Demokrasi, Değişim Arzusu ve Tatar Ramazan

Uzunca bir süredir her türlü hukuk dışı yolu deneyerek hile ve desise ile işbirlikçiler organize ederek değişim geçiren ana muhalefet partisi CHP’yi mefluç hale getirdiler. Butlan kararıyla da son darbeyi indirdiler. Bu karardan sonra artık eski rejimin kurucusu olan parti entübe edilmiş oldu. İster kadük edilmiş haliyle bir kenar süsü olarak, ister devletin acil durumlarda faydalanacağı bir stepne olarak devam edecek olsun. Kim derdi ya da tahmin ederdi ki rejimin granitten hükümran kalesi bu hale düşecek! Bütün organizmalar gibi, doğa yasalarına uygun olarak bu kurucu parti de tarihteki marjinal yerini almak üzere… Şimdi 'yeni'ye yönelmek lazım...

Demokrasi, Değişim Arzusu ve Tatar Ramazan

“Ben Bu Oyunu Bozarım”

Tatar Ramazan filminden Kadir İnanır’ın bir repliği

1923’de cumhuriyetin ilanıyla temelleri atılan ve öyle böyle yüz yıldır hüküm süren kurulu düzen yolun sonuna gelmiş görünüyor. Müslüman olmayan toplulukların behemahal tasfiyesi üzerine kurulmuş, Kürtlerin asimilasyonunu hedefleyen rejim; bir yandan Türk-Sünni Müslüman kimlikli bir devlet yapısı oluşturmak için adım atarken İslamı ve İslamcı odakları da zapt-urapt altına almayı ve deyim yerindeyse ‘islamı’ devletleştirmeyi planlıyordu. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Farklı toplumsal kesimlerin direnişi ve tabii ki yeni rejimin kendi iç çelişkileri, zaten Anadolu coğrafyasının gerçekliğiyle de hiçbir şekilde bağdaşmayan yeni rejimi de köklü bir değişime-günün büyülü sözüyle- zorluyor.  Yıllara yayılan Kürt itirazı ve isyanları rejimi temelinden sarsarken, post İslami hareket ‘23 rejiminin burçlarını fethederek, 2002 yılı seçimlerinde salt çoğunluk sağlayarak tek başına kendini iktidara taşıdı.

Bu adım başlangıçta farklı kesimler tarafından değişik analizlerle-demokrasiye doğru adım, askeri vesayetten kurtulma- karşılanmış olsa da, bugünden bakınca görünen odur ki, yıllara yayılacak REJİM değişikliğinin ilk adımıydı. Bir basit iktidar değişikliği değildi.

Cumhur ittifakı, yeni Türk-İslam sentezi temelli, otokrat ve yayılmacı rejimin kurumlarını inşa etmekle yeni rejimlerinin geleceğe taşınacak yapı taşlarını kurumlaştırmakla meşgul. Yeni rejimin kalıcılaştırılması çabalarıyla yüz yüzeyiz.

Bu kısa girizgah-tabii ki, geliştirilmeye muhtaç haliyle- şimdi dile getireceğimiz görüşlerin daha kolay anlaşılmasını sağlayabilmek açısından gerekliydi. Sözün kısası…

Yeni rejimin inşası…

Yeni rejimin inşası ve kalıcılaştırılması çabası tabii ki düz bir çizgi halinde ve sarsıntısız ilerlemiyor. Nitekim yeni rejim kurucuları 2024’den itibaren-eski rejimin kurucu partisi CHP’nin değişiminden-, yeni bir mecraya girme eğilimi göstermesinden son derece rahatsızlar, başka birçok direniş odağının yanında… Uzunca bir süredir her türlü hukuk dışı yolu deneyerek hile ve desise ile işbirlikçiler organize ederek değişim geçiren ana muhalefet partisi CHP’yi mefluç hale getirdiler. Butlan kararıyla da son darbeyi indirdiler. Bu karardan sonra artık eski rejimin kurucusu olan parti entübe edilmiş oldu. İster kadük edilmiş haliyle bir kenar süsü olarak, ister devletin acil durumlarda faydalanacağı bir stepne olarak devam edecek olsun. Kim derdi ya da tahmin ederdi ki rejimin granitten hükümran kalesi bu hale düşecek! Bütün organizmalar gibi, doğa yasalarına uygun olarak bu kurucu parti de tarihteki marjinal yerini almak üzere…

Demokrasi, Değişim Arzusu ve Tatar Ramazan

Muktedirler açısından bir taşla iki kuş vurulmuş oldu. ‘CEHAPE’ tehlike olmaktan çıkarıldı. Daha da önemlisi partideki değişim yanlıları kopkoyu bir belirsizlik içine sürüklenerek darbelendi. Sahip oldukları olanaklar ellerinden alınarak portakal sandığına, tezgahtan oluşmuş kürsülere mahkum edildiler. Beis yok.

Şimdi gerekli olan cesaret ve inanç

Ölüyü diriltme çabaları beyhude ve belli ki yıpratıcı ve soğurulmaya açık. Artık değişimcilerin de deyimiyle ‘yeni bir yol açmak lazım’. CHP ele geçirilmiştir ve tekrar 2 yıla yaklaşık bir süredir yaşadığı ve kitleler açısından umut dağıttığı günlere dönmesi mümkün değildir. Amiyane tabiriyle ‘yedirmezler’! Artık Tatar Ramazan’ın  deyimiyle ‘bu oyunu bozmak’ lazım. Ve bu amaçla da önce oyunun dışına çıkmak lazım. Kolay mı, kim demiş. Zor mu, tabii ki, zor. Bir kere bu yola girdiğiniz zaman şimdi etrafınızda görünen bir çok değişimci muhalif(!) arkanızdan gelmeyip, bağırlarına taş basıp(!) güvenli limanlarında kalmayı seçecekler. Pek de az sayıda da olmayacak bunlar.  Sıfırdan olmasa bile epey bir geriden başlanacağı da hesaba katılmalı. Demokrasi mücadelesi dediğinizde zaten böyle bir şey değil mi?

Her şeyden önce 1,5 yıldır alanları doldurup taşıran kitlelere güvenmek gerekmez mi? O meydanlardan taşan demokrasi ve özgürlük umutlarına güvenmek gerekmez mi? Gelip kaçınılmaz olarak ülkenin kucağına oturmuş değişim arzusuna, 24 yıllık bu ceberut iktidardan kurtulma arzusuna güvenmek gerekmez mi?

Ülkemiz bir dönemece gelmiş dayanmış durumda. Ya İslamcı otokrasinin daha da kökleşmesi yolunda ilerleyecek ya da kendi gerçekleriyle uyumlu çağın ihtiyaçlarına uygun bir demokrasi inşa etme yolunda ilerleyecek. Ya yayılmacı bir hegemonya arayışı içinde her türlü maceralara açık bir devlet ya da içerde yada dışarıda barış içinde bir ülke. Eşitlikçi, barışçı, adaletli, kimliklere saygılı, özgürlükçü, demokratik hedeflere dönük olan bir yolda.

CHP’li değişimci-demokratlara düşen görev, bir oluşum inşa etmek için yola çıkmak, bu enkazın üzerinde ‘sosyal demokrat’ bir odak inşa etmek. Bu yolda CHP’lilerin de ötesinde bir kitleyle buluşulacağından emin olunabilinir.

Aksi takdirde meydanları dolduran demokratik potansiyel zamanla erime/sönümlenme tehlikesiyle karşı karşıya.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış