Diyarbakır’da Rant mı, Afet Güvenliği mi?

Günümüzde kentsel dönüşüm ve “rezerv yapı alanı” gerekçeleriyle yürütülen projeler, şehirlerimizi hızla kişiliksiz beton yığınlarına dönüştürüyor. Özellikle deprem riski bahane edilerek imara açılan alanlarda yükselen postmodern yapılar, birbirinin neredeyse aynı tasarımlarıyla kentlerin tarihsel ve kültürel kimliğini silip atıyor. Bu kişiliksizleşme, yalnızca estetik bir sorun değil. Aynı zamanda sosyal ve çevresel bir krizdir. Afet toplama bölgelerinin rant uğruna imara açmak tek kelimeyle vahşettir. Yerleşkede yaşayanların yaşama hakkını yok saymaktır. Öte yandan birbirine benzeyen şehirler, kültürel çeşitliliği yok ederken, afet dirençliliği iddiasıyla yapılan binaların kalitesi de sıkça sorgulanıyor. Gerçek kentsel dönüşüm, mevcut kimliği koruyan, yeşil alanları artıran ve yerel mimariyi ön plana çıkaran bir yaklaşımla mümkündür. Şehirlerimizi metalaştıran bu anlayış devam ettiği sürece, gelecek nesillere miras bırakacağımız tek şey, gri ve kimliksiz beton ormanları olacaktır. Oysa yaşanabilir bir kent, insanın kendini içinde bulduğu, aidiyet hissettiği bir mekandır; kopya binaların doldurduğu bir rant alanı değil.

Diyarbakır’da Rant mı, Afet Güvenliği mi?

 

Kayapınar’ın En Büyük Toplanma Alanı İmar Açılıyor

Diyarbakır’ın hızla büyüyen Kayapınar ilçesinde kent planlamasının en kritik alanlarından biri, bir anda “rezerv yapı alanı” ilan edildi. Yaklaşık 1,5 sayfalık bir haberin konusu olan bu gelişme, afet toplanma alanı ve mera vasfıyla korunan en büyük kamu arazisinin imara açılması anlamına geliyor. Şehrin nefes alabileceği, olası bir depremde binlerce vatandaşın sığınacağı bu alanın betonlaşma tehdidi, kent mimarlarını ve hukukçuları harekete geçirdi. Hukuk mücadelesi sürerken, eleştiriler sert: “Burada amaç afet güvenliği değil, milyarlarca liralık ranttır.”

Kayapınar Belediyesi’nin kararıyla afet toplanma alanı olarak belirlenen ve aynı zamanda mera statüsünde olan geniş arazi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından rezerv yapı alanı kapsamına alındı. Resmi gerekçe “kentsel dönüşüm” ve “deprem riskine karşı hazırlık” olsa da, Diyarbakır Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Diyarbakır Şubesi Eş Başkanı Serhat Meydan bu açıklamalara sert tepki gösterdi.

“Gerçekçi olalım” diyen Meydan, şöyle konuştu:

“Bu alan, Kayapınar’ın en büyük afet toplanma ve mera alanı. Deprem kuşağında olan bir kentte böyle bir alanın imara açılması, akıl alır gibi değil. Burada kentsel dönüşüm bir kılıf. Asıl amaç, milyarlarca liralık rant yaratmak. Şehirler artık insanca yaşanacak mekanlar olarak değil, metalar olarak görülüyor. Rant odaklı yaklaşım, Diyarbakır’ı da diğer birçok kent gibi kimliksiz, birbirinin kopyası beton yığınlarına dönüştürüyor.”

Gerçekten de Türkiye’nin pek çok şehrinde benzer manzaralar yaşanıyor. İstanbul’dan Ankara’ya, İzmir’den Gaziantep’e kadar birçok ilde afet riski bahanesiyle yeşil alanlar, parklar ve toplanma noktaları imara açılıyor. Sonuç ise monoton, ruhsuz ve kimliksiz kentler. Tarihi dokusuyla öne çıkan Diyarbakır’ın da bu trende kapılması, kent aktivistlerini endişelendiriyor.

Uzmanlar, Kayapınar’ın son yıllarda plansız nüfus artışı nedeniyle zaten ciddi altyapı sorunları yaşadığını belirtiyor. Trafik, su ve kanalizasyon problemleri had safhada. Böyle bir durumda, şehrin en büyük açık alanının yok edilmesi, olası bir depremde telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir. Çünkü afet toplanma alanları, sadece geçici barınma değil, koordinasyon, yardım dağıtımı ve lojistik merkezleri olarak da kritik önem taşıyor.

Hukuk mücadelesi ise tam gaz devam ediyor. ŞPO, meslek odaları ve bazı sivil toplum kuruluşları, kararın iptali için idari mahkemeye başvurdu. Davada, alanın mera vasfının korunması ve kentin genel planına aykırılığı öne sürülüyor. Ancak süreç uzadıkça, alanda hazırlıklar yapıldığı, bazı firmaların araziye göz diktiği konuşuluyor.

Kent plancıları, sorunun sadece Kayapınar’la sınırlı olmadığını vurguluyor. Türkiye genelinde “rant için her şey” anlayışının hakim olduğunu söyleyen uzmanlar, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Şehir planlama, artık bilimsel verilere değil, kısa vadeli ekonomik çıkarlara göre yapılıyor. Bu yaklaşımla sürdürülebilir kentler yaratmak mümkün değil. Her yeni bina, her yeni site, kentin ruhunu biraz daha öldürüyor.”

Diyarbakır halkı da konuya kayıtsız değil. Özellikle deprem gerçeğinin hafızalardan silinmediği bölgede, sosyal medyada ve mahalle aralarında “Toplanma alanımızı elimizden almayın” sesleri yükseliyor. Vatandaşlar, “Biz depremde nereye sığınacağız?” diye soruyor.

Kayapınar’daki bu tartışma, aslında Türkiye’nin kentleşme modelinin bir aynası niteliğinde. Rant mı yoksa insan odaklı, dirençli ve kimlikli şehirler mi? Bu sorunun cevabı, sadece Diyarbakır’ın değil, tüm ülkenin geleceğini belirleyecek. Hukuk süreci devam ederken, kamuoyunun baskısı da artıyor. Çünkü bir şehrin en değerli varlığı, betona değil, yeşile ve açık alana dönüştürülecek kamusal alanlardır.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış