nasıl oldu da en güvensiz alanlara dönüştü?
Bilimin, aklın, aydınlanmanın mekânı olması gereken okullar, nasıl oldu da çocukların camdan atlayarak canını kurtarmaya çalıştığı yerlere dönüştü?
Bu bir çöküştür!
Bu, eğitimde güvenlik politikasının iflasıdır!
Bu, öğretmeni yalnız bırakan, okulu kaderine terk eden anlayışın eseridir!
. Okullar eğitim yuvası olmaktan çıkmış, şiddetin kol gezdiği alanlara dönmüştür.
Biz Eğitim-İş olarak yıllardır uyarıyoruz!
Daha kısa süre önce öğretmenimiz Fatma Nur Çelik katledildiğinde söyledik:
“Okullarda şiddet artıyor, önlem alınmazsa daha ağır sonuçlar yaşanacak!”
Peki ne yaptınız?
Hiçbir şey!
Ne ciddi bir güvenlik politikası oluşturuldu,
Ne rehberlik ve psikolojik destek güçlendirildi,
Ne de eğitim emekçileri korunabildi!
Bugün öğretmenler ders anlatırken can güvenliğini düşünüyor.
Bugün öğrenciler okula giderken sağ salim eve dönebilecek mi diye hesap yapıyor.
Bu tabloyu yaratanlar bellidir!
Eğitimi bilimsellikten, laiklikten ve kamusal sorumluluktan koparanlardır.
Okulları ideolojik ve piyasacı anlayışlara teslim edenlerdir.
Sorumluluk almayanlardır!
Buradan bir kez daha açıkça uyarıyoruz:
Okullarda güvenlik bir temenni değildir, devletin asli görevidir!
Öğretmenin ve öğrencinin can güvenliğini sağlayamayan hiçbir yönetim bu sorumluluktan kaçamaz!
Eğer bir öğretmenin, bir öğrencinin daha saçının teline zarar gelirse, bunun siyasi ve idari sorumluları bellidir!
İşte bu yüzden buradayız!
İşte bu yüzden ARTIK YETER DİYORUZ
.
Bir kez daha söylüyoruz:
Okulları güvensiz bırakanlar, bu tablonun sorumluluğundan kaçamaz.
Biz buradayız, takipçisiyiz ve bu mücadeleden geri adım atmayacağız.
Gelin, ARTIK YETER diyelim!
Gelin, çocuklarımızın ve meslektaşlarımızın yaşamı için omuz omuza duralım!
Gelin, çocuklarımıza güvensiz okullar değil, umut vadeden bir gelecek bırakalım!
Gelin, eğitimi şiddetten, karanlıktan ve çaresizlikten birlikte kurtaralım!
Eğitim-İş olarak buradayız!
Susmayacağız!
Alışmayacağız!
Normalleştirmeyeceğiz!
Türk Eğitim-Sen Basın Açıklaması Metni:
Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Meslektaşlarım ve Aziz Milletimiz; Bugün kelimelerin düğümlendiği, yüreğimizin yandığı bir gündeyiz. Eğitim camiamız, peş peşe yaşanan felaketlerle derinden sarsılmıştır. Önce 14 Nisan’da Şanlıurfa Siverek’te bir okulumuzda yaşanan silahlı saldırının dehşetini yaşadık. Henüz bunun şokunu atlatamadan, dün Kahramanmaraş Oniki şubat’taki Ayser Çalık Ortaokulu’ndan gelen acı haberle kahrolduk. Kahramanmaraş'ta, ilim irfan yuvamızda meslektaşımızı ve gencecik sekiz evladımızı kaybetmenin tarifsiz acısı içindeyiz. Hayatını kaybeden şehit öğretmenimize ve can paremiz olan yavrularımıza Allah’tan rahmet; acılı ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Her iki menfur saldırıda yaralanan tüm canlarımıza acil şifalar temenni ediyoruz. Kıymetli Basın Mensupları; Okullarımız, geleceğimizin inşa edildiği huzur ve güven yuvaları olmalıdır. Öğretmenlerimizin ve evlatlarımızın güven içinde olmadığı bir ortamda hiçbir eğitim kalitesinden söz edilemez. Türk Eğitim-Sen olarak her zaman vurguladığımız gibi: Okullarda güvenlik, ertelenemez ve taviz verilemez en temel önceliğimizdir. Artık sadece kınamak, "geçmiş olsun" demek ve taziye mesajları yayınlamak yetmez. Millî Eğitim Bakanlığımız başta olmak üzere tüm yetkililerimiz, okullarımızın huzur ve güvenliğini tam anlamıyla tesis edecek kalıcı adımları ivedilikle atmalıdır. Türk Eğitim-Sen olarak yaşanan bu acı olaylar karşısında sessiz kalmıyoruz. Yaşam hakkımıza ve meslek onurumuza sahip çıkmak için 16 ve 17 Nisan tarihlerinde tüm Türkiye'de iş bırakma eylemimizi kararlılıkla uyguluyoruz. Okullarımız gerçek birer güvenli eğitim yuvası olana dek, tek bir canımızın dahi burnu kanamayana dek bu haklı taleplerimizi dile getirmeye devam edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Eğitim emekçilerinin eylemi sloganlarla son buldu.
Yorumlar (0)